Ermeni-Türk ilişkilerinin tarihçesi 1915 yılından çok öncesine dayanır. Osmanlı Devleti zamanında, devlete hizmet edenlerin kimliğinin önemli olmaması yani bir “liyakat” sistemi vardı. Bu sistem özellikle 15. Yüzyıla kadar çok güzel işledi.

Bu sistemin, Osmanlı Devleti’nin başarısına etkisi nedir? Soru cümlesiyle başlayacak bir araştırma var mıdır bilmem ama eğer yoksa tarih alanında çalışan bilim adamları için çalışma konusu olabilir diye düşünüyorum.

Osmanlı Devleti’nin en güçlü olduğu zamanların da yine bu sistem ile örtüşmesi de tesadüf olmamalı.

Bu liyakat sisteminde kişinin milliyetinin önemi yoktu. “Devşirme” adı verilen sistem, liyakat sisteminin de temelini oluşturuyordu. Kişinin Arnavut, Boşnak veya Ermeni olmasının önemi yoktu. Önemli olan hizmet etme bilincinin olması ve o işe layık olmasıydı. Bu bağlamda yönetimde olan birçok Ermeni asıllı Osmanlı’nın varlığı sayılabilir.

Bu yaklaşım, yeni ülke Türkiye Cumhuriyeti’nde de uygulandı. Bu duruma uyum sağlayamayacak olanlar veya kabul etmeyenler de mübadele ile göç ettirildi. Bu siyaset kapsamında Yunanistan’dan Türkiye’ye gelen Türkler ve Türkiye’den Yunanistan’a giden Rumlar örnek olarak verilebilir.

Tekrar konumuza dönecek olursak; Ermeni vatandaşlarımızın müzik konusunda yaptığı hizmetler azımsanmayacak kadar çoktur. Klasik Türk müziğinde oldukça sayıda fazla bestekâr ve eserlerini saymak mümkündür.

Bunların haricinde Klasik Türk müziği alanında besteler yapmış olmasının yanında müzik teorisi adına da hatırı sayılır katkılar yapan ve bir nota yazım tekniği icad eden Hamparsum Limoncuyan’ı anmamak olmaz.

Türk halk müziğinde de durum farksız değildir aslında. Aynı topraklarda birlikte yaşan Ermeniler ve Türkler bir birlerine kin gütmedikleri gibi gençlerin aşkını konu alan birçok türkü de mevcuttur. Örneğin TRT Repertuvarı THM Arşivi’nde 2574 Repertuvar numarası ile kayıtlı olan “Ahçik’i Yolladım Urum Eline” (Dinlemek isteyenler için aşağıya erişim adresini bırakıyorum) adlı türkü bu anlamda güzel bir örnek eserdir[1].

Bunların haricinde Nisan 1915 yılında çıkartılan tehcir kanunu ile Çankırı’ya sürgün edilen ve daha sonra serbest bırakılıp İstanbul’a dönen Kütahya doğumlu Gomidas Vartabed isimli Ermeni sanatçının ölümüne kadar Ermeni müziği alanındaki bestelerinin yanında, Türkü derlemeleri de gün yüzüne çıktı.

Yine TRT Repertuvarı THM Arşivi’nde 615 repertuvar numarası yer alan “Erzurum Çarşı Pazar” veya halk arasındaki ismiyle “Sarı Gelin” türküsü çok benzer bir melodi ile Ermeni halkı tarafından da seslendirilmektedir.

Yani buraya kadar olan kısımdan şunlar çıkarılabilir: 1. Bu iki toplum halkları birbirlerine âşık olacak kadar yakınlardı. 2. Türk müziğine beste yapacak kadar Türk müziğine hâkim olan Ermeniler vardı.3. Sarı Gelin örneğinde de olduğu gibi insanlar birbirlerinin eserlerini icra etmekte sakınca görmediler. Bunlara göre de halkın kendi arasında bir kızgınlığı/kırgınlığı da yoktur.

Tehcir sırasında bazı istenmeyen ve tasvip edilmeyen olaylar yaşanmış olabilir. Bu olayların daha büyüğü Maalesef ki Ermeniler tarafından Türklere uygulanmıştır. Erzurum, Kars, Erzincan, Bayburt bölgesinde yapılan araştırmaların arşiv kayıtları internette görülebilmektedir. Türkler daha çok kayıp vermiş olmasına rağmen Ermenileri “soykırım” suçlamasıyla itham etmemektedir. Ancak bu ve benzeri olaylar bir halkı veya devleti “soykırım” ile suçlamaya zaten yetmez. Soykırımın tanımı devlet nezdinde bellidir.

1915 olaylarından sonra bile birbirlerinin eserlerini seslendiren halkın, birbirlerini soykırım ile suçlamaması, halk nezdinde bu defterin kapandığı anlamına gelir.

Ancak günümüzde görüyoruz ki batıda yaşayan Ermeni lobisi, belki işi toprak talebine kadar götürmek niyetiyle, bilimsel bir kurum olmamasına rağmen devletleri, devlet başkanlarını ve meclisleri bu işe dâhil etmek peşindeler.

 Din birliğinden dolayı olduğunu düşündüğüm bir siyasi destekle, istediklerini de ülkeler bazında almaktadırlar. Bunun son örneğini de Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden’da gördük. Bu din birliği ve vaatleri Ermenistan ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni’nin 1923 yılındaki raporunda görebiliyoruz[2] . Kaçaznuni, “Türklere savaşı biz açtık” ve “Kandırıldık, tehcir doğruydu, olayların sebebi biziz” demektedir.

Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerinin her fırsatta “arşivlerimizi açalım” ve “ülkelerarası komisyonca incelensin” teklifleri dikkate alınamaya devam ediyor.

Konunun özü itibariyle; Ermeni ve Türk halkları arasında 1915-1980 yılları arasında açılmaya değmeyen defter, son 30 yılda birilerinin düğmeye basmasıyla açıldı. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti aydınlarının bu konuda üzerine düşen, halkları birbirine düşman etmeden, ülkemizde yaşayan Ermeni asıllı vatandaşlarımıza zarar getirmeden bu işi iletişim ve ortak akıl doğrultusunda çözüme kavuşturmak adına elden geleni (yazı, konferans, yabancı dilde makale vs)yapmak ve ülke adına taraf olmaktır.

 

[1] https://www.youtube.com/watch?v=Cz__rapFBsI&ab_channel=KalanM%C3%BCzik

[2] https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/guneri-civaoglu/iste-belge-1210796