61reis54 @ gmail.com

Evet sevgili dostlar...

Zaman su gibi akıp gidiyor.

Tam 20 yıl oldu. Dile kolay 20 yıl.

Son Başbuğun ebedi hayata yürüdüğü 97 yılından bu güne kadar.

Verdiği kavga hala tap-taze.  Hala ilk günkü heyecanın da. Davası Allah davası olan kıymetli Başbuğumun, kavgası da Allah davasının zaferi içindi.

Bizlerde bu uğurda her gün aynı şevk ve aynı heyecanla bu mücadeleye devam ediyoruz hamdolsun.

Hamdolsun...

Evlatların emanetlerine sahip çıkmaktan bir gün olsun vaz geçmediler.

Evlatların bu Allah davasının bayrağını taşımaktan bir gün olsun yorulmadılar.

Yılmadık Başbuğum...

Yıkılmadık Başbuğum...

Şimdi sizlere Başbuğ Alparslan Türkeş'in çok yakınında bulunan bir büyüğümüzün Türkeş'le ilgili bir anısını paylaşacağım.

 

Tahsin PEHLİVANOĞLU'NUN anısından...

1997`nin Mart ayının ortalarıydı. Yoğun bir gezi programı dolayısıyla ağır bir çalışma ortamındaydık... Kahramanmaraş ve Kayseri tarafına gidecek ve 21 Mart'ta Nevruz Bayramı için Kars'ta olacaktık, peşine de Almanya seyahatimiz vardı... Akşam, Keçiören Belediyesine ait Halil İbrahim sofrası`nda TİSAV'ın yemeğinden çıkmış eve giderken, Konya yolu Or-an şehir kavşağında Başbuğ bana seslenerek:

-Tahsin, dönün oğlum Ahmed Kayhan Hazretlerinin evine gidiyoruz, dedi...

Ahmed Kayhan isimli zat Ankara'da yaşayan büyük bir veli, bir Allah dostuydu... Başbuğ zaman zaman onu ziyaret eder, bu pir-i fani ile muhabbetten çok haz alırdı...

Mamak semtinde bulunan eve geldik... O sıralar Ahmed Kayhan Hazretleri'nin ayağı kırık olduğundan platin takılmıştı ve bu zor vaziyette kapıya kadar gelip Başbuğa,

-Türkeş hoş geldin diyerek hararetle sarıldı... Biz çaylarımızı içtik... Ahmed Kayhan Efendi Hazretleri önündeki çayın yarısını içmiş diğer yarısını elinde sallayarak sohbete devam ediyordu... Daha sonra elindeki yarım bardak çayı da Başbuğa ikram ederek,

-Türkeş buyur bunu da iç, dedi... Başbuğum da aldı ve zaten soğumuş olan çayı bir yudumda içti... On onbeş dakika daha oturduktan sonra Ahmed Kayhan Efendi:

-Türkeş kalk git, istirahat et yorgunsun, dedi... Bunun üzerine Başbuğ:

-Peki şıhım dedi ve hayırlı akşamlar dileyerek Ahmed Kayhan Efendiye sırtını dönmeden geri geri çıkış kapısına kadar geldik... Ayakkabılarını giyip evin kapısına çıktığı anda Ahmed Kayhan Efendi Başbuğuma seslenerek:

-Türkeş hakkını helal et de öyle git, dedi... Bunun üzerine Başbuğ:

-Hakkım helal olsun şıhım, sen de hakkını helal et, dedi ve Ahmed Kayhan Efendi de üç defa "Helal-i hoş olsun" dedi ve biz evden ayrıldık arabaya binerken:

-Başbuğum, Ahmed Kayhan Efendinin dedikleri beni ürpetti, dediğimde...

-Ürperme oğlum onlar Allah dostudur, ne dediğini bilir, Allah büyüktür dedi...

Bu olaydan onbeş gün sonra Başbuğum vefat etti... 8 Nisan 1997 günü Merhum Başbuğumu defnettikten sonra, Ahmed Kayhan Efendinin evine gittim... Beni görünce ağlamaya başladı... Biraz oturduktan sonra:

-Şıhım on beş gün önce Başbuğumla geldiğimizde bir saati aşkın bir zaman yanınızda oturduk... Kalkarken helallaşmadınız da tekrar kapıdan çevirip helalleştiniz... Bu neydi ? diye sorduğumda...

-Evladım o an Türkeş'i bir daha göremeyecekmiş gibi bir hisse kapıldım ama ben mi öleceğim, Türkeş mi ölecek bunu bilemezdim o sebepten ona bir daha sarıldım, dedi...

Ben bu gönül erinin yanından ayrılıp giderken , Ankara semaları sanki matem şiirleri okuyordu... Kısa bir müddet sonra bu zat da rahmet-i rahmana kavuşacak, bu fani alemden göçüp gidecekti...

Davan davamız,  kavgan kavgamızdır Başbuğum.

Ruhun şad mekanın cennet olsun.

Selam ve dua ile,

Kalın sağlıcakla..