61reis54 @ gmail.com

Evet sevgili dostlar son günlerde evet-hayır ile yatar kalkar olduk.

Yeni bir Anayasa değişikliği gündemimize geldiğinden beri hayatımızda en çok yer kaplayan bu iki kelime oldu, evet mi? hayır mı? Öyle ki iyilik temennimizde bile bu iki kelimeye kalın harflerle vurgu yaptık. Sevdamızı dostluklarımızı arkadaşlıklarımızı bu iki kelimeye endeksledik. Olmazsa olmazımız bu iki kelime oldu. Öyle ki evet diyenlere cennetten köşk verdik, hayır diyenlere terörist damgası yapıştırdık. Oysa bu yapılmaya çalışan kanun değişiklikleri bu ülkenin 80 milyonuna hizmet amaçlı yapılmıyor mu? Peki bu ötekileştirme neden?

Dünyada ki tüm sistemler insana hizmet amaçlı düzenlenir. Fakat tüm bu sistemdeki kuralları uygulatanda uygulayanda insandır. Demek ki aslolan insandır. Sisteminiz ne kadar düzgün olursa olsun, uygulayan ve uygulatan düzgün değilse sonuç hep kötü olur. Bu nedenle öncelik insanın eğitim ve kültür seviyesini yükseltmek olmalıdır. Düzgün insanın idaresindeki en kötü sistem, cahilin yönettiği en iyi sistemden de iyidir.

Onsekizbin alemin yaratıcısı olan yüce ALLAH her devirde gönderdiği elçilerle, nasıl idare edilmelinin örneklerini ve kurallarını da koymuştur. Bunların tümünde alınabilecek müthiş örnekler vardır. Bizler sadece son peygamber efendimizin dönemini incelesek yeterli olabilir.

Cahiliye Devri’nin katı, tebaayı kabile reisine mutlak itaate zorlayan sistemi karşısında Hz. Peygamber’in bu idare modeli, o dönem için radikal ve insanların İslam’a yaklaşmasını sağlayan bir yenilikti. O’nun yöneticiliği zamanından önceki düzende Araplar, kendilerini temsil ve idare edenlere itiraz hakkı olmaksızın tam bir mahkûmiyet altında yaşıyorlardı. Peygamber Efendimiz ise devlet yönetiminin temel esası olarak istişareyi kabul ediyordu. O; hakkında Allah’ın bir emri bulunmayan her hususta mutlaka ashabıyla görüşür, durumu onlarla müzakere ve istişare ederdi. Mutlak hükümdarlık modelinden çok uzak olan bu tarzı, aynı zamanda bütün ümmetine sunduğu bir reçeteydi. Efendimiz herhangi bir işe görevli tayin edeceğinde, uzmanlık ve yeterliliği diğer tüm kriterlerden önde tutardı. Layık olan kişileri; yaşlarına, ailelerinin soyuna bakmaksızın göreve getirirdi. “Emaneti ehline teslim etmek” ve “insanlar arasında adaletle hükmetmek”le (Nisa 58) emrolunan Peygamber’in, bunun aksine bir tasarrufta bulunması elbette düşünülemezdi. Sadece uygulama da ölçüsü değildi Kur'anı kerim. Efendimizin yaşantısında da ölçüsü yüce Allah'ın Kelamıydı.

İnsanın tüylerini diken-diken eden bir örnekle efendimizin idaresine bakalım. Bir Kurban Bayramı sabahı, namazdan sonra geldiği evinde Efendimiz'e kurban eti sunuldu. Yüzünde bir tereddüt işaretleri dolaşan Hz. Peygamber; “şu anda çevremizdeki komşularımız da et yiyorlar mı” diye sordu. “Hayır, biz herkesten önce sizin için hazırladık. Önce siz yiyin, sonra onlara göndereceğiz” cevabını alınca ise tabağı elinin ucuyla iterken şöyle dedi: “Götürün bu tabağı önümden. Komşumun yemediğini yemem, giymediğini de giymem. Ne zaman komşularımızın bacalarından et piştiğini gösteren dumanlar yükselirse o zaman getirin, ancak onlarla birlikte et yiyebilir, onlarla birlikte bayram yaparım!”

Böyle bir peygamberin ümmetlerinin yaşadığı coğrafyada Allah'ın Kur'anından ve efendimizin hayatından maalesef hiç örnek alınmadığı görülmektedir. Şöyle bir etrafımıza baksak bu coğrafyada akan kanlar, fakirlik, adaletsizlik ve rüşvet dünyanın gayri müslim devletlerinden kat be kat fazla olduğu görülebilir.  İlk ayeti 'OKU'  olan bir dinin mensupları olarak demek ki okumuyoruz, kendimizi yetiştirmiyoruz. Ondan sonra olmuyor diyoruz, eee olmaz tabi.

Şimdi önümüze bir Anayasa metni geliyor ve fikrimiz soruluyor. Ya arkadaş biz bizi yaratan Allah'ın kanunlarını bilmiyoruz ve uymuyoruz, sizin kanunlarınıza evet desek ne yazar hayır desek ne?

Sanki;

Benim ülkemde kimse kırmızı ışıktan geçmiyor, kadına şiddet sıfır, benim gibi engelli bireylerin sınırsız hakları var, kimse vergi kaçırmıyor, kimse rüşvet yemiyor, adam kayırmacılık yandaşlık-candaşlık yok....

Eğitim seviyesinde Uganda ile yarışıyoruz. Ağır sanayide tek rakibimiz Amerika.

Haaa

Tüm bu sorunlar bu anayasa ile değişecekse bu anayasa değişikliğine milyon kere EVET diyelim.

Elbette,

Bu sorunlar bu günün sorunu değil, bu yazdıklarımda kimseyi yada bir dönemi eleştirmiyorum. Bu sorunların sebebi başta benim, sonra sen. Demek istediğim herkes kendine çeki düzen verirse bu memleket düzelir ve yaşanılabilir olur.

Cennet mekan Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'in dediği gibi: " Tıp fakültesinin koridorları ile ilahiyat fakültesinin koridorları birleşmediği sürece bu ülke düzelmez."  Ne olur bu sözü bina şekli olarak algılamayın... (Tıp Fakültesi öğrencisi kendi alanı kadar ilahi ilimleri, İlahiyat Fakültesi Öğrencisi kendi alanı kadar, tıp ilmini bilmek zorundadır. Kısacası Bilimle uğraşanın din ilmini, din ile uğraşanın bilimi bilmesi)

Benim oyum mu?

Ne diyor sayın Devlet BAHÇELİ: Önce ülkem, sonra partim, sonra ben....

Kalın sağlıcakla.....