Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Yaz tatili için Balıkesir’deyim. Balıkesir Ege’ye sınırı olan, denizi güney illerimize göre soğuk, sahilleri çoğunlukla rüzgarlı ancak doğal güzellikleri ile kendisine hayran bırakan bir şehrimiz.

Balıkesir’in bendeki ayrı bir yanı ise milli hikayecimiz Ömer Seyfettin’in memleketi olmasıdır. O’nun bir önceki devletimizde sürülen hayatların içinden çıkarıp bize aktardığı hikayelerdeki kullandığı dil ve üslup o kadar etkileyicidir ki; adeta bizi alıp o yıllara götürür.

Aynı zamanda Çanakkale kahramanlarından Seyit Onbaşı; Balıkesir Havran’lıdır. Havran, Balıkesir Edremit yolu üzerindedir. Geçerken mutlaka uğrayın.

Edremit demişken; şehit öğretmen Aybüke Yalçın’ı anmadan yolumuza devam etmeyelim. En son mezun olduğu liseye isminin verilmesinin ardından, okul mezunlar derneği bu değişikliğe itiraz için dava açmıştı. Kamuoyu’ndan yükselen tepkiler sonrası bu davada son durum nedir açıkçası merak ediyorum.

Görüldüğü üzere bir şehrimizden bir başkasına geçerken dahi memleketimizin var olması için ne bedeller ödendiği gözlerimizin önünden akıp gidiyor.

Peki bu ödenen bedeller bu kadarla kalacak mı?
Yoksa her geçen gün devreye giren yeni planlar, şu an isimleri henüz bilinmeyen kahramanlar tarafından yeniden yırtıp atılacak mı?
Bu soruya cevabı yazımızın sonunda verelim.

Son dönemin en yeni planının adı CHP’dir.

İktidardan memnun olmayanlar; topraklarımız üzerinde yarım kalan hesapları tamamlamak isteyenler; 15 Temmuz’da başarılı olamayanlar; milli kültürümüzün, manevi değerlerimizin ve milliyetimizin düşmanları; ırklarla beraber cinsiyetleri de ortadan kaldırıp, insanlığın sonunu hazırlamakla uğraşan tanımlanması zor yaratıklar bir araya gelmiş, 7 Haziran 2015 seçimleri ile yarım kalan ihaleyi tamamlamak istiyorlar.

Bu gurupların ihaleye girebilmek için ayrı ayrı iş bitirmeleri yetmediğinden önce CHP’yi işgal ettiler. Sonra CHP etrafında başı sonu belli olmayan bir gizli konsorsiyum oluşturdular. Şu anda ise ihale dosyasını tamamlamaya çalışıyorlar.

Dosyayı kimin götürüp sunacağı yani 2023’te henüz kimin aday olacağı aralarındaki en ucuz çekişme! Asıl çekişme ise ihaleyi alırlarsa başlayacak. Kim nerede hangi derebeyliği ilan edecek ve sonra hangisi diğerine saldıracak göreceğiz.

Söylediklerimizi biraz açalım: Şubat ayından itibaren Oksijen diye haftalık bir gazete çıkıyor. Geçen gün sahile giderken gözüme takıldı. Alıp okumak istedim.

İçerisinde yukarıda saydığım kesimlerin bazı temsilcilerinin yazıları var. Bir tanesi CHP ile ilgili başlattığı dizinin son yazısı ile sayfalardaki yerini bulmuş. İsmi Ali Yaycıoğlu. Amerika’da görev yapan bir akademisyen. Uzmanlık alanı Osmanlı ve Ortadoğu. Özellikle Osmanlı’nın son üç yüz yılı üzerinde çalıştığını ifadelerinden anlıyoruz.

Ali Yaycıoğlu, kaleme aldığı yazı dizisinde önce CHP’nin kaynağını 18.yy reform hareketlerine dayandırıyor. Sonrasında ise üç yüz yıllık tarihi süreç içerisinden cımbızla seçtiği olaylarla CHP’yi özdeşleştiriyor.

Yazar ilerleyen satırlarda CHP’yi İttihatçılardan keskin çizgilerle ayırıp; CHP’nin, milli mücadelede ve sonrasında isyanlara karşı olan tavrına karşı suçlayıcı bir dil kullanıyor.

Sebebi belli. Biraz sonra CHP’ye yükleyeceği misyon gereği, hatalarıyla sevaplarıyla canlarını dişlerine takıp mücadele edip, elde kalan son toprak parçasını korumak için Ermeni Tehciri gibi önemli bir karara imza atanlarla; doğu-güneydoğu isyanlarına karşı net bir tavır takınarak ihanete göz açtırmayanların CHP’yle aynı karede bulunması işi bozuyor olması.

Gelelim CHP’ye yüklediği misyona:

“Cumhuriyet Halk Partisi’nin Erdoğanizm sonrası Türkiye’ye geçiş sürecine ve ülkenin yeniden kurulmasına liderlik etme iddiası varsa, bu yıkımdan sonra kurulacak şeyin adeta yeni bir ülke olduğunu idrak etmesi ve öyle davranması gerek. Bu ise eldeki ideolojik kalıp ve referanslardan sıyrılmayı, yeni bir kamu düzeni, bir toplumsal sözleşme ile yeni bir anayasa, temiz bir siyasal hayat, adil gelir dağılımını önceleyen bir iktisadî yörünge ve çevre ile yeni bir ilişki üzerine kapsamlı bir program ortaya koymayı zorunlu kılıyor.”

Yazar bu şekilde başladığı görevlendirme faaliyetine ileriki satırlarda; Osmanlı’nın son, Cumhuriyetin ilk zamanlarında milli birlik ve beraberliğimize kast etmiş ve bundan dolayı cezalandırılmış bütün gruplara karşı, CHP’nin şapkasını önüne koyup; hepsinin gönlünü yapacak ve aynı zamanda onların önünü açacak bir toplumsal mutabakatın öncülüğünü yapmasını isteyerek devam ediyor.

İktidarı devirmek için CHP etrafında asgari müştereklerde birleşildiğini belirten yazar, satır aralarında gizlenmiş anlamlarla adeta bu yolda her şeyin mubah olacağını ima ediyor. Bunlardan en neti işte şu satırlar:

“CHP’nin bir şekilde var olan saltanat iktidarına karşı bir isyan hareketinden doğduğunu düşünürsek, sanırım bu isyan hareketinin ideolojik ve moral kodları bizi oldukça gerilere götürecektir. (Bu satırları yazarken Mustafa Kemal’in 1914’te Sofya’da askerî ateșe iken Yeniçeri kostümüyle katıldığı baloda çektirdiği fotoğraf aklıma geldi). “

Mustafa Kemal’in o baloya Yeniçeri Kıyafeti ile neden gittiğini Ömer Seyfettin’in doğduğu Gönen’den bir çocuğa sorsak: “Devletin ihtişamlı dönemlerini hatırlatmak ve hala ayakta olduğunu ifade etmek içindir” diye bir cevap vereceğinden kimsenin şüphesi yoktur.

Ancak tamamıyla ticari bir müessese haline gelip kendi rantları için isyan eden yeniçerilerle Atatürk’ü özleştirmek demek; AKP iktidarını devirmek için isyan eden FETÖ’cülerle Atatürk’ü yirmi beşinci karede aynı sahneye yerleştirmek demektir. İşte bu; sıradan bir tarihçinin yapamayacağı kadar milli çerçeveden uzak, planlı bir yaklaşımdır. Ve olası bir CHP iktidarında FETÖ’cülere uygulanması gereken bakış açısının algısını oluşturmak için kullanılmıştır.

Bulgar, Sırp komitacılarla ve Yahudi örgütlerle ile iş birliği yaparak saltanata karşı hareket eden bir kaynaktan CHP’yi doğuran Ali Yaycıoğlu’nu deşifre etmek için, bu kaynağın derinlemesine incelenmesinde fayda vardır.

Saltanata karşı birleştikleri düşünenlerin o dönem amaçları birbirinden farklıdır. Bulgarlar, Sırplar İmparatorluğu parçalayıp kendi devletlerini kurmak gayesinde en uç noktayı temsil etmektedir.
Bir diğer uçta ise imparatorluğun devamını saltanatın devam etmesinin yanı sıra, her kesimin temsil edileceği ulusal bir meclis kurularak, demokrasiye atılacak önemli bir adımla mümkün olacağını savunanlar vardır.

Bu ikinci gurup daha sonra ilk gurubun memleketi parçalamak gayesini fark etmiş, bu sefer onlara karşı mücadeleye başlamıştır. Balkan savaşlarında canını ortaya koymuş, başta Edirne olmak üzere giden toprakların bir kısmını geri almış, Ermeni Tehciri ile ülkenin diğer yarısının da kopartılmasına izin vermemiştir.

Birinci Dünya Savaşında; savaşın asıl amacının imparatorluğun topraklarını paylaşmaya doğru kaydığını gören İttihatçılar, Almanlardan başka bir seçenek kalmaması üzerine alınan bu mecburi kararın da bedelini sırtlanmışlar; Süveyş’te kanal boylarından, Çanakkale’de Conkbayırı sırtlarına, Bakü’de kent meydanından, Hicaz’da kutsal topraklara kadar memleketle beraber kan kaybetmişler, can vermişlerdir.

Büyük çoğunluğu milli mücadele kadrolarında yer alan bu memleket sevdalıları elde kalan tek toprak parçası Anadolu’nun; milli bir devlet olması için son görevlerini yaparak tarihin derinliklerindeki yerlerini almışlardır.

Bugün içinde olduğumuz tarihi sahne, senaryo kurgusu açısından neredeyse aynı şekilde karşımıza çıkmaktadır. İktidarı devirmek noktasında yol başçılığı yapanlar ülkemizin doğu ve güneydoğusunu bizden koparmak isteyenlerle iş birliği içindedir. Sorduklarında Türk milliyetçisi olduğunu söyleyen ancak her bir tarafı başka telden çalanlar ise bu iş birliğini inkâr etmekten başka geleceği kestiremeyecek kadar Türk tarihinden uzaktır. Zira bu plan tutarsa memleketin el birliği ile parçalanması hiçten bile değildir!

Kurban Bayramının yaklaştığı günlerde, tatil yolunda aracımı sürüp giderken selamlaştığım Havranlı, Edremitli, Gönenli saf temiz memleket insanlarının yıllardır ödediği bedelleri unutup memleketi tehlikeye atanlarla; hala gözleri doymayıp milletin malını yiyip içip, azıp kuduranlara bir tek söz söylemek istiyorum:
Kimse yörük sırtında kurban kesmeye kalkmasın!

Bütün planların farkındayız!