Merhaba sevgili okurum. Keyifli bir Pazar gününden hepinizi selamlıyorum. Umarım hepinizin sağlığı yerindedir.

Geçen hafta bahsettiğin çocuk mahremiyet eğitimi konusunun kalan kısımlarından bahsederek konuyu bitirmek istiyorum bugün. Konuyu bilmeyenler geçen haftaki yazımı okuyarak bilgi alabilirler.

Beden eğitiminin 3 aşaması olduğundan bahsetmiştik. Bunların ilki “Fiziksel aura”ydı. “Fiziksel aura” basamağından sonra “Zihinsel aura” basamağı geliyor. Bakalım neymiş “Zihinsel aura”.

Zihinsel aura: Zihinsel aura, çocuklar sosyal- iletişim becerileridir diyebiliriz. Zihinsel auranın oluşması için çocuğumuzla özel vakitler geçirmemiz gerekiyor. Çocuk ile çocuklaşmalıyız. Ve çocuğa özel anlar oluşturmalıyız. Çocuğun seviyesine inerek onun bizi anlayacağı bir şekilde iletişim kurmalıyız.

Bu konuları duyan çoğu ebeveyn “Ben zaten bunu yapıyorum.” diye düşünebilir. Ancak burada çocukla geçilen zamanın niceliği değil niteliği önemlidir. Çocuğumuza gününün nasıl geçtiğini, onu üzen herhangi bir şeyin olup olmadığını sormak bahsi geçen zihinsel aura için ne yazık ki yeterli değil. Onunla, çocuğumuzun özüne inebileceğimiz samimi ortamlar oluşturmaktan bahsediyoruz. Size gerçek duygularını göstermesini sağlayacak bu ortamlar.

Günün bir saatinde sevdiği bir etkinliği yaparak onunla kaliteli vakit geçirmelisiniz. İçinizden geldiği gibi çılgınca eğleneceksiniz o çocuk ile. En son ne zaman bir çocuk gibi çılgınca eğlendiniz çocuğunuz ile? Bunlar çocuğun gelişimi için çok önemli.

Gelelim son basamağımıza.

Duygusal aura: Duygusal aura çocuklarımızın duygularını ifade eder. Bu basamağın oluşması ve gelişimi için çocuklarımızın duygularını yaşamalarına izin vermeliyiz. Çocuğumuzun bize yansıttığı her duyguyu kıymetli görmeliyiz. Ağlıyor olsa bile bu duyguyu küçümsememeliyiz.

eğer çocuğumuz üzülüp ağlıyorsa ona “Kız gibi ağlama, bebekleşme, mızmızlık yapma” gibi etiketlemeler yapmamamız gerekiyor. Çocuklar büyüdüğü zaman bu duygulardan hep kaçmaya çalışacak. Ağlamanın yanlış olduğunu düşünecek ve üzüntüsünü içine bastıracak. Duygularını yansıtmaktan utanacak.

Bazı duygular bize daha sevimli geliyor, evet bu toplum olarak böyle kabul edilmiş. Ancak kötü olarak düşündüğümüz duygular da hayatımızın bir parçası ve o duyguları da yeri geldiğinde yaşamamız gerekiyor. Hiçbir şeye üzülmeyen bir yetişkini gamsız olarak yargılıyoruz. Ancak çocuklardan üzülmemesini istiyoruz. Bırakın yeri gelince beraber ağlayalım. Beraber sinirlenelim.

Eğer bu duygular bastırılırsa çocukların duygu değişimlerini fark edemeyiz. Herhangi bir istismar olayında çocuklar zaten duygularını belli etmedikleri için, günlük yaşantısında duygularında düşüş olduğunu anlamayabiliriz. Bu yüzden çocuklarımızın duygularını görmezden gelmeyelim. Her bir duygusunu özenle inceleyelim.

Sağlıklı ve mutlu bir hafta dileyerek sevgilerimi gönderiyorum. Sağlıcakla kalın.