İşte tam bu süreçte partiye sızmalar başlıyor.  ANAP’taki para baronları, DYP’deki kapitalistler ve hatta solun emekçi kesiminin sırtından geçinen halkçı görünümlü zengin züppeler. Bir anda AK Partideki köşe başlarını kapmaya başlıyorlar. Tek kıbleleri para olan bu asalakların taarruzundan cesaret alan; etnik bölücüler, din tüccarları da AK Partide rol kapma sevdasına girdiler. Öyle ya tabanı inançlı insanlardan oluşan ümmetçi bir partide din tüccarlarının köşe kapması daha kolay ve dikkat çekmeden olabilecek bir durumdu.  Bunlarda sessiz sedasız kilit noktaları ele geçirmişlerdi. Ayrıca Said-i Kürdinin torunları da bunların en büyük destekçileri idi. 

İyi niyetiyle ülkesi ve milleti için mücadele eden Ak Partililer bu hain ve çıkarcı grubunun partiyi ele geçirme çabalarından habersizce kapı kapı dolaşıp partisi uğrunda mücadele vermeye devam ettiler. İçerde ki AKP’lilerin tüm hainliklerinden, tüm ihanetlerinden habersiz. Kadın kolları, gençlik kolları her gün halkın içinde halkın yanında olmaya çalışıyorlardı. Reislerini çok sevdikleri için onu yalnız bırakmamak uğruna 7/24 çalışıyorlar didiniyorlar.

Oysa AKP’liler ihale koşturuyor, paralarına para katıyorlardı. Hatta Reisle taban arasına Berlin duvarı örerek. Tabanı Reisten uzak tutarak...

Din tüccarları, şeyhler, şıhlarda etnik ırkçılarla devletin kilit noktalarına yerleşmeye kadrolaşmaya devam ediyorlar. Günahları kadar sevmedikleri Reise sırf kendi kadrolaşmaları sekteye uğramasın diye neredeyse aşk ilan ediyorlar.  Kozmik odalara kadar devletin tüm kalbine yerleşerek ülkemizi kanlı ve dönüşü olmayan bir yola sokmaya çalışıyorlar.

Bu grup 15 Temmuz’da düğmeye basıyor, seviyormuş gibi yaptıkları Reisin kellesini almaya teşebbüs ediyorlardı. Ak Partililerin iyi niyetinden yada siyasi acemiliklerinden faydalanıyorlardı.

Gel gör ki hesaba katmadıkları iki kuvvetle karşılaşmak ve mağlubiyeti tatmak zorunda kalacaklardı. Siyaseti bilmeseler de Reislerini can pahasına koruyacak tabanı hafife almışlardı. Bu birinci kuvvetin sokaklara dökülmesi hesaplanamamıştı. Tankı kullanan AKP’li tankın önüne yatan Ak Partiliyi hafife almıştı.

İkinci ve en önemli kuvvet ise, önce devletim önce milletim diyen Milliyetçi Ülkücü hareketin lideri Devlet BAHÇELİ beydi. Daha kalkışmanın ilk dakikası itibarı ile hükümetin yanında dim dik duran Devlet beyi hesaba katmamışlardı. Oysa Devlet bey Reise çok ağır sözler sarf ederdi. Şimdi nasıl olurdu da Reisle birlikte hareket ederdi. Küçük beyinlerinin almadığı bu iki imanlı kuvvet onları perişan etmişti.

Fakat tüm bu olaylar karşında sessizliğini koruyan AKP’li paracı grup parti içinde yer almaya devam ediyordu. Sessizce ve paralarını kazanmaya devam ederek. Reisle tabanın arasındaki Berlin duvarını güçlendirerek...

Hatta mevki ve makamlarını canları gibi koruyarak...

2018 seçimleri sonrası hafif hafif hareketlenmeye başladılar. Cumhur ittifakını yaralayan küçük ama mide bulandırıcı hamlelerle Reisi güçsüzleştirmek peşindeler. Bu para ve menfaat baronları ara ara milliyetçi ülkücü hareketin hassas olduğu konularda hadsiz ve çapsız açıklamalar yaparak nifak tohumu ekmeye çalışıyorlar. Allah’tan her hamlelerini bozacak bilgi ve kabiliyet sahibi olan BAHÇELİ varda şimdilik emellerine ulaşamıyorlar. Elbette Cumhurbaşkanımızın dik duruşu da göz ardı edilmemeli.

2023 Lider ülke Türkiye hayallerinin gerçekleşmesi sizin elinizde. AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi tabanı çok dikkat etmek zorundadır. Bu hem ülkemizin hem milletimizin mutlu yarınları için çok önemlidir. AKP’lilerin Reis ve Cumhur ittifakına zarar vermelerine engel olunmalıdır. Çin Seddi misali bir duvar örerek bu AKP’liler ayıklanmalıdır. Cumhur ittifakının iki kanadı da birbirlerine kenetlenmelidir. Sorgusuz sualsiz liderlerine kulak vermeli, 2023 seçimlerinde zafere ulaşmalıdırlar.

Aksi halde kaybeden güzel ülkemiz olacaktır. Gazi Atatürk’ün “ zafer; zafer benimdir diyenlerindir” sözünü şiar edinip çalışmalılar.

Bakın kaybedilen Büyükşehir Belediyelerinde neler kaybedildiğini çok net görebilirsiniz. Bizi bizden olmayanların yönetmesini istemiyorsak el ele gönül gönüle kenetlenmeliyiz.

"Beden ölür, çürür, cana bakın siz.

Kim kiminle yürür, ona bakın siz.

Bırakın dönsün dönme dolaplar.

Haktan hakikatten yana bakın siz."

-Abdurrahim Karakoç -

Değerli şairimizin dediği gibi ya birlikte yürüyeceksiniz, ya dolap döndürenlerin dolaplarında yok olacaksınız.

Sonsuza dek var ol Türkiye.

Sağ kalın sağlıcakla kalın