Edebiyat-Kültür- Sanat

Bir toprak parçasının sonuna sahiplenircesine kendi ütopik isminizi vererek o toprağa sahip olamazsınız. Şayet bir şer odağı haline gelir de o topraklarda insanlara kan kusturur, bu yaptığınıza da “mücadele” derseniz tarih size güler. Pusularla, kitle imha silahlarıyla ve/veya zorbalıklarla bahsi geçen topraklarda sahte hükümdarlığa soyunur, sonuna “–istan” getirerek hayali ve basmakalıp devletinizi kurduğunuzu dünyaya ilan ederseniz, bunun tek bir adı vardır:Terörizm. Ancak öyle “-istan” lar vardır ki o coğrafyanın adı âdeta bir millete özgü kimlik halini almıştır. Sözü nereye mi getireceğim? Ay ve yıldızıyla Türk-İslâm kokan gök bayraklı unutulmuş bir ata yurduna, Doğu Türkistan’a…

Doğu Türkistan Cumhuriyeti Devleti 1949 yılından bu yana Çin Yönetiminin işgali altında bulunan bir devlettir ve bu devletin 24(yirmi dört) milyon nüfuslu halkı ise Müslüman Türk Soylu insanlardan müteşekkildir. Doğu Türkistan Cumhuriyeti Devletini oluşturan Türk Soylu halk; Türk Milletinin birer parçası olan Uygur, Kazak, Özbek, Kırgız, Tatar ve diğer Türk boylarından oluşmaktadır. İşgal altındaki Doğu Türkistan Cumhuriyeti Devletinin toprakları tarih boyunca Türklere ait olmuştur. Hal böyle iken uluslararası örgütlerin en büyüğü ve varlık sebebi insanlığa onurlu bir yaşam sağlamak, oluşması muhtemel sorunların ve haksızlıkların barışçıl yollarla çözülmesine zemin hazırlamak olan Birleşmiş Milletlerin, Doğu Türkistan’ da yaşayan Türklerin işgal ve zulüm altında yaşamasına göz yumması düşünülemez bile. Bu konuda en büyük önder olarak hiç kuşkusuz şu an Amerika’da yaşayan Rabia Kadir’dir. Bu zulmün dünyaya duyurulmasında büyük rolü olan Rabia Kadir, Türkiye’den de defalarca yardım talep etmiş ancak yeterli karşılık alamamıştır.

Doğu Türkistan’da insan hakları ihlali yapıldığı açık ve nettir. Fikrini açıklayanlar ya sürgün edilmekte ya da gayrisıhhi şartlar altında zindanlarda tutulmaktadır. Bunun yanında büyük bir insanlık suçu olan soykırım da bu coğrafyanın makus talihidir. Özellikle Doğu Türkistan celladı olarak bilinen Wng-Zen adlı bir komutanın 1952 yılında 250.000 Uygur Türkünü katlettiği, muhtelif kaynaklarca belirtilmektedir. Çin, bununla da kalmayıp asimile politikası gütmekte, Uygur Türklerini kürtaja zorlamakta, Türkçe ve lehçelerini yasaklamakta ve ibadet özgürlüğünü kısıtlamaktadır. Bu kadar çok dillendirilen suçların bir senaryodan ibaret olduğunu söyleyenler de genelde kulak tıkama ehilleridir. Zira Kayseri’de bizzat katıldığım bir konferansta Uygur Türkleri bu zulmü fazlasıyla doğrulamaktadırlar.

Sivil toplum kuruluşlarının bu konunun üzerine gitmesi gerektiğini belirtiyor, her zaman mazlumun yanında olmuş Türkiye Cumhuriyeti’nin de gerekli desteği er geç sağlayacağına inanıyor, şu mübarek günlerde Allah’tan başka destekçisi olmayan Uygur Türklerine, kendi öz yurtlarında hürriyet dolu bir gelecek diliyorum.