Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Türküsü başladığında gözleri yaşarmayanımız yoktur herhalde, en azından bunu becerebiliyoruzdur diye ümit ediyorum.

Gözümüzün yaşardığı Çanakkale!

Acaba yüzümüz kızarıyor mu seni görünce?

 

Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,

Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer

 

Dünyanın her yerinden gelen kan emici, sömürgeci, emperyalistlerin topla tüfekle geçemediği Çanakkale’den biz bu yüzle geçebilir miyiz?

 

Onların yere düşüp kirlenmesin diye toprağa düştüğü mübarek bayrağımızı biz Diyarbakır Lice’de üstelik askeri bir kışlanın bahçesinde yere düşürdük. Şimdi o kara yüzümüzle çıkabilir miyiz karşılarına?

 

Diyebilir miyiz? Ey güzel Ecdat!

Sınırlarımız, şehirlerimiz, sokaklarımız, mahallelerimiz işgal edildi, sesimizi çıkarmadık iyi şeyler olacak dediler, sustuk izledik.

 

"Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;

Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

 

Sana desteğe gökten melekler gelirken, sen şehit olduğunda seni Peygamber efendimiz (s.a.v) karşılarken, Kâbe mezar taşın olarak görülürken,

 

Biz camiye gittik, hacca gittik, umreye gittik fakat hakkı hukuku terk ettik, yanlışa yanlış, doğruya doğru demedik,   bir gün öyle bir gün böyle dedik, rızkın O’ndan olduğunu unutup kesilecek diye korktuk. Onlar yanlış yaptı biz onları onlardan önce savunduk.

 

Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhat,

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

 

Böyle mi olacaktık Ecdat bu makamlara erişirken biz sadece bir “Heyhat “ olarak mı kalacaktık.

Çoğunluk böyle yapıyor diye biz de onlara mı uyacaktık?

Üç kere hayır, dokuz kere tövbe, kırk kere Bismillah..

Kimin ne yaptığı umurumuz da değildir, kaç kişi oldukları da önemli değildir.

Koskoca bir Cihan imparatorluğunda kala kala elimizde bir avuç Anadolu toprağı kalmıştır.

Sözde insan hakları savunucularına,

Memleketin ortasına kan tohumu ekmekten başka bir şey yapmayan sözde demokrasi çiçeklerine,

Gittiği şehirlerde miting meydanlarında, Arnavut, Boşnak, Gürcü, Abaza, Laz, Çerkez, Manav, Yörük, diye hepsi birer Müslüman Türk evladı olan insanlarımızı ayrıştırmaya çalışan ve bu ayrışma üzerine yeni bir yapı kurmaya çalışanlara rağmen atamıza layık birer evlat olabilmek için mücadelemiz bütün kuşatmalara rağmen devam etmelidir ve edecektir. Ve o Anadolu’muz eninde sonunda bu hasrete dayanamayıp, Hazar’dan geçip, Kaşgar’la birleşecektir. 

 

Bu şer odaklarına da şunu hatırlatmak isterim ki,

Üzerimize örtmeye çalıştığınız toprağın altında atalarımız yatmaktadır, bizi gömmek isterken onları ayağa kaldırırsanız işte o zaman döküleceğiniz deniz bile size dar gelecektir.

 

Selam olsun o şanlı Askere ve o orduların başbuğlarına!