Sakarya’ya 2003 yılında geldim.

Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda ders vermeye başladım.

Geldiğimde şehir, depremin yaralarını yeni yeni sarıyordu. O yıllarda şehir merkezinde bile yan yatmış binaları, çatlak asfaltları görmek mümkündü. İnsanlardaki deprem kaygısı her zaman hissediliyordu.

İşim ve alanım gereği yapmam gereken şey, şehrin kültür/sanat hayatına artı bir değer katabilmekti. İlk olarak okulda bir Türk halk müziği korosu kurduk ve öğrencilerle konsere hazırlandık. İlk konseri bugün yıkılmış olan AFA’da –ki o zaman Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi idi-bir konseri de Pamukova’da verdik. Her iki konserde de çok olumlu tepkiler aldık. Dinleyicilerin katılımı çok üst düzeydeydi.

Pamukova’nın merkeze uzak bir  ilçe olması sebebiyle, açıkçası bir konser salonu beklentimiz yoktu, ancak AFA da yeterli değildi.

Yaralı bir şehirde, bu eksiklikleri dile getirmek biraz acımasızlık olurdu. Evi olmayan insanlar varken, çocuklarının geleceğini hesap edemeyen insanlar varken bu konular konuşulamazdı.

Aslında önceki yazılarımdan birisinde de yazmıştım, sanat bu tür toplumsal yaraların merhemi oluyor. Ama sanat yapabilmek için de dört başı mamur binalara bazen gerek olmuyor, gerek olsa da dillendirilmiyor.

Geldiğimiz noktada, sahne kapasitesi, ses ve ışık tesisatı, dinleyici kapasitesi bakımından en çok fayda sağlayan salon Sakarya Üniversitesi Kongre Merkezi’ndeki 1 nolu salondur. Ancak o da adı üzerinde, kongre merkezi olarak düşünülmüş, akustik anlamda eksiklikleri olan bir salon.

Müzikal sunumlar için bazı eksikleri olsa da şehirdeki diğer salonlara oranla artıları daha fazla olan bir salon. Bununla birlikte kongre merkezi yöneticileri ve üniversite yöneticilerinin iyi niyeti ile şehirdeki neredeyse tüm etkinlikler orada yapılıyor.

Büyükşehir, Adapazarı, Serdivan ve Hendek Belediyesi bünyesinde de bu tür faaliyetler için kullanılabilecek salonlar mevcut.

Büyükşehir Belediyesi’nin, salonlarını dışarıya çok fazla açtığı kanaatinde değilim. Serdivan, Adapazarı ve Hendek Belediyeleri bu konuda daha fedakâr.  Tabii bu salonların da kendine göre yetersiz kaldığı noktalar var ve yöneticilerine zaman zaman bu eksiklikleri ilettim. Adapazarı Belediyesi bu eksikliklerin giderilmesi adına Orhangazi Kültür Merkezi’nde önemli iyileştirmeler yaptı. Hendek Belediyesi ise sanırım ilk fırsatta yeni bir salon inşasına girişecek.

AFA’nın yıkılan binası yerine, şehrin bu tür ihtiyaçlarını karşılayacak başka bir bina yapılacaktı ancak sanırım şu sıralar bir faaliyet yok. Planlarını görünce heyecanlanmıştık ancak maalesef hevesimiz giderilemedi. Açıkçası eldekinden de olduk diye korkuyorum.

Şehirde gerek üniversiteler bünyesinde oluşturulan öğrenci toplulukları (müzik, tiyatro vb alanlarda)gerekse şehirdeki sivil toplum örgütlerinin toplulukları müzik adına oldukça iyi niyetli çalışmalar gerçekleştiriyor. Bir de bunların haricinde şehir dışından gelen kişi ve grupların konser çalışmaları da eklenince 1 milyonluk bir şehir için, eldeki imkânların yeterli olmadığı kanaati bizde uyanıyor.

Peki, şehrimizin yeni valisinden bu alandaki isteklerimiz nelerdir?

  • Turizm, spor, tanıtım önemli ancak sanat ve kültüre de önceki dönemlerde göremediğimiz desteği bekliyoruz. Bu destek konserlere iştirak etmek noktasında bile olabilir. Sahneye çıkan insanlar duygusal olur, bir tebrik mesajı bile o duygusal insanları mutlu eder.
  • Şehrimize yakışan ve şehrimizin sanatsal ve sosyal etkinlik ihtiyaçlarını karşılayabilecek, yüzünü ağartabilecek, ulaşım sorunu olmayan bir salonun inşasını organize etmenizi bekliyoruz. Şehrimizde, üretim yapan birçok uluslararası ölçekte firma var. Bunlardan, Sabacı Kongre Merkezi gibi, isimlerini verip, ihtiyaç kapatmaya gönüllü olabilecek kişi ve kuruluşlar olabilir.
  • Çocuklarımızın, sanat ve kültür faaliyetlerinde daha çok görev alabileceği organizasyonları desteklemeniz ve teşvik etmenizi bekliyoruz. Müzik, tiyatro kampları gibi; sokak çocuklarının müzikle buluşmalarını sağlayacak projeler gibi; ekonomik anlamda yeterli olmayan fakat yetenekli çocuklara sahip ailelerin bu konuya dâhil edilmesi gibi çalışmalar bu alanda kıymetli olabilir.

Yani işin özü, Elazığ’da gönüllere girmiş bir devlet adamının, burada da aynı sevgiyi yakalayacağına şüphemiz yok. Bizimkisi gönül bilen, gönle giren insandan; gönül adına bir istirhamdır.

Çünkü Yunus Emre’nin dediği gibi

“ Hepisinden eyice, bir gönüle girmektir.”