Çok değerli okurlarım. Evde kaldığımız bir başka durağan ve tek düze günden merhaba. Biliyorum ki herkesin artık canına tak ettiği günlerdeyiz. Ancak ben inanıyorum ki, içinde bulunduğumuz bu zor günlerin geçip gitmesi hiç de uzak değil. Sadece biraz daha sabredip evde kalalım. Çok yakında her şey bir anı olarak kalacak inşallah.

Gel gelelim bugünkü konumuza. Bugün sizlerle üstün zeka / yetenek /potansiyel konusundan bahsedeceğim. “Bu nasıl konu, daha başlarken bile üç parçaya ayrıldı” diyebilirsiniz, çok da haklısınız. Her ne kadar halk arasında yaygın olarak  “Üstün zekâ” olarak bilinse de uzmanlar arasında daha fazla kullanılan şekli “Üstün yetenek”tir. Yeni yeni  “Üstün potansiyel” diye ananlar da vardır. Ancak eğer detaylarda boğulmazsak, her terim aynı ifadeyi karşılıyor diyebiliriz.

Peki, klasik sorumuza gelelim. Nedir bu üstün yetenek? Ve, hazır sorular sorulmaya başlanmışken, bu üstün yetenek denilen şey çok mu abartılıyor yoksa çok mu hafife alınıyor? Bu konuya da değinelim.

Şöyle ki, üstün yetenek dediğimiz şey, bir bireyin, bir ya da daha fazla alanda kendi akran grubundan oldukça ileri düzeyde olmasıdır. Yani üstün yetenekte temel kıstas yaşıtlarından ne kadar ileride olduğudur.

Günümüzde ise, pek çok aile çocuklarını,  yaşıtları ile kıyaslamaksızın, üstün yetenekli gibi görmekte. Oysa içinde bulunduğumuz bu yüzyıl, çocukların dijital yerli olarak adlandırıldığı ve doğar doğmaz teknolojinin içine doğdukları bir yüzyıl. Bu yüzden çocuklarımız bizim için çok ileri başarılar olarak kabul ettiğimiz, ancak şu çağın çocuklarının neredeyse hepsinin sahip olduğu erken bilgilenme ve öğrenme yeteneklerine zaten sahip. Çocuklarımızı üstün görmeden önce, son yıllardaki çocukların gelişimine dikkat etmekte fayda var.

Aynı mantık ile çocuklarımızı başarısız ve yeteneksiz olarak da görmemeliyiz. Çünkü zekâ denilen şey kesinlikle sabit duran bir şey değil. Zekâ, değişime çok açıktır. Kişinin karşılaştığı uyaranlara göre şekil alır. Yani, kişi ne kadar farklı etkinlik, ortam, müzik, oyun, insan vb. durumlar ile karşılaşırsa, zekâsının gelişmesi o kadar hızlanır. Yani çevre zenginliği ve bireylere sunulan uyaranların zenginliği zekâyı doğrudan etkiliyor. Sizin başarısız olarak gördüğünüz çocuklarınız, aslında başarısız değiller. Onlara bu gözle bakmaya çalışırsanız, gelişimi siz de fark edebilirsiniz.

Devam ederken, üstün yetenek nasıl ölçülür bundan bahsedelim. Herkesin bildiği IQ testleri ile bireyi test ederiz. Ve test sonucunda o kişinin zekâ puanına bakarız.(Yani internet üzerinden çözülen testler ile anlaşılmaz.)  Eğer 130 ve üstü bir puana sahip ise bu bireye üstün yetenekli diyebiliriz. Ve üstün yetenekli bir çocuk olarak Bilim ve Sanat merkezleri dediğimiz Bilsem’lerden eğitim alma hakkına sahip olurlar.

Peki ya çocuk 129 zekâ puanı alırsa, o zaman ne olacak? Tatbiki de ölçütü karşılayamadığı için üstün zekâlı olarak nitelendirilemeyecek. Peki, zekâ puanı 129 olan bir çocuk ile zekâ puanı 130 olan bir çocuk arasında bu kadar büyük bir fark var mıdır ki, bir puan ile kapı dışarı ediliyor?

Bu sorularda gösteriyor ki, IQ denilen şey sadece bireyin zekâsını ölçer. O kişinin başarısını, üretkenliğini, özgün düşünce tarzını ve gerçek potansiyelini ölçemez. Birçok normal zekâ puanına sahip birey, çok büyük başarılara imza atmıştır. (Aziz Sancar gibi) Şahsen ben bu yüzden zekâ puanı denilen şeye çok fazla itibar etmiyorum. Özellikle gelişen dünyayı göz önüne aldığımızda, hiçbir başarılı kurum ve şirket, hiç kimseyi sadece IQ puanına bakarak işe almaz. Geldiğimiz son noktada IQ puanı tek başına çok yetersiz kalmış durumda. Analitik düşünmenin geleneksel bir hal aldığı ve artık algoritmik düşünce sistemine ihtiyaç duyulan bir dünya haline geldik. Tatbiki de IQ tek başına çok zayıf kalır.

Bu yüzden üstün yetenek denilen sıfatı gözünüzde çok yükseklere koymayın. Gözünüzde hep yükseklerde durması gereken asıl konu, çabadır. Zekâya değil, çabaya odaklanmamız gerekiyor.

Zekânın da geliştirilebilir bir şey olduğunu söylediğimize göre, çabalarsak ve 10.000 saat kuralına uyarak çalışırsak (Başarılı olunmak istenilen alanda sürekli ve yoğun bir çalışma ile 10.000 saat çalışmak), hepimiz ilgilendiğimiz o alanın Einstein’ı oluruz.

Çocuklarımızın zekâlarını övmeyin, onların başarılarını övün. Ve zekâlarını küçümsemeyin. Bırakın ufuklara açılsın zekâları. Kısıtlamayın.