Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

90’lı yıllardı…

Yem yeşil yaprakların sararıp, kara bulutların şehrin üzerine yavaş yavaş toplanmaya başladığı günlerden geçiyorduk…

Babam henüz işten gelmişti.

Devlet memuru olduğu için koltuğunun altında getirdiği Ocak dergisini masanın üstüne koydu…

Üzerinde Enver Paşa’nın resmi vardı, arkasında bir harita.

 Topraklar tanıdık geliyordu…

Belki de kan çekiyordu…

 

Altında bir yazı yazıyordu…

Turan soylu yiğit Paşa seni unutmadık…

Kafamdaki tabular yıkılıyordu…

 

Birinci Dünya savaşında mağlup devletlerden yana olmamızın suçlusu Enver Paşa bir kahraman gibi karşımda duruyordu…

 ………… 

Üniversite son sınıftaydık…

İletişim Tekniği isminde seçmeli bir ders alıyordum, malum biz toplumla iletişimde güçlük çekiyor onlara göre farklı bir dünyada yaşıyorduk.

Halbuki kendimizden geçip sokağımızı, mahallemizi, şehrimizi, memleketimizi, Türk dünyasını, İslam alemini ve tüm insanlığı kurtarıp dağlara taşlara ağır gelmiş emaneti nasıl taşırız diye düşünüyorduk...

Hocamız herkesin kendi seçeceği bir konu ile ilgili sunum yapmasını istemişti, her hafta birkaç kişi sunum yapıyorduk…

O hafta, tipi ve duruşundan hemen tespit ettiğimiz,

Bir şekilde aramıza sızmış neye hizmet ettiğinin farkında olan ya da olmayan bir öğrenci kendine Çanakkale Savaşları’nı seçmiş anlatıyordu…

Bizde tipi bir kenara koymaya çalışıp ecdadın kahramanlıklarını dinledikçe mutlu oluyorduk…

Ta ki, Anafartalar kahramanı Yarbay Mustafa Kemal’den bahsetmekten itina ile kaçınan şahsın, Başkumandan vekili olur olmaz orduyu gençleştirip, alınan önlemlerle Çanakkale Zaferi’nin mimarı olan Enver Paşa’yı, sunumun sonuna doğru 1. Dünya savaşına girmemizin ve mağlup olmamızın sorumlusu gibi ifade etmesine kadar…

 Tutamadım kendimi;

- Eğer savaştan galip çıksaydık, şuan belki de Atatürk’ün değil Enver Paşa’nın resmi altında ders anlatacaktın… Savaş kaçınılmazdı, İtilaf devletleri Osmanlı’yı paylaşmak için anlaşmışlardı… O tarihte devletin toprak bütünlüğüne saygı gösteren tek devlet Almanya’ydı…

Din adı altında Türk düşmanlığı yapma gayretinde olduğu tespit edilip alnının ortasından mıhlanan eleman yere yığıldı… Sunumu yaptığı yapacağına pişman oldu... Yok, saydığı Atalarımızın başımızın üstünde olduğunu gördü, attığı iftiraların altında kaldı…

“Kurşun nefesli adamlar anlatırdı dedem bana

O adamlar ki kalpleri vatan diye vurur…”  mısralarıyla en güzel biçimde ifade edilmiş olan ecdadımızın yok sayılmasına, iftiraya maruz kalmasına sessiz kalamazdık…

Onların babası kimdi, nereden gelmiş bu topraklara ne niyetle yerleşmişlerdi bilemiyorum, ancak benim babam Ocak dergisi getirdiği o gün bana, Enver Paşa’yı anlatmış, onun Türk dünyasını ve ötesini içine alan hayallerimizi daima taze tutmak için şehit olmayı bile bile seçtiğini söylemişti…

O hak yolunda İsmail olmuş Turan yolunda kurban olmuştu…

O Gökalp’in gerçek olduğunu ifade ettiği ancak bize unutturulmak istenen ülkemizin, önce hayalini kurmuş, sonrasında bu uğurda şehit olarak sonsuza dek, babadan oğula, evlattan toruna geçen bir destan haline getirmişti.

Bu destan, eski kış gecelerinde babaannelerin canları sıkılan çocukları eğlemek için anlattığı efsanelerle karıştırılamaz…

Tereddüt edenler bu yolda bizimle olamaz…

Babası meçhuller asla önümüzde duramaz…

Tembellik, vakit kaybetmek bu mücadele de su götürmez…

 

Hep birilerini bekliyoruz, hep bahane arıyoruz.

Trablus’ta, Binbaşı Enver’in ve kurşun nefesli askerlerinin verdiği mücadeleyi görünce;

“Mesele varlık içinde istila yapmak değildir. Asıl ders ve ibret alınacak nokta yokluk içinde vatanı savunmaktır.” ifadelerini kullanan yabancı gazeteci kadar bile, bu işi hissedemeyen arkadaşlarımızı hala aramızda barındırıyoruz…

 

4 Ağustos 1922 yine bugün gibi mübarek bir Cuma günü,

Ve aynı zamanda Kurban bayramının 1. Günü Allah yolunda kurban/şehit olan Enver Paşa’yı rahmetle anıyorum…

 

Bıraktığı yerden bu mücadeleye devam etmek boynumuzun borcudur.

Uyuşukluğumuz kanımızdan değil, yediklerimizdendir…  

Elbet kusacağız…

Sonra yine onun gibi yollara çıkacağız…

 

Şehadetinin yıl dönümünde Enver Paşa’ya “Turan” soyadı verilmesi için meclise teklif sunmaları yönünde milletvekillerimize buradan çağrı yapıyorum, gerçekleşmese de, bundan böyle ben

kendisini Enver Turan Paşa olarak anacağım..

 

Ruhu şad olsun..