Edebiyat-Kültür- Sanat

Biz ilk olarak dört tarafı demir dağlarla çevrili bir destandan öğrendik Türk’ün bükülmez bileğini. Demir dağı erittik ki en katı esaretlere göğüs germek nedir bilsin cihân devletleri. Demir, ateşle eriyecekti, içimize düşen kor da katılınca hesaba, çakal ile kurdun farkını öğrendi mitlerde kahramanlık hikâyesi arayanlar… Öyle ya Türk demek kahraman demekti. Yenilmeyen güç, Köktanrı’dan bağışlanan kudret demekti. Kürşad’a kırk çerisiyle Çin zindanlarını er meydanına çeviren de bu kudretti, aynı Çin’e kilometrelerce duvar ördüren de…

Ergenekon, belki de onlarca Türk destanı içerisinde yüzyıllardır bizi ve bize göz dikenleri anlatan en anlamlı destandır. Destan kısaca şöyle:

"Savaşta yenilen Türkler Ergenekon adlı bir böl­geye yerleşip burada dört yüz yıl yaşadılar. Za­manla buraya sığmaz olunca, çevrelerindeki demir­den dağı eriterek kendilerine yol aradılar. Moğol ilinde Oğuz Kağan soyundan il Han’ın hükümranlığı sırasında Tatar Türklerinin hükümdarı Sevinç Han Moğol ülkesine savaş ilan etti. İlhan’ın idaresindeki orduyu Kırgızlar ve diğer boylardan da yardım alarak bozguna uğrattı. İlhan’ın ülkesindeki tüm insanları öldürdüler. Yalnız il Han’ın küçük oğlu Kıyan ve eşi ile yeğeni Nüküz ile eşi kurtulmayı başardılar. Düşman askerlerinin, onları bulamayacağı bir yere kaçmaya karar verdiler. Yabanî koyunların yürüdüğü bir yolu izleyerek yüksek bir dağı da dar bir geçite vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akar sular, pınarlar, çeşitli bitkiler, çayırlar, meyva ağaçları, çeşitli avların bulunduğu bir yere gelince Tanrıya şükrettiler ve burada kalmağa karar verdiler. Dağın doruğu olan bu yere dağ kemeri anlamında “Ergene” kelimesiyle “dik” anlamındaki “Kon” kelimesini birleştirerek “Ergenekon” adını verdiler. Kıyan ve Nüküz’ün oğulları çoğaldı. Dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldı ki Ergenekon’a sığmadılar. Atalarının buraya geldiği geçitin yeri unutulmuştu. Ergenekon’un çevresindeki dağlarda geçit aradılar. Bir demirci, dağın demir kısmı eritirlerse yol açılabileceğini söyledi. Demirin bulunduğu yere bir sıra odun, bir sıra kömür dizdiler ve ateşi yaktılar. Yetmiş yere koydukları yetmiş körükle hep birden körüklediler. Demir eridi, yüklü bir deve geçecek kadar yer açıldı. Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmeyen. Bozkurt geldi, Türk'ün önünde dikildi, durdu. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti. Ve Türkler, Bozkurt'un önderliğinde, o kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününde Ergenekon'dan çıktılar."

 

Aynı destanın gerçeğini bizler Çanakkale’de de gördük. Dört tarafımız demir dağlarla çevrili değildi ama demir tabyalar vardı. Bin bir yokluğun içerisinde demir dağı eritircesine efsanevi bir kurtuluşa sahne oldu bu topraklar. Sonrasında da bizlere Ergenekon’da yol gösteren bozkurt misali bir lidere kavuştuk: Mustafa Kemal Atatürk… Türk’ün destanı da destansı yaşamı da bitmez. Hangi yüzyılda olursa olsun Türk, hep bir Ergenekon’la karşı karşıyadır. Çünkü bu bereketli topraklarda bizde vatan sevgisi yeşerirken birilerinde “kuyruk acısı”  duygusu artarak devam etmektedir.

 

Şimdi yeni Ergenekon senaryosu, Suriye Türkmenlerinin başına gelmiş durumda. Az buçuk tarih bilgisi olanlar Suriye ve Irak’taki Türkmenlerin Alparslan tarafından oralara yerleştirildiğini ve sınır boylarını korumakla görevlendirildiklerini bilirler. Yani biz bugün Anadolu coğrafyasında yaşıyorsak ve Bizans’ın ensesine vura vura bu coğrafyaya hâkim olmuşsak öz gardaşlarımız olan Türkmenlerin bunda payı çok büyüktür. Rusya ve Suriye’nin oradaki Türkmenleri hedef alan saldırıları ciğerimizi yakarken asla umutsuzluğa düşmediğimizi de söylememiz gerekir. Özellikle yerli basının “Türkmen bölgesi düştü!” şeklindeki haberlerinin asılsız olduğunu Bayır-Bucak Türkmen Dağı Kültür Eğitim ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Mehmet Ali Öztürk bildirmiştir. Sosyal medyada da Türkmen mücahitlerin direnişlerini anlattıkları videolarda çok kutsal bir direnişin olduğu ortadadır. Ve belki de en öz cümle aynı ağızdan geliyor: Allah var, Allah yâr…

 

Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının Bayır-Bucak Türkmen bölgesine yapmış oldukları yardımlar, kardeşin kardeşe sahip çıkmasının özetidir. Aynı hassasiyetin devam etmesi Allah’tan en büyük duamızdır. Ancak Türkmen bölgesi düştü tarzında asılsız haberler yapan yerli medyanın da oradaki insanların moralleriyle oynayamayacakları aşikârdır. “Burası İkinci Çanakkale’dir .” diyen Türkmen yiğitlerine güvenimiz tamdır. Yazımızın başında dediğimiz gibi Türk’ün Ergenekon’u bitmez; ama Türk de hiçbir zaman kolay lokma olmamıştır ve olmayacaktır. Rabbim tüm Türkmenlerin yanında olsun! Zalimin zulmüne karşı da Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu hesap düren mısralar yazmış… Bizim de ilk ve son sözümüz bu olsun:

 

(…)

 

Uluna da Bozkurtlarım, uluna... 
Uluna da ince aylar doluna... 
Gafil durup güvenirsen soluna 
Başın üzre sefil baykuş öttü bil! ... 
Vatanını iki pula sattı bil! ... 
Tanrı bilir, dün de bizim, yarın da... 
Bir gün olur; bir sabah tan yerinde, 
Dalgalanır dokuz tuğ gönderinde... 
Türkmen Ağam nağrasını attı bil!  
Otağ kurup gölgesine yattı bil!

Yol demeyem, yel demeyem, yürüyem... 
Göğüs verem, şu dağları kürüyem…
Ben Oğuz'un dediği Gök Börü'yem... 
Yine doğum sancılarım tuttu bil!
Tanrıdağ'da 'kalk' borusu öttü bil!

 

(…)

 

(Türkmen Ağam/ N.Yıldırım Gençosmanoğlu)