Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Son on yıldır ülkemizde dini, dünyevi, fikir alanlarında hızlı gelişmeler yaşanmaktadır. İnsanlığa faydalı olmak ya da insanları faydalı olmaktan alıkoymak için mücadele eden çeşitli gruplar türemiş ve bunlar kendilerini besleyebilecekleri ve insanları etki altına alabilecekleri bazı akımlar ortaya atmışlardır. Kimin neye hizmet ettiğini bize tarih gösterecektir. Göremediğimiz kısımları da hesap günü görmek için kendi hesabımızı verebilmek bize nasip olsun.

 

Gelelim başlığımızda ifade ettiğimiz “Osmanlıcılık” fikir akımına;

Osmanlıcılık Fransız ihtilalinden sonra siyasi bir karakter kazanan “milliyetçilik” fikir akımına karşı Osmanlı devletinde 1840’lı yıllarda baş gösteren bir düşünce olarak tarih sayfalarında önümüze çıkmaktadır. Bu düşünce maalesef Osmanlı Devletinin içinde bulunan milletleri bir arada tutmaya yetmemiştir.

Osmanlı devleti kuran ve büyüten unsurlar, sahipsiz oldukları eksiksiz milli şuur ve şüphesiz bir İslam imanıyla devleti temellendirmiş, sürekli geliştirdikleri siyasi ve askeri güç ile büyütmüş, adalet ve insanlığa faydalı olma ülküsü üzerinde devamlılığını sağlamışlardır, devletin gerileme döneminden itibaren sırasıyla bu değerlerin kaybedilmesiyle koca devlet çökmüştür.

 

Osmanlılar ilk olarak milli şuurlarını kaybetmeye başlamışlardır.

Sonra ilmi emreden yüce İslam dininin emrini geri bırakarak dünyadaki sanayi ve teknolojik gelişmelerin çok gerisinde kalmışlardır.

Sonrasında milliyetlerin, grupların veya kişilerin menfaat çatışmalarına teslim olarak başladığı yerden çok uzaklarda, belki kurucularının bile görseler inanmayacağı bir yerde tarihi yolculuklarını noktalamışlardır.

 

Bugün Osmanlıcılık fikri tekrar gündeme getirilmektedir. Devletimizin tekrar o büyük ve güçlü dönemlere geri dönebilmesinin bu akıma sarılarak gerçekleşebileceği düşüncesi topluma yayılmaya çalışmaktadır.

 

Devletimizin güçlenmesine olan ihtiyacımıza yönelik çareyi, Osmanlı devletinin gücünün bitimine yakın ortaya çıkan ve bu devletin çöküşüne engel olamayan bir fikir akımında aramak ne kadar doğrudur?

Bu fikir Arapların, Hintlilerin, Bulgarların ve ismini saymadığımız birçok milletin Osmanlı içinde tutunmasını engelleyemediğini tarih bize göstermiştir. Şimdi bu akımla bu milletlerin tekrar bizim etrafımızda toplanacağını hayal etmek çokta mantıklı değildir.

Yapmamız gereken şey Osmanlının yukarıda belirttiğim kuruluş şartlarının toplumumuza hâkim olmasını sağlamaktır. Buda su katılmamış bir İslam imanı ve bu temellere oturtulmuş Türk milliyetçiliği olarak tarif ettiğimiz milli şuurdur. Ancak bunlara sahip olduğumuzda eski gücümüze kavuşup sonra dünyadaki tüm insanlığı kucaklayacak bir devletimiz olacaktır.

 

Türk milletinin kurduğu tüm devletleri ve onların içinde yaşayan tüm milliyetlerin çıkarını savunmak olarak basit anlamda tanımlayabileceğimiz Türk milliyetçiliğinin karşısına Osmanlıcılık fikrini savunmak 5 bin yıllık Türk tarihinin 600 yıllık en parlak dönemini savunmak demektir ve aslında yine Türk milliyetçiliği yapmaktır. 

Türk milliyetçiliği fikri dururken Osmanlıcılık fikrini savunmak, bahçe avlusunu güçlendirmek ve yeni yetişen ağaçlara gelecek zararları engellemek yerine yıllar önce kurumuş olan o büyük ağacın başında beklemektir. Bütün ağaçlarımızın bulunduğu bu bahçenin adı Turan’dır ve asla unutulmamalıdır ki bu bahçe on iki asırdır İslam’ın hizmetindedir. Adeta İslam’a vakfedilmiştir. Türk milletinin Turancı olması İslamcı olmadığı anlamına gelmez, sahip olduğu tüm varlığıyla ve bu varlığa ait bütün özellikleri muhafaza ederek kendini İslam uğruna adadığını ifade eder.

 

Osmanlı devleti koca bir çınar gibi büyüdükçe, güneşin doğduğu yerde başlayıp Hazar kıyısına kadar olan Turan coğrafyasının doğu kısmı gölgede kalmış, Tuna kıyılarından Alp dağlarına kadar güneşin battığı tarafa olan kısmı ise bu bahçenin belki de en güzel meyvelerinin görüldüğü yer olmuştur.

Bizim hedefimiz atalarımızın yaşadığı bütün tecrübelerin olumlu ve olumsuz yanlarını ayırt edip doğu ve batı arasında Allah’ın kurmuş olduğu adil çevrime aykırı bir düzenin olmadığı, iki doğunun ve iki batının arasında kalan bu âlemin her noktasında her bir canlının kendi hakkına sahip olduğu bir coğrafya kurmaktır.

Hayalinin bile içimize ferahlık verdiği bu coğrafyanın mevcut olabilmesi için bir araya gelmemiz her türlü farklı düşünceden arınmamız gerekliliği tarih sayfalarında gün gibi güneş gibi aşikârdır.  

 

Turan sevdası Türk milliyetçilerinin menzilinden asla çıkmamalıdır.

Türk birliği ülküsü Türk milliyetçileri tarafından Turan bahçesinin etrafına çelik tel gibi örülmelidir.

Türk milliyetçileri eskiden olduğu “hapislerde yatabilirim, senin için ölebilirim” diyecek kadar, Turan sevdasına sahip olmalıdır.  

Bunun için mühendis, avukat, doktor, sosyolog, siyasetçi, köylü, çiftçi, olmak gibi şartlardan ziyade Türk İslam ülküsünün temel prensiplerine sahip dava adamı olmak fazlasıyla yeterlidir.

Dava arkadaşlarımıza selam olsun.

Kalın sağlıcakla.