Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Bir şarkı var eminim çoğumuz zaman zaman mırıldanmışızdır ilk satırlarını;

 

“Hava kara bulutlu yine yağmur yağıyor

Sanki günahsız gibi gözlerime bakıyor…”

 

Evet memleketimizde kara bulutlar bir türlü dağılmıyor.

Bu kara bulutları oluşturan, çeşitli terör örgütleri ve bağlantılarıyla devletimiz tüm gücüyle mücadele etmeye devam ediyor. Ancak olanlardan ders alınmadığı taktirde dönüp dolaşıp geleceğimiz yer aynı noktadır hiç şüpheniz olmasın.

 

Şuan çevrelendiğimiz kuşatmaya karşı en ön safta yer aldığını söyleyip her dakika ekranlarda nutuk atıp gözlerimizin içine bakan kişiler, kendilerinin de itiraf ettikleri üzere günahsız değiller. Aynı az önceki şarkı sözlerine muhatap olan kişi gibi.

 

Görünen o dur ki bu karanlık bulutları dağıtacak olanlar günahsız olmayanlar değil, her durumda önce milleti ve devletinden yana tavır gösteren Türk Milliyetçileridir.

 

Bugün esaret altına alınmak istenen bir millet, Türk milliyetçilerinin alacağı tavrı, söyleyeceği sözü, duracağı yeri ve vereceği mücadeleyi beklemektedir.

Güneydoğuda en zor koşullarda mücadele eden askerimiz,

İstanbul sokaklarında en azılı teröristlere karşı amansız takip yapan polisimiz,

Hilal bıyıklı korkusuz özel harekatçılarımız,

Bir gün memleketin ihtiyacı olur diye görevini bırakmamış tüm baskı zulümlere rağmen, devlet içinde varlıklarını korumuş kamu görevlilerimiz,

Bir nal bir atı, bir at bir insanı, bir insan bir ülkeyi kurtarır ümidiyle öğrenci yetiştiren öğretmenlerimiz,

Dil, din, mezhep, tarikat, partili, partisiz diye ayrıştıran sisteme rağmen insanlarımızı ayırmadan onlara hizmet eden doktorlarımız,

Sokakta geçerken bayrak görünce dayanamayıp öpen çocuklarımız,

En ufak bir mevzuda sokağa taşıp elinde bayrağı ile ölüme koşmaya razı olan kanı kaynayan gençlerimiz…

Türk milliyetçilerinin güneş gibi doğacağı güne hazırlanmaktadır.

 

Bugün Ankara’da bir ses  şu önemli tespitleri yaparak güneşin doğacağı günü işaret edercesine kara bulutları aralamıştır.

 

“Tarih öngörüsüz, beceriksiz, kontrolsüz, nefsine yenilmiş, kibir zirvesine tutunmuş siyaset ve devlet adamlarının harabeleriyle doludur..”

“Siyasette; milli bir akıl, engin bir bilgi, etkili bir muhakeme gücü, ahlakla bezenmiş derin bir hissediş, geniş bir kavrayış, büyük bir sabır, gevşemeyecek bir ölçü, samimi bir sorumluluk bilinci, tabii olarak nezaket ve zarafetle süslenmiş ağız birliğini canlı tutan bir yorum gücü en temel ihtiyaçtır.Türkiye’nin belki de en ciddi sorunu bu alandaki zaaf ve dağınıklığıdır.”

Bu tespitler yıllardır ülkeyi yönetip söylenen hiçbir sözü dikkate almayanlara, yaklaştığımız son çıkış öncesi tarihi bir uyarıdır.

 

Şimdi ise Türk milletini bölmek ve parçalamak isteyenlere karşı tarih kokan satırlarla verilmiş bir dersi sizlere aktarıyorum,

“Hiçbir alçak emel, hiçbir küresel komplo, hiçbir cani kumpas Türkiye’nin teslimini, diz çöküşünü göremeyecektir.

Çünkü bu millet bağımsızlığını koruma, kararan bahtını aydınlatmak için gerekirse hep birlikte şehitliğe hazırdır.

Biliyoruz ki, vatanperverlik duygusuna yabancı toplumların yok olması kaçınılmazdır.

Unutulmasın ki, Türk milleti vatanı namus görmektedir.

Milli birlik ve beraberliğini kutsal bir nişane gibi sahiplenmektedir.

Ne diyordu Mete Han hasımlarına, kulak verelim: “Benden eyerimi isteyin vereyim, atımı isteyin vereyim, çadırımı isteyin gene vereyim; fakat vatanımdan hiç kimse bir karış toprak istemesin, vermem, veremem.”

Bakınız 2.Abdülhamit nasıl seslenmişti Siyonizm elçilerine: “Bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Bu topraklar kanla alınmış, ancak kanla verilecektir.”

Vatan, şehitlerimizin büyük hatıralarıyla, ecdadın hayır duasıyla parlayan meşale gibidir; bölünmeyecek, aksini söyleyenlerin bitişini mutlaka gösterecektir.

Rize’de hayasızca, hasımlarımızı sevindirircesine heykeli kaldırılan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kararlığı da buydu.”

Bakın Metehan’ında, Abdülhamit’inde, Mustafa Kemal’inde derdi aynıymış. MEMLEKETMİŞ..

Birinin heykelini kaldırmak hepsinin hasımlarını sevindirmekle EŞ DEĞERMİŞ duydunuz mu?

 

“Merhum Prof.Dr. Erol Güngör Hocamızın dediği gibi, millet olmanın en bariz vasfı insanları zaman ve mekan içinde birleştiren ortak noktaların bulunmasıdır.

Ve Merhum Güngör devam eder; milliyetçiler memlekette birliği kurmak veya ayakta tutmak için uğraşan insanlardır.”

Bu cümlelerden sonra emin olduk ki bu ses Türk milliyetçilerinin sesi idi, ve anladık ki memleketi bu zor durumdan kurtaracakların biz milliyetçilerin olduğuydu.

 

“Kürt kökenli kardeşlerim, gelin Çanakkale’de olduğu gibi tek yumruk olalım.

Gelin, Kurtuluş Savaşı yıllarındaki gibi yana yana, göz göze, aynı gövdenin dalları gibi beraberce ülkeyi müdafaa edelim.

İç savaş çıkarmak istiyorlar, oyuna gelmeyelim.

Kaybedecek bir tek insanımız olmadığını iyi bilelim.”

Bir kardeş kavgasının bir iç savaşın çıkarılmasının önündeki en büyük engelin Türk milliyetçilerinin sesi olduğunu bir kez daha dostta düşmanda duyuyordu.

 

Ülke olarak kimsenin toprağında gözümüz yoktur.

Ancak Irak ve Suriye’yi mesken tutmuş terör örgütleri Türkiye’nin bekasını ileri düzeyde tehdit etmektedir.

Bu maksatla El Bab operasyonundan alnımız akıyla çıkmalıyız.

Önemle ve özellikle ifade etmeliyim ki, El Bab’tan elimiz boş dönersek, Diyarbakır’ı riske atarız, Ankara’yı tehlikeye sokarız.

Tarih bize diyor ki, Yemen’i verdiğimiz gün Kudüs’ü kaybettik, Halep’ten çekildik.

Budapeşte’yi bıraktığımız gün Sofya’dan olduk, az kalsın Edirne’den oluyorduk.

1821 Mora İsyanıyla bağımsızlığının önü açılan Yunanistan’a engel olamadığımızdan bir asır sonra Polatlı’dan top seslerini duyduk.

Jeopolitik gerçekler bize bunları işaret edip uyarıyor.

İstanbul’da bomba patlıyorsa, bu Bosna’nın dramından, Üsküp’ün gözyaşından, Akmescit’in hüznünden, Türkmenli’nin yıkımındandır.

Ankara hedef alınıyorsa, Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun bırakılıp kaçılmasından dolayıdır.

Bu itibarla Musul diyoruz, Kerkük diyoruz, Halep diyoruz, Misak-ı Milli’nin onurundan cesaretle bahsediyoruz.

Terör örgütlerinin yalnızca ülkemizde değil, doğup palazlandığı yerlerde imhasını şart ve kaçınılmaz görüyoruz.

 

Bu tarihi çağrıları yaparak, devleti yönetenleri uyaran, siyasetin ve siyasetçinin unutulan tanımını yapan, milleti millet yapan değerlerin altını çizen, birlik ve kardeşlikten asla ödün vermeyen, ne pahasına olursa olsun memleketin asla kaderine terk edilmeyeceğini Türk milletini ve İslam alemini esaret altına almak isteyen haçlı zihniyetine ve parça başı çalışan kiralık taşeronların kafasına vura vura söyleyen bu ses TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİN YAŞAYAN LİDERİ DEVLET BAHÇELİNİN SESİDİR…

 

Türk Milliyetçilerinin Lideri bu tarihi sorumluluğu yine Türk milliyetçilerinin omuzlarına yüklemiştir.

 

Bu sese kulak verip sorumluluğumuzu yerine getirip, emanete sahip çıkmak, bu yükü kaldırmak hepimizin boynunun borcudur.

 

Kalın sağlıcakla.