61reis54 @ gmail.com

Türk milliyetçileri vatan ve millet sevdasında rüştünü defalarca kez ispatlamıştır. 1944 yılında tabutluklarda başlayan bu sevda bir çok engellemelere, darbelere rağmen yıkılmadan daha da bir şevkle, daha da bir aşkla bu günlere ulaşmıştır. Fakat ne hazindir ki bu davanın mensupları yeri geldiğinde canını, yeri geldiğinde malını feda ettiği milleti tarafından hak ettiği değeri bir türlü bulamamıştır. Memleketi bölmek parçalamak isteyen bir çok siyasi hareket Türk milliyetçilerinden daha fazla değer bulmuş, daha fazla tutulmuştur. Fakat bu Allah davasının yılmaz savunucuları yani ülkücüler buna rağmen bir kez olsun yılgınlığa düşmemişlerdir, bir kez olsun “of” dememişlerdir.

Vatanını anası gibi kutsal sayıp uğrunda her türlü cefaya,çileye eyvallah demişlerdir. -Öyle ya vatan ana ise; “anaya of denilmez” diyen bir yüce dinin mensuplarının da “of” demeye hakkı yoktur. Hamdolsun dememişler....

Devleti baba belleyen ülkücülerin elbette devlet karşısında boyunları kıldan incedir. Her ne kadar devletimiz ülkücünün kadrini, kıymetini bilmeyen yöneticilerin eline de geçse, ülkücülerin devlet sevdasından en ufak bir eksilme olmamıştır. Ki gene hamdolsun.

Oysa şöyle bir düşünün...

Ülkücü kadroların memleketi idare ettiğini...

Şimdi ülkemizin güneydoğusun da özerklikten bahsedebilinirmiydi?

Ya da gelişmişlikte ve yaşanılabilirlilikte ülkemiz bugün ki kötü durumda mı olurdu? Asla...Asla...Asla.

Hani bir ozanımızın dediği gibi: -“Kadir mevlam iktidarı nasıp et, -üstesinden gelemezsek geri al, futbolda, yumrukta, hatta güreşte, -beş kıtayı elemezsek geri al”

Belki de şu anda Türk dünyasının birlikteliğinden, “TURAN” coğrafyasının gelişmişliğinden, modernliğinden bahsedecektik...

Türk'ün güçlü olduğu dünyada bırakın Türk'lere “İslam ümmetine” bile kimse zarar veremezdi... Hiç görmediğimiz Ata topraklarında kardeşlerimizle kucaklaşabilirdik.

Koca bir ömrünü bu davaya adayan cennet mekan Alparslan TÜRKEŞ beye güçlü bir iktidar vermemeyle Türk milleti farkında olmadan bu davaya çok büyük bir darbe vurmuştur. Bu davanın zafere ulaşmasından endişe duyan, korkan dış güçler ülkücüleri bu millete öcü gibi göstermeye çalışmıştır. Oysa bu necip milleti sevmekten ve onun yükselmesinden başka hiç bir beklentisi olmayan ülkücüler maalesef sevdiği milleti tarafından horlanmıştır.

Yeri gelmiş baba dediği devletini idare eden gaddarlar tarafından 17 yaşında ki gencecik fidanlarını idam sehpalarına kurban vermişlerdir...

Yeri geldi içine sızmış hainler tarafından zafere bir adım kala satıldılar...

Yeri geldi Başbuğlarının öz evlatları tarafından ihanete uğradılar...

Yine de yılmadılar yine de yıkılmadılar....

Öyle ya Allah davasında yılmak-yıkılmak onlara yakışmazdı...

Şimdi bir-kaç aklı evvel kalkıp MHP'nin 99'yılında ki hükümet ortaklığından dem vurabilir.

Ben hükümet ortaklığı demiyorum güçlü iktidardan bahsediyorum...

Haziran 2015 seçimleri Türk milletinin hala kendine gelmediğini, vatanı sevenlere vatanı soyanlardan daha az değer verdiğini göstermiştir. Hatta daha da acısı bu vatanı bölmek arzusunda olanların gösterdiği birliği, beraberliği, yüce Türk milleti gösterememiştir. Umarım bu musibetten yeteri kadar ders alınmıştır.

Şimdi 1 Kasım'da sandık tekrar yüce Türk milletinin önüne koyulacak.

Türk milleti bu sefer kendini sevenle, soyanı, kendini sevenle, böleni ayrıt etmek zorundadır. Çoluk çocuğunun gelişmiş, bağımsız, güçlü bir ülkede yaşamasının kararını vermek zorundadır. Türk milleti unutmamalıdır ki en büyük varlık, önce sağlık sonra bağımsızlıktır...

Ey yüce Türk milleti; karar senin, söz senin, irade senin.

Biz ülkücüler senin verdiğin her karara saygılıyız...

Biz ülkücüler seni sevmekten asla vaz geçmeyeceğiz...

Biz ülkücüler yer yüzünde ki Türk milletinin birliğinin hayata geçmesi için son nefer, son nefes ve son damla kana kadar bu mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.

Sen de üzerine düşeni yap; vur mührünü üçhilal'e...

1 Kasım seçimlerinin Türk dünyasının bayramına vesile olması dileğiyle...

Kalın sağlıcakla....