Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Son yazımızda sanat ve edebiyat alanında canımızı acıtan noktalara değinmiştik, vatandaş olarak nasıl bir duruş içinde olmamız gerektiğini söylemiştik. Şimdi ise eğitim sisteminde bu alanla ilgili neler yapılmalıdır bir iki cümle ile izah edelim.

Öncelikli olarak bu alanların üzerinde sorumluluklar nelerdir;

-Kültürel değerlerimizi korumak, canlı tutmak ve geliştirmek

-Topluma sosyal alanda değer katarak yüzyıllar boyu ayakta kalmasını sağlamak

-Huzur, barış ve birlikte yaşamak konusunda pozitif katkı sunmak.

Bu sorumluluklar yerine getirildiğinde hepimizin faydasına olan manevi kazançlar ortaya çıkacaktır. Bunun yansıra, sosyal ve kültürel yönden gelişmiş, akılda, fikirde ve gönülde ortak paydaları çoğalmış bir toplumun, yapacağı ilim, teknik ve sanayii alanında ki atılımlarda çok daha farklı olacak, sanat ve edebiyat alanında ilerlemenin, ülkemizin ekonomik alanda kalkınmasında ve maddi kazançlarımızı artırma yönünde de önemli bir faktörü olacaktır.

 

İşte böyle bir gerçek ortada iken, ilkokulda verilen temel eğitimden başlayarak tüm eğitim kademelerinde sanat ve edebiyat alanında çocuklarımıza öncelikle kendi kültürümüzü aşılayan konular üzerinde durulmalı, tarihten günümüze milli değer taşıyan sanat ve edebiyatçıların eserleri okutulmalı, o eserlerin manası ruhlara kandırılmalıdır.

 

Yeri gelmişken bir anımı anlatmak isterim, Hendek Atike hanım Anadolu lisesi ortaokul sıralarında sevdiğimiz fakat bir o kadar da kendisini çileden çıkardığımız bir müzik hocamızın dersindeydik. Hocamız Mozart’tan, Beethoven’den ve onların eserleriyle alakalı bilgiler içeren konuyu anlatırken, izin isteyip “hocam bize anlatacaksan önce Yunus’u anlat, Mevlana’yı anlat” demiş sonrasında kesin bir dille yerime oturtulmuştum. Belki heyecanımızdan tam anlatmak istediğimizin derinliğini verememiştik belki ama o zamanda haklıydık söylediklerimizde.

 

O zamandan bu zamana çok arkadaşımız çok fikir ve yön değiştirdi, çok şükür biz bugün yine aynı yerimizdeyiz. Ve öncelikle kendi değerlerimizi kültürümüzü özümsetmeliyiz diye düşünmeye devam ediyoruz. Böylelikle kültürünü özümseyen nesiller milletimize özgü eserler ortaya koyacak, kültürümüz canlı tutulacaktır.  Sonrasında, diğer toplumlara ait tüm dünya tarafından kabul edilmiş kişiler ve eserleri öğretilirse, kültürümüzün gelişmesi noktasında çalışmalara katkı sağlanacaktır.

Bu şekilde yetişen toplum bireyleri, birbirlerine karşı saygı sevgi ve hoşgörü içinde olacak sosyal yönden sürekli gelişerek karşılaşacağı bütün sıkıntı ve zor günlere dayanarak ayakta kalmayı başaracaktır. Aksi halde ilk ekonomik krizde, küçük bir savaş tehdidinde zor günler geçirecektir.

 

Aynı zamanda, yeni nesillerin, edebi alanda toplumumuzun değerlerini en güzel şekilde anlatmaya teşvik etmek amacıyla makale, şiir, hikâye, roman konularında eserleri ve yetenekleri ortaya çıkarmaya yönelik teşvik kursları ve yarışmalar düzenlenmelidir. 

 

Eğitim sisteminde iki başlığımız kaldı onlarla devam edelim,

Devlet okullarında eğitim kalitesinin artırılması ülkemizdeki eğitim sıkıntılarının en başında gelen konulardan biridir. Babam şöyle derdi “bizim zamanımızda dershane falan yoktu, biz okulda öğrendiklerimizle üniversite imtihanını kazandık”.

Bu cümleyi dershaneye gittiğim yıllarda dershane parasını ödemekte zorlanan babam söylüyordu bana, derdi dershaneyi bırakmam değil, okul dışında dışarıdan da takviye aldığım için daha fazla gayret göstermemi vurgulamak içindi. O yılları hatırlıyorum da, dershane taksitini geciktiren aileler, maddi imkanı olmadığı için kendi gayretleriyle ders çalışıp bir çoğumuzdan daha fazla başarı gösteren öğrenciler geliyor gözümün önüne.

Yaşadığımız tüm bu sahnelerin asıl sebebi yukarıda ki başlıktır. Ne yapılmalıdır derseniz, şunu söylerim; pilot okullarda, özel yetiştirilmiş ve belli seviye tespit sınavlarından geçirilmiş öğretmenler ile devlet okullarındaki eğitim kalitesinin artırılması için çalışmalar yapılmalıdır.

Burada alınacak sonuçlara göre sahip oldukları bilgilerini tazeleneceği,  çağın yeni bilgilerini de kazanılacağı öğretmen güncellenme programları geliştirilerek tüm yurttaki öğretmenlerin mesleki ilerlemesi sağlanmalıdır.

 

Erol Güngör hocamızda yıllar önce şu tespitlerle durumu çok güzel izah etmiş; 

“Öğretmenin vazifesi öğrencideki kabiliyeti ortaya çıkarmak ve onun işlenmesine yardımcı olmaktır. Bunu yapabilmek için öğretmenin kabiliyetli ve yaratıcı olması şarttır. Öğretmen yetiştirilirken belli bilgileri öğrenip aktaracak adamlar yetiştirilmesi hedef alınınca, yaratıcı kabiliyetler büyük ölçüde öldürülüyor demektir. Öğretmen kendine olmayan bir şeyi başkasına vermez. “

 

Belli aralıklarla güncellenmiş öğretmenler, mesleğe başladıkları ilk günkü heyecanı duymaları tekrar sağlanacaktır. Bu arada sosyal aktivite ve ekonomik yönden de destek verilmesi sağlanmalıdır. Öğretmenlerimize vereceğimiz her maddi katkı, daha güzel yarınlar olarak ülkemize geri dönecektir.

 

Yapılan bütün bu sistem yenileme çalışmalarında bir konu var ki belki bu sistemin tamamıyla kurulacağı temelin teşkil etmektedir. O da “ailenin çocuğa vereceği eğitimdir”.  Yukarıdaki sistem oluşturulurken 0-5 yaş arası çocuklara ailesi tarafından verilmesi gereken temel bilgiler neler tespit edilmeli ve bunların asgari düzeyde uygulanması için devlet ailelere yönelik eğitim programları uygulamalıdır. Yani ben bir baba veya bir anne olarak, çocuğa kaşık tutmayı ne zaman öğretmeliyim, sayılardan ne zaman bahsetmeliyim, dinimiz ile ilgili bilgileri ne zaman ve nereden başlayarak vermeliyim. İnsan haklarına saygı, canlılara ve doğaya karşı davranışlar ile ilgili ne zaman onu uyarmalıyım ki kişisel gelişmesinde geri veya aksi bir durum yaşanmasın bilmeliyim.

 

Yazı dizimize başlarken ifade ettiğimiz Türk babasının sorumluluklarından biri olan asır terbiyesini vermede, yukarıda önerdiğimi veya daha iyi bir öneri mutlaka yardımcı olacaktır.

 

Devletimizin milli eğitim bakanlığı bünyesinde bu konularda profesyonel, özverili,  milli manevi hassasiyet sahibi ve çözüm odaklı, takipçi bir kurul oluşturması gereklidir. Bu kurulun yaptırım gücüde olmalıdır, maddi kaynakları da olmalıdır. Yoksa ümitle kurulmuş bir dernekten farkı kalmaz.

 

Diğer bir başlığımız özel eğitim kurumlarının denetimlerinin güncellenmesi konusudur. Bu kurumların kimler tarafından kurulduğu, müfredata uygun ders işleyip işlemedikleri, ders içeriklerinin denetlenmesi, not sistemlerinin takibi, milli bütünlüğümüze ve toplumsal değerlerimize aykırı durumların tespiti gibi başlıklarda denetim başlıkları altında ciddi bir çalışma yapılmalıdır.

 

Türk babasına yardımcı bir diğer unsur ise dini müesseslerimizdir. Diyanet işleri tarafından, temel dini bilgiler, iman ve itikat, insan ahlakı, toplumsal ahlak, iş ahlakı gibi konularda bilgilendirme seminerleri düzenlenmeli hatta camilerimizde akşamları bu konularla ilgili sunumlar yapılmalı, geçim derdinden kendini geliştirmeye vakit bulamayan babalarımızı çocuklarına doğru bir İslam terbiyesi verebilmesi adına gayret gösterilmelidir. Cuma günleri verilen hutbeler bu konularda maalesef sınırlı kalmakta ve hafızalarda yeterince kalıcı olmamaktadır.

 

Evet, aklımız erdiğince, gönlümüz hissettiğince, dilimiz döndüğünce, Türk babasının çocuklarına “Türk terbiyesi, İslam terbiyesi ve asır terbiyesi” verebilmesi için ona kimlerin nasıl yardım etmesi gerektiği ifade ettik.

Bizim derdimiz, Türk çocuklarının bu temel değerler üzerinde yetişermektir. Ümidimiz, bize nasip olmasa da bizden sonrakilere, “hayalini kurduğumuz, tüm mazlumlara yetecek, adalette, insanlıkta, bilimde, sanatta, hakkı tutup kaldırmakta yeryüzünün en güzel ülkesini” kurmanın nasip olmasıdır.

İşte o zaman, o günleri görmek umuduyla yaşamış ruhlarımız şad olacaktır. 

Allah niyetimizi kabul etsin.

Kalın sağlıcakla