Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Türk babasına yardımcı unsurlar olarak öne çıkan konulardan ilki “Eğitim sistemimizdir”.

Son yıllarda yapılan birçok sistem değişiklikleri ile eğitim sistemimizi anlayabilmek için neredeyse borsa gibi yakından takip etmek gerekiyor.

Sınav isim ve sayılarındaki değişime bu işin içinde olan öğretmenler bile yetişemiyor. Vatandaşın yakasını dershanelerden kurtardılar diye sevinirken, yerlerini etüt merkezleri alıyor. Evladım başarılı olsun isteyen Türk babası yemiyor içmiyor giymiyor ama avuç dolusu paraları yine özel kurumlara akıtmak zorunda kalıyor.

Özel okula gitmek isteyenler devlet tarafından destekleniyor ama bu destek nereye kadar sürecek belirsiz. Yani yapılan değişiklikler neredeyse 6 ay sonra işlevini kaybediyor.

Yıllar geçtikçe milli kültürden uzak, manevi yönden zayıf nesillerin ortaya çıktığını hepimiz görüyoruz.

Şimdiye kadar yapılan çalışmalar ile ne hedefleniyor bilemiyorum fakat bana göre yapılması gereken şeyler şunlardır;

-Müfredatın çağın gereklerine uygun şekilde güncellenmesi ve millileştirilmesi

-Devlet okullarında eğitim kalitesinin artırılması

-Özel eğitim kurumlarının denetimlerinin güncellenmesi

 

Bu başlıkları açmadan önce şunu belirtmek isterim ki, yazdıklarım eşimin öğretmen olması sebebiyle gözlemlerime dayanmaktadır, ortaya attığım fikirler ise hayata baktığımız “Türk İslam” penceresinden milletimizin yararına olacağını düşündüğümüz değerlendirmelerdir. Umarım işin uzmanları daha iyi düşünceler ortaya koyup daha iyisi olsun diye çaba sarf edeceklerdir.

 

Tarih sayfalarını karıştırdığımızda ilk başlıkta belirttiğimiz ihtiyacın aslında bir önceki devletimiz olan Osmanlı Devletinin son yüz yılından beri tespit edildiğini görebiliriz. Osmanlı Padişahlarından II. Mahmut (1808-1839) Avrupa'nın askeri, teknik ve ekonomik alanlardaki gelişimi karşısında çaresiz kalan devleti yeni düzenlemelerle ayağa kaldırmak için ilk hamleyi yapmıştır. Vaka-i Hayriye olarak tarihe geçen Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ve ardından onun yerine çağın gereklerine göre eğitim veren Asakir-i Mansure-i Muhammediyye (Türkçe: Muhammed'in zafer kazanmış orduları)  ile modern Türk ordusunun temellerini atmıştır. Eğitim alanında yaptığı diğer reformlar; çağın gerektirdiği tarzda eğitim vermek amacıyla İstanbul'da, Türkiye'nin ilk modern tıp okulu olan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ve modern anlamda ilk harp okulu olan Mekteb-i Harbiye'yi kurmasıdır.

II. Mahmut’un başlatmış olduğu bu reform hareketleri 1839 yılında Tanzimat fermanı ile resmi bir ad kazanarak devletin politikası haline gelmiştir.

 

Tanzimat kelimesinin sözlükteki karşılığı  “düzenlemeler, reformlar” olarak görülse de toplumumuzun bazı kesimlerinde bu hareketlerin sanki Osmanlı devletini sahip olduğu değerlerden koparıp, son bulması için yapılan çalışmalar gibi gösterilmek istenmektedir.

 

Rahmetli Prof. Dr. Erol Güngör hocamız bu konuyla ilgili çok güzel bir açıklama getirmektedir;

“Eline her kalem alan kişi yüz elli yıldır içine düştüğümüz buhrandan bahsederken, ikide birde Tanzimat’tan beri diye sözlerine başlarken, aslında Tanzimatçıları tenkit etmekten ziyade bizim modernleşme hareketlerimiz hakkındaki umumi şikâyetlerini dile getirmektedir.

“Herhalde Tanzimatçılar bütün kusurlarına rağmen bugünkü Tanzimat aleyhtarı aydınlarımızın yanında son derece muhafazakâr, yerli, İslam kalırlardı”.

 

Rahmetli hocamızın bu düşüncelerine katılmakla birlikte bende aynı şekilde bir cümleye başlamadan edemeyeceğim. Maalesef Tanzimat’tan beri yapılan en büyük hata batının ilmini, teknolojisini ve organizasyon tekniklerini planlı programlı bir şekilde almak yerine, batının kültür, medeniyet ve yaşam tarzını alarak çağdaşlaşmaktan daha çok “batılılaşma” noktasına gelinmesidir.

 

Öyleyse bizim bu gidişatı, kendi benliğimizden uzaklaşmamıza sebep olan “batılılaşma” hareketinden çekerek, “çağdaşlaşma” hedefine götürecek şekilde bir tavır almamız ve ilk olarak toplumun temelini oluşturan eğitim sisteminin acilen güncellenmesi konusuna her şeyden daha çok vakit ayırmamız gereklidir.  

Fakat burada çok hassas bir nokta vardır,  “batılılaşma” hareketinin önünü keseceğiz diye toplumu “gericilik” çukuruna doğru çekmemeliyiz. Sadece çağın gereklerine uygun devletimizin ve toplumumuzun hak ettiği fiziki şartlar ne ise onu getirmenin mücadelesini vermeliyiz.

Fiziki olmayan şartlar için kendi değerlerimize dönmek yeterlidir.

Aklımıza ve gönlümüze iyice oturması için belki biraz fazla dağıttığımız “Eğitim sistemi” konusunu bir sonraki yazıda sonuca bağlayalım inşallah.

Kalın sağlıcakla.