Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Şehadetinin yıldönümünde yine düşler kuracağız Enver’li düşler; Enver’i anlatacağız bilmem kelimeler yetecek mi?

Enver Paşa 23 Kasım 1881’de dünyaya geldi. 4 Ağustos 1922’de Tacikistan’ın Çeğen köyünde Rus mitralyözlerine karşı kızıl ordunun kuşatmasını yalınkılıç, yiğitçe, Türkçe at üstünde yarmaya çalışırken; hürriyet mücadelesi verirken 41 yaşında şehadete erdi.

Hiç şüphesiz ki, geleceği için büyük hedefleri olan ama vatan sevgisinden kuşku duyulmayacak yetenekli bir subay idi Enver Paşa; Trablusgarp’taki azmi bizlere bunu gösterir vaziyettedir.

1911 yılında Trablusgarp’a gönüllü olarak gittiğinde orada ki Sünüsi şeyhleriyle anlaşıp, burada Arap birlikleri teşkilatlandırması ve direniş gücü kazandırması, İtalyanlara karşı sergilediği mücadele bu yeteneğini gözler önüne sermektedir.

Araplar ona adeta bir kurtarıcı gözüyle bakıyordu. O ise Araplara zafer sözü veriyordu. Seyyah Abdürreşit İbrahim, Enver Paşa’nın Trablusgarp mücadelesini şöyle anlatır;
‘’Enver Paşa Hızır gibi herkesten önce yetişti; En büyük vazifeyi o gördü. Yoktan bir ordu kurarak şanlı milletimizin namus ve şerefini bütün cihana tanıttı. Milyonlarca Arap’ın kalbinde paşalık unvanını aldı.’’ 

Ayrıca Trablusgarp mücadelesinde, para sıkıntısından dolayı aksayan işlerin yürümesi için para bastırdığını ve bunun işe yaradığını yazdığı mektuplardan öğrendiğimizde, hedeflediği geleceği ne kadar hak ettiğini bize gösteriyordu.

Savaşın ilk sahnesinde perde inerken İtalyanlar çölde yenilerek Akdeniz sahillerinde sıkışmış bir vaziyetteydiler, perde kapandığında ise üzerinde Enver Paşa’nın silueti bu direnişin mimarı olarak gözümüzün önüne yavaş yavaş gelmekteydi. 

Balkanlar patlak verir..
Trablusgarp’tan önce 1903-1906 yılları arası Balkanlarda mücadele etmiştir Enver Bey. 54 Çete savaşına girmiş ve hepsini kazanmıştır. Bir keresinde 250 kişilik Bulgar çetesinin, ilk gün 52 ikinci gün 85 kişisini temizlemiştir. Bölgeyi bildiği için Balkanlarda kendisine ihtiyaç vardır.

Bu sebeplerle Enver Paşa Trablusgarp’tan istemese de ayrılmak zorunda kalır. Lakin onun örgütlediği teşkilatlandırdığı birlikler mücadeleye devam etmiştir.

Balkanlarda gerçekleşen durumlar ile devlet güçten düşmüş, yaşanan siyasi gelişmeler ile dış politikada yalnız kalmıştır. Trablusgarp ne yazık ki anlaşma ila İtalyanlara bırakılmıştır.

Trablusgarp her ne kadar kaybedilmiş olsa da Enver Paşa Müslüman kardeşleriyle birlikte, vatan savunması savaşını kazanmıştır.

Bunu o dönem bölgeyi ziyarete gelen Fransa’nın Le Temps Gazetesi özel muhabiri Carrere, Türk başarılarının seyrini öğrenmek için cepheleri dolaştıktan sonra “Mesele varlık içinde istila yapmak değildir. Asıl ders ve ibret alınacak nokta yokluk içinde vatanı savunmaktır” kanaatini yazarak bu başarıyı dünyaya duyurmuştur. 

Balkanlarda da işler Osmanlı’nın lehine gitmemiş, Osmanlı Balkanlardan çekilmek zorunda kalmıştır. Kısa süre sonra Balkan devletlerinin kendi içlerinde toprakları paylaşamayınca çıkan anlaşmazlıktan yararlanan Enver Bey başkanlığında harekete geçen kuvvetler, Edirne ve Kırklareli’ni geri almıştır.

O kimine göre bir hayalperesttir.
Sarıkamış yoluna çıktığı için kendisini kimileri böyle değerlendirmişlerdir..
Hâlbuki ki o bir idealisttir.
Rusya’nın Polonya’da zor durumda olduğunu öğrenen Enver Paşa, Kafkasya’daki birliklerini takviye edemeyeceklerini düşünerek Sarıkamış harekâtını planlamıştır. Rus ordusunu adeta imha edip Türkistan yolunu açarak Rusya’yı tarihe gömmeyi hedeflemiştir.  Osmanlının paylaşılarak yok edilmesi amacıyla başlayan 1. Dünya Savaşını, Gökalp’in dediği gibi geçmişte kurulmuş ve gelecekte de kurulacağından şüphemiz olmayan o kutlu Turan ülkesinin kurulması ile sonuçlandırarak, tarihin seyrini yine Türk İslam dünyasının lehine çevirmeyi hayal etmiştir.
Bunu askerlerine şu şekilde ifade etmişti;

“Askerler hepinizi ziyaret ettim. Ayağınızda çarığınız, sırtınızda paltonuz olmadığını gördüm. Lakin karşımızdaki düşman sizden korkuyor. Yakın zamanda taarruz ederek Kafkasya’ya gireceğiz. Siz orada her türlü nam ve nimete kavuşacaksınız. Alemi İslam’ın bütün ümidi sizin son bir himmetinize bakıyor..”

Enver Paşa Çanakkale savaşlarında Harbiye Nazırı ve Başkomutan vekiliydi. İngiliz komutan Churchill Enver Paşanın oğlu Ali Enver Bey’e bir konuşmasında "Senin baban Enver Paşa benim siyasi hayatımı 20 yıl geriye attı..." diyerek Çanakkale zaferini kast etmiştir.

İtilaf kuvvetlerinin Çanakkale Boğazına geldikleri 12 Ağustos 1914 ile gerçek büyük saldırıya başladıkları 19 Şubat 1915 arasındaki 6 aylık dönemi iyi değerlendiren Enver Paşa gereken takviyeleri (silah ve ordu) yaparak, bu zaferin kazanılmasında büyük rol oynamıştır. 

Çanakkale zaferinden sonra Doğu Vilayetlerindeki isyan faaliyetlerini genişleten Ermeniler, bölgede oluşan askeri boşluktan yararlanan Rus ordusu ile iş birliği yaparak, bölgede bir Ermeni devleti kurmak için Van isyanını başlatmışlardır. Bu isyan sonrasında Osmanlı Hükümeti hemen bölgedeki bu faaliyetlere önlem almayı kararlaştırmıştır. Başkomutanlık tarafından yayınlanan tamim sonrası Enver Paşa ve Talat paşa tüm sorumluluğu üzerlerine alarak önce Ermeni isyancılara müdahale etmiş fakat sorunun çözülmediğini gördüklerinde, Erzurum, Bitlis, Van civarında yaşayan Ermenilerin savaş dışında kalan ve oradaki Müslüman nüfusunun %10’nu geçmeyecek şekilde tehcir edilmesi noktasında hükümetten talepte bulunmuşlardır. 27 Mayıs 1915’te çıkan Tehcir Yasası ile tek yetkili olarak Harbiye Nazırı Enver Paşa, Ermeni isyanlarından memleketi kurtarmıştır.

Enver Paşa’nın düşünce dünyasını anlamak için kendi cümlelerine bir göz atalım.

 “Bence çalışmadan halkın kesesinden zengin olmayı düşünen her beyin parçalanmaya layıktır.”
İşte emperyalizme karşı cümleleri…

Zaten mukadder olan ölümden korkarak köpek gibi yaşarsak, hem geçmişlerimizin, hem de geleceklerimizin lanetlerine müstahak oluruz. Hâlbuki kurtuluş için ölmeyi göze alırsak, hem biz, hem de bizden sonrakilerin hür ve bahtiyar olmasını temin etmiş oluruz.”
Sanki bugünleri görerek ne yapmamız gerektiğini söylemiş değil mi?

Enver Paşa’nın eşi Naciye Sultana gönderdiği mektubundan bir kesiti sizlerle paylaşmak isterim; ‘’Sen yazdığın mektubunda bana sitem etmişsin, kılıç ve harbi sevdiğim kadar hiçbir şey sevmediğimi yazmışsın. Söylediğin pek yalan değil. Ben hiçbir şeyi değil, sadece seni seviyorum diyemem desem de yalan olur. Fakat sen de bilirsin ki benim hakkımda yanlış propagandalar yapan bedbahtların iddia ettikleri gibi, ben uzak diyarlara servet aramak, zengin olmak veya kendi hâkimiyetimi kurmak için gelmedim. Gerçek de beni senden koparıp buralara kadar sürükleyen Cenab-ı Hakkın omuzlarıma yüklediği kutsi bir vazifedir…’’

Bu mektupta görüyoruz ki Enver bizim için; Vatan, Hürriyet ve Aşk demektir.

Makedonya dağlarında Hürriyet, Trablusgarp da Vatan idi, Çeğen tepesinde ise aşkına kavuşan bir şehit.

O uzak diyarlarda hürriyetin peşine düşmüştü, esir Türklere hürriyet kazandırmak ülküsüyle Çeğen tepesinde mitralyözlere karşı yalınkılıç mücadele verdi; Kurşunlar bağrını delip geçti, bilmenizi isterim ki mitralyöz kurşunları Enver Paşa’ya ona hain denilmesi kadar acı vermemiştir!

Selam olsun Çeğen tepesinden Uçmağ’a varan Enver’e,  rahmet olsun Çeğen tepesinde şehadet şerbetini içerken, karaağaca çakısıyla Aşkını kazıyan Enver’e…
Abdullah Kılavuz Bey’in ‘’Yaşanmış Bir Ömre Ağıt’’ adlı şiirinden alıntı yaparak yazımı sonlandırıyor ve Enver Paşa’yı bir kez daha rahmetle anıyorum…

’Gündüzleri seyrüsefer,
Gece karanlığında seyrü süluk
Göz kapaklarında Kubbetü’s Sahra
Saçlarında Buhara
Elleri Cebeli Tarık
Yürekleri Cebeli Nur
Kurşun nefesli adamlar anlatırdı dedem bana
O adamlar ki kalpleri vatan diye vurur
…’’

4 Ağustos 1922’de Kurban bayramının 1. günü Türkistan dağlarında şehit olan
Turan Soylu Yiğit Paşa
Seni Unutmadık!
Bilsinler ki senin kurduğun hayale bizim de canımız fedadır.

Bu yazıyı yazmamda bana yardımcı olan Enver Paşa’nın vatan sevgisini alabildiğince gönlünde taşıyan Eyüp Yılmaz kardeşime çok teşekkür ederim.