Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Çok söyledik…
Çok yazdık…
Uykularımızda sayıkladık…

Şanlı geçmişimize dair duyduğumuz özlemden kaynaklı bir hayal sandılar.
Güldüler bazen, bazen hüküm verdiler.

Irkçı kafatasçı deyip, uzak durdular.
Dinde yeriniz yok dediler hadlerini aştılar.

Hiçbirini umursamadık.
Hasta yatağımızda bile gözümüz hep Turan illerinde oldu.
Ayağa kalkar kalmaz göğsümüzde bir güneş gibi, dünyanın gözünü aldı.

Çilemize, mücadelemize değdi.
Nihayet Türk Konseyi toplantısından kendinden emin bir seda yükseldi.

Ziya Gökalp’in “Türklerin geçmişte ve belki de gelecekte bir gün gerçek olan büyük vatanıdır. “diye ifade ettiği Turan mefkûresine, hiç bu kadar yakın olduğumuzu hissetmemiştik.

Türk ordusunun sınır hatlarımızı korumak, devletin varlığı ve bütünlüğünü tehdit eden terör unsurlarını yok etmek, Suriyeli kardeşlerimize vatanlarını bir ve bütün olarak tekrar teslim edebilmek, onları memleketlerine kavuşturabilmek için başlattığı harekât sonrası, dünyada birçok gelişme yaşandı.

Hiç ummadığımız yerlerden haksız eleştirilere maruz kaldık.

İşte tam bu sıralarda, Azerbaycan’da toplanan Türk Konseyi’nde yapılan açıklamalar gözlerimizi yaşarttı.

Var olduğundan beri binlerce yıldır, dünyanın bütün haksızlıklarına karşı mücadeleyi, atalarımızın ifadesi ile Gök Tanrı’nın, Peygamber efendimiz (s.a.v) öğrettiği doksan dokuz ismi ile yüce Allah’ın bir vazifesi olarak sürdüren aziz Türk milleti, devlet başkanlarının bulunduğu fotoğrafta görüldüğü gibi omuzlarında yine o vazife ile yüklü olduğunu bütün dünyaya gösterdi.

Bütün bu gelişmelerden şunu anlıyoruz ki; Turan bir hayal değil, bu kutsal vazifenin yerine getirilebilmesi için muhakkak ki bir zarurettir.

Bugün asıl güzel olan, bize hayalperest diyen herkesin, Türk Konseyi’nde oluşan bu tabloyu görünce bir hayalin gerçeğine kapılarak, ona kavuşabilmek ümidiyle yüreklerinin tutuşmuş olmasıdır.

Yüreklerde ateşlenen bu kıvılcım, dünya üzerimize geldikçe inanıyorum ki bir kor haline gelecektir. Fiili olarak sınırların kalkması, yönetimlerin birleşmesi mümkün olmasa da dillerin, gönüllerin, bileklerin birleşmesi ile, yüce Allah’ın Kuran’ı Kerim’de överek anlattığı mazlumlara merhametli, zalimlere heybetli olan o topluluğa tekrar dahil olabilmenin kapısı aralanacaktır.

Allah milletimizi korusun ve yüceltsin!