Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Kaldığımız yerden devam edelim, en son aklımızla düşünmeye ve bazı soruların cevaplarını aramaya karar vermiştik.

Ülkenizin durumu nedir birlik beraberliğiniz yeterince güçlü mü?
Bu soruya hepimizin vereceği cevap “HAYIR” olacaktır. Özellikle son 4-5 yılda gerek iç güvenlik ve terör konusunda atılan adımlar, iktidar cemaat kavgaları, TSK ve Emniyete karşı yapılan itibarsızlaştırma operasyonları, yargıya karşı oluşturulmaya çalışılan güven eksikliği operasyonları vatandaş üzerinde başarılı olmuştur.
Daha öncesinde türban ve laiklik konusunda oluşan ayrışmanın gezi olaylarıyla çok daha karmaşık boyutlara taşınması, insanları etnik köken, mezhep, bölge ve şehir şehir ayrıştırıcı söylemler ve çalışmalar maalesef milletin birlik ve beraberliğini zedelemiştir.
Milli maçlarda dahi milletin hatta takımın bile eski heyecanı kalmadığı görülmektedir.

Sosyal ekonomik ve kültürel yönden ne seviyedesiniz?
Sosyal yönden ülkemizin batısı, iç kesimleri ve doğusu arasında ciddi uçurumlar oluşmakta bir kısım çağdaşlaşmak yerine Avrupalılaşarak milli kültür ve değerlerden uzaklaşırken bir kısımda içe kapanarak ülkede farklı iki kutup oluştuğu görülmektedir. Bir kısım zümre zenginleşip kendi sınıflarını oluştururken bir kısım insanlarımız borç batağında icralık durumdadır.

Ülkenizin ve bölgenizin bulunduğu jeopolitik konumdan dolayı içinde bulunduğunuz ve karşılaşacağınız tehlikelerin farkında mısınız?
Jeopolitik konumun kritikliğinden ilkokuldan beri hepimizin haberi vardır fakat ne yapacağımızla ilgili devleti yönetenlerin ne kesin çizgileri, ne esnek yönleri, ne kısa vadeli ne uzun vadeli planları yoktur.
Günlük ve plansız politikalarla her geçen gün ülkemiz Ortadoğu bataklığına çekilmekte, akan Müslüman kanlarına dur diyemediğimiz gibi, kendi ülkemizde her gün bomba patlar hale gelmiştir.

Özellikle sınır bölgelerinizde insanı ilgilendiren her konuyla ilgili alt yapı çalışmalarınız tamam mı?
Suriye sorunu başladığından beri ciddi bir alt yapı hazırlığı yapılmamış, ipin ucu kaçmıştır. Birazdan Urfalı arkadaşımın satırlarında bu konuya değineceğiz.

Kendi kendine yetebilen, fazlasını üretebilen, kendi kendinin güvenliğini sağlayabilen bir durumda mısınız?
Eskiden Türkiye tarımda kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biri diye bilinirdi, bizde sanayide teknolojide gelişemesek de bu konuyu duyduğumuzda gurur duyar mutlu olurduk. Fakat bu durum artık geçerli değildir, buğday, saman bile ithal eden bir duruma getirdiler ülkeyi, demek ki keramet bizde değil Anadolu’nun verimli topraklarındaymış, sen toprağı iyi değerlendiremez tarım arazilerini sanayi imarına, konut imarına açarsan olacağı budur. Yani şuan kendi kendimize yetemiyoruz ki, başkalarına faydamız olsun.
Güvenlik konusunda da en son hava alanı patlamasında hiç zafiyetimiz olmadığı cümlelerini duyarak ikna olmadık, ülkede son 5-6 ayda 1 tabur asker şehit oldu, bir o kadar vatandaşı kaybettik. Milyonluk orduda 1 tabur asker nedir demeyin o kadar asker yeri geldi bir İngiliz’e, Yunana, Fransız’a karşı akıl almaz başarılar kazandı. Nasıl mı? Allah yardım etti.

Daha önce benzer bir durumla karşılaştınız mı, sonuçları ne oldu?
Evet, daha öncede benzer durumlarla karşılaştık, 1991 körfez savaşında da sınırımıza gelen Iraklı vatandaşları ülkemize aldık ve birçoğu bir daha geri dönmedi, sonrasında ülke olarak kırmızıçizgimiz olan bölgede bir Kürt devleti kurulması fikrine Barzani’nin ve Talabani’nin yönlendirmeleriyle destek olduklarını gördük. Yani bizim güvenliğimizi hiçe saydılar.
Diyeceksiniz ki Balkan savaşlarından sonra göçenler, Bosna savaşından sonra göçenler geldi onlar sıkıntı olmadı. Bende diyeceğim ki onların birçoğu “Evladı Fatihan”dır. Yani Osmanlının Avrupa’ya yerleştirdiği Türklerin torunlarıdır, olmayanlar ise Batı medeniyetinden geldikleri için sosyolojik ve kültürel açıdan uyum sıkıntısı yaşamamış hatta bize olumlu katkıları olmuştur.

Şimdi bu kadar olumsuzluktan sonra Suriyelilerin vatandaş olarak kabul edilmesine nasıl diyebilir miyiz? Hayır diyemeyiz.
Peki, bunu dillendirenlerin amacı nedir?
Başkanlık hayali kuranların Osmanlı Devleti gibi bir devletimiz olacak diyerek milletin desteğini almaya çalışmak ve bu şekilde ki kararları Osmanlı ruhunun canlandırmak için kullanmaktır. Peki devleti büyütmenin yöntemi bu mudur? Değildir.

Suriyeli kardeşlerimize verilecek vatandaşlık hakkı gelecek yıllarda memleketimizin yep yeni sosyolojik ve kültürel problemler ile karşılaşacağı anlamına gelecektir. Osmanlı ruhunu Osmanlı devletinde yaşamış halkları Anadolu’ya toplayarak veya onları yarı yolda bırakarak değil, Osmanlı gibi onların yaşadıkları yerlere adalet, özgürlük ve huzur götürerek yaşatabilirsiniz. Bu sorunu Suriyelilerle birlikte Suriye’de çözmek gereklidir. İsrail’le anlaşılıyorsa, Rusya’dan özür dileniyorsa, eski kardeşiniz Esad ile anlaşmanız zor olmayacaktır. Üstelik Müslüman olduğunu söyleyen bir liderdir kendisi.

Bu düşüncelere özellikle sınır bölgelerinde yaşayan arkadaşlarımla görüştükten sonra vardım, şimdi onlardan gelenleri sizlerle paylaşıyorum.

Şanlıurfalı bir arkadaşımın satırları;
Suriyeli nüfusunun en yoğun şehirlerden biri de Şanlıurfa'dır. O şehrin insanı olarak, bu problemin sonuçlarını en ağır olarak biz yaşamaktayız. Ekonomi, güvenlik, sosyal tertip ve düzen gibi birçok alanda sıkıntılar fazlasıyla baş göstermekte ve bu durum kronik bir hal almaktadır. Ülkeyi yöneten hükümet, talihsiz siyasi kararlarından birine daha verip bu insanları vatandaşlığa almayı, fakat ileride ne gibi sıkıntılar doğuracağını döşenememekte ya da düşünmemektedir.  O bölgedeki sıkıntıları maddeler halinde sana yazacağım:

1- Yanlış mülteci politikası ile Suriye bölgesinde kurulmak istenen tampon bölge, maalesef Urfa, Kilis, Antep, Maraş, Hatay, Mardin, Adana, Mersin şehirlerinde doğal olarak kurulmuş ve bu şehirler ülkenin diğer şehirlerine doğal tampon görevi yapmak zorunda kalmıştır. Yani resmi rakamlar üzerinden konuşacak olursak bahsi geçen şehirler, ülkedeki tüm Suriyelilerin % 62 'sini barındırmaktadır. Sadece Urfa’da resmi sayılara göre 401 bin, gayri resmi sayılara göre 500 bin Suriyeli barınmaktadır. Bu muazzam sayı, şehrin sosyal kültürel yapısını, ekonomik durumunu, asayişi etkilemektedir. Bu göç kontrollü şekilde, diğer şehirlere dağıtılamamış ve bölge kaderine mahkûm bırakılmıştır.
2- Sayı fazlalığı beraberinde günlük yaşamı etkilemiştir. Ensar muhacir ilişkisinde, halk olarak Ensar görevimizi yerine getirmemize rağmen mülteciler muhacir psikolojisini hissetmemektedir. Yani, rahat yaşam modelleri, nargileli kutlamalı akşam eğlenceleri, kadın erkek dâhil iddialı saç-sakal bakım ve giyiniş şekilleri umursamaz davranışlarını katmerlemektedir. Buda, bölgede Ensar görevini yapan halkın şiddetli şekilde tepkisini çekmektedir.  Yani millet, " biz bunlara mülteci oldukları için acıyoruz, bunların bu şekilde bizim kültürümüzü ve değerlerimizi hiçe sayan davranışları bize çok koymakta" gibi cümleler ile tepki göstermektedir.
3- Mülteci sayıları eritilmeyecek kadar çok ve ani bir şekilde gelince, Suriyeliler bölgede kendi yaşam alanlarını oluşturmakta ve bunu şehre yaymaktadır. Tüm kafelerde, işletmelerde, nargileler artmakta, çoğu dükkânlarda Arapça yazılar boy boy ortaya çıkmakta, kadınlarımız Arap entarileri ve başörtülerini moda edinmekte, zaten bu tarz bir yaşama alışmaya uygun Urfa bir Halep görüntüsünü andırmaktadır.
4- İstihdamda ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Zaten bölgenin ve şehrin temel problemlerinden biri olan işsizlik mültecilerle birlikte başka bir hal almaktadır. Diğer şehirlerde olduğu gibi bu bölgede de çok ucuz iş gücü, sigortasız adam çalıştırmak, kurnaz işveren tarafından aşırı biçimde kullanılmaktadır. Zaten asgari ücret düzeyinde olan işçi ücretleri dip yapmaktadır. Örneğin, bir ara hal pazarında Türkler ile Suriyeliler arasında kavga çıkmış, kavganın sebebi de Türk hamallarının 40 Tl olarak çalıştığı bir işte Suriyelilerin 20 TL gibi komik bir bedelle iş yapmasından kaynaklanmaktaydı.
5- Asayiş problemi baş göstermektedir. Başıbozuk Suriyeli gençler koloniler oluşturmakta Urfalı gençler ile bıçaklı sopalı kavgalar hemen her gün olmaktadır. Öte yandan, hırsızlıkta ciddi artış ortaya çıkmıştır. Savaştan dolayı ortada kalan kızlar ve kadınlardan faydalanan çeteler, şehrin çeşitli yerlerinde kaçak randevu evleri açmıştır. Urfa’da pek alışık olunmayan ahlak operasyonları başlamıştır. Urfalı erkekler, imam nikâhlı ikinci eş alarak veya nikâhsız şekilde evlilik dışı ilişki yaşamını yaygınlaştırmıştır. Emniyet güçleri, bu sayı fazlalığının karşısında ciddi biçimde olayları çözme ve engellemede sıkıntı yaşamaktadır.
6- Şehrin yolları ve trafiği bu kalabalık nüfusu kaldırmamaktadır. Her geçen gün toplu taşımada ve akşam trafiklerinde yoğunluklar baş göstermekte ve yaşamı etkilemektedir.
7- Bölgedeki Türk halkı, tabiri caiz ise kavimler göçü misali batıdaki diğer şehirlere gitmek ve yerleşmek düşüncesine kapılmıştır. Buda iyiden iyiye bölgeyi yoğun Suriyeli nüfusuna maruz bırakacaktır.
8- Uzun yıllar burada yaşamaya alışan mülteciler, bir süre sonra bu bölgede ve şehirlerde hak iddia etmeye başlayacaktır. Urfa’da, hep örnek olsun diye anlatılan bir mesele vardır. Urfalı genç ile Suriyeli genç kavgaya tutuşunca, Türk " bıktık sizden ne hale getirdiniz memleketi" deyince, Suriyeli genç " beğenmiyorsan çek git" diye ahkâm kesmiştir. Bu trajik komik olay ne durumda olduğumuzu göstermektedir.
Özetle, Türkiye olarak kritik bir süreçten geçiyoruz. Hükümet bütün bu problemleri bildiği halde planlı ve bilinçli bir şekilde politikasını uygulamakta ve bu politikalar bölge gelecekte çok daha büyük sosyolojik olaylara gebe olacaktır.  Sürekli din ve kardeşlik kisvesi altında, bu olaylar tüm Türkiye’de olduğu gibi bölge halkına kabul ettirilmeye çalışmaktadır. Ancak, Urfa’da fanatik biçimde hükümeti destekleyen vatandaşlar bile ciddi bir şekilde bu olaya isyan etmektedir. Parti yetkilileri bu isyanla her gün karşılaşmaktadır. Osmanlıda güzel bir laf vardır. "Kem alet ile kemalat olmaz." iyiye, güzele, kardeşliğe kötü yöntemle, baskıyla, sindirmeyle kavuşulamaz vesselam. Görüşmek dileğiyle.

Türk İslam çizgisinden şaşmadan ömrünü devam ettiren ve bizimle bu bilgileri paylaşan kardeşime teşekkür ediyorum.
Görüldüğü gibi Şanlıurfa’nın durumu budur. Umarım Urfa’nın adı yakında Çilekeşurfa olarak değişmez.

Şunu da belirtmekte fayda var, elbette bu söylenilenler tüm Suriyeli vatandaşlar için geçerli değildir ama bölgedeki olumsuzluklar maalesef çok fazla ön plana çıkmış gözükmektedir.
Allah yardımcıları olsun, diğer illerimizle devam edeceğiz.