Ülkemizde terör belası hız kesmeden tüm caniliğiyle can almaya, yuvaları yıkmaya devam ediyor. Bizler ise hamaset söylemlerinden ileri gidemiyoruz.

“Terörün belini kırdık, en sert şekilde cevaplarını alacaklar, terör insanlık sucudur, lanet olsun teröre, Allah belalarını versin” gibi devletin en yüksek tepesinden sokaktaki en sade vatandaşımıza kadar bu lafları söylemekten ve dinlemekten bir türlü bıkmadık.

Peki biz neden terörle mücadele edemiyoruz? Niye bu beladan, bu lanetten bir türlü kurtulamıyoruz?

Bitti dediğimiz de niye yeniden başlıyor? Sonu geldi artık başlarını kaldıramazlar dediğimizde niye can almaya devam ediyor? Niye biliyor musunuz;

Çünkü biz Türk Milleti hala bir şeye karar veremedik. Biz devletimizi gerçek anlamda demokrasinin işlediği, hukuk kurallarının eğilip bükülmeden uygulandığı bir sistemle mi yöneteceğiz yoksa ne demokrasiye , ne monarşiye, ne diktatörlüklüğe , ne sultanlığa benzemeyen bir anlayışla mı yöneteceğiz? 

Biz demokratik, çoğulcu, katılımcı bir yönetimi bir türlü gerçekleştiremedik ki.Çok partili sisteme geçmeden önce sadece tek partinin hükmünü sürdürdüğü, buna karşı çıkanların ise bırakın dinlemeyi zulme varacak baskılara maruz kalması, milletimizi ikiye bölmüş ve bizim demokrasi anlayışımızı alt üst etmiştir. Daha sonraki dönemlerde ise hangi siyasi parti iktidara geldi ise halkın diğer kesimini yok saymış ve kendi yandaşlarına hem ekonomik hem de siyasi anlamda menfaat sağlamaktan ileri gidememişlerdir. Siyasetin çözüm bulamadığı noktada ise askeri vesayet devreye girerek işi tümden çıkmaza sürükleyip ihtilal yapmıştır.

1960 ihtilalini yapan rahmetli Alparslan TÜRKEŞ daha sonraki yaptığı mülahazaların tamamında “en iyi darbe yönetiminin, en kötü demokratik yönetimden daha kötü olduğunu” açıkça dile getirmiştir.

Evet biz demokrasiyi, halkın kendi kendini yönetmesini, katılımcı demokratik bir hukuk sistemini, yeniden oluşturamadığımız sürece, yönetim şeklimiz ister parlamenter, ister başkanlık, ister başka bir sistem olsun hiçbir şey yapamayız.

Biz anlayışımızı değiştirerek, bizi yönetmeleri için yetki verdiğimiz, ister muhalefette ister iktidarda olsun siyasetçilerden hesap soramadığımız sürece, emin olun bir adım dahi ileri gidemeyiz.

Bırakın terör gibi çok karmaşık ve üzerinde hamaset yapmadan, gerçekten çok ciddi bir şekilde durmamız gereken sorunları çözmeyi, en basit problemler bile ortada kalır.

Ey millet, kime hangi gerekçelerle oy verip bir yerlere getirirsen getir. Ama elini vicdanına koy. Seçim zamanları kedi gibi senin oyuna göz diken bu siyasetçilerden bir hesap sor Allah aşkına.

Yahu bugün kaçımız iktidarda ya da muhalefette olsun, milletvekillerini arayıp kardeşim ne bu yahu? Bıktık artık. Hiç mi huzurumuz olmayacak. Zaten halkın büyük çoğunluğu zar zor geçiniyor bir de can güvenliğimizi sağlayamıyorsanız ne diye o makamları işgal ediyorsunuz dedik?

Ya da, “yahu kardeşim tamam biz Suriye’de, Irak’ta, Filistin’de, Mısır’da kimsesizlerin sesi olalım olmasına da, Ankara’da Diyarbakır’da İstanbul’da Kilis’de Hatay’da Niğde’de yani kısacası Anadolu’nun her yerinde bu terör belasından dolayı ocaklarına ateş düşen kimsesizlerin ne zaman sesi olacağız, diyebilecekmiyiz?

Sizin derdiniz sadece koltuklarınızı koruyarak, doymak bilmeyen nefisleriniz için çalışmak mı? Sizler, Milletin isyanını duymazdan gelip,  liderinizin yalakası olmaya devam ederek terör belasından bizi korumayarak, kırk yıldır dinlediğimiz hamaset siyasetini yapmaya devam mı edeceksiniz?

Suçu yine dış güçlere, iktidara-muhalefete,  ona-buna, parelele-yamuğa bağlayıp bizi yine cambaza mı baktıracaksınız? Diyerek, millet olarak sesimizi çıkartıp hesap mı soracağız,yoksa kaderimize razı mı olacağız?

Evet, bugün ister iktidar, ister muhalefet yanlısı olalım eğer hesap soramıyor, çuvaldızı kendimize batırmayıp, körü körüne birilerini desteklemeye devam ediyorsak en büyük suçlunun kendimiz olduğunu unutmayalım.

Saygılarımla…