Bayağı zamandır izlediğim ve takip ettiğim birkaç konu vardı. Sadece pandemi dolayısı ile uzayan süreçte yazacağım konuların netleşmesini bekledim.

Devlet ne için vardır, görevleri nelerdir, siyasiler, yani yönetenlerin öncelikleri ne olmalıdır? Son yıllarda tüm kavramların değiştiğini ve artık ne nedir? Ne anlama gelir, hepsi bir birine karıştı. Gündeme dair olayların bir kaçını kaleme aldım. Yorumu da sizlere bırakıyorum.

SGK’nın battığını, taşınmazlarını satışa çıkardığını Basından takip ediyorum. Şimdi soru şu?

SGK’yı kim batırdı. Bu borç batağına saplanmasına kimler sebep oldu? SGK’yı yönetenler kimler? Ve onlara neden hesap sorulmuyor? Şimdi gelelim asıl meseleye.

Bu SGK’nın memurları yıllardır yanlış hesap yapmışlar. Emekliye fazla para ödemişler. Bunu da 2017 yılında fark etmişler. Şimdi emeklilerden Muhasebe ücreti- Cemiyet ücreti adı altında kesiyorlar. Bu arada bizim çok bilen vatandaşımız cebinden alınan bu paranın farkında bile değil.

Demem o ki her zaman olduğu gibi fatura emekliye kesilmiş. Bizlerde halen TV’lerde Allah korkusu olmayanların, Allah korkusunu anlatarak zenginlik yolundaki yolculuklarında alkış tutup halen Orucun neyin bozduğunun tartışmasını yapıyoruz.

-----------

İkinci bir izlenimim de Pandemi sürecinde Devletimizin azizliği. Bu süreçte esnafın ve Tüccarın etkilenmediği hiçbir meslek dalı yok. Batanlar, Kepenk kapatanlar, Borç batağında boğulanlar, tam bir felaket yaşayan esnaf kesimi. Bu arada Devletin açıkladığı yardım paketleri, destekler, krediler, açıklamalar ard arda geliyor. Açıklananlar güzelde, bu destekleri alanlar kim. Veren kim, yada kimler buna erişebiliyor. Yada eriştiriliyor. Kimse bunu sorgulamıyor.

Tek örnek ile anlatayım. Çiftçi kredisi almanın kurallarına bakın. Çiftçi olmak, üretim yapmak, arazi sahibi olmak, bu işten geçimini sağlamak yeterli değil. Desteğe kavuşmanın 1. Kuralı rüzgarı arkanıza almak. Eğer rüzgar yoksa kredi işi başka bahara kalıyor. Tabi çiftçi o baharı görebilirse.

Şimdi soru şu? Devlet neden bu kadar yasakları koyuyorda mücbir sebep ilan etmiyor. Herhalde mücbir sebep nedir biliyorsunuz. Bu ilan edildiğinde Devlet neler yapar bilmeyenlere birkaç cümle ile açıklayayım.

Bu mücbir sebep ilan edilirse, esnaf vergisini, elektriğini, suyunu vs ödemelerini ve faturalarını bu süreç içerisinde ödeme yapmaz erteler. Böylece Devlet esnafa desteğini göstermiş olur. Ama neden yapmazlar bu bilinmez. Anladığım kadarı ile Devlet garanti ettiği yol paralarını o malum şirketlere mücbir sebep oluştuğun da o süreçte ödeme yükümlülüğü kalkar. Bütün kontrol Devletin denetiminde devam eder, o malum şirketlerin kendi başlarına hareket etme ihtimalleri ortadan kalkar. Şimdi buradan seslenmiş olayım. Neden devleti yönetenler halkın cebinden çıkarmadıkları ellerini, çıkarıp bu şirketlerin cebine sokmazlar. Bu kadar güçlü iken neden halkın ali menfaatleri için bu adımları atmazlar. Bu sorunun cevabını her zaman merak ediyorum?

Birde son zamanlarda vatansever-Ülkücü-Türk ve Hain kelimelerinin anlamları değişti. Bunu da esefle izliyor ve Feto’mu, Fetö’mü bununda ne anlama geldiğini merak ediyorum.

Bunu bir açıklasalar da durumu tam olarak anlasak diyorum.

------------

Gelelim yiğidin hakkını vermeye Kira yardımı konusunda kim kimi kandırıyor bunu da anlamış değiliz. Devlet diyorki ben yardım edeceğim, beyanlarınızı getirin, görelim, beyanlarınız üzerinden belirleyelim, yardım taleplerinize cevap verelim. Yetkili kurumlar beyan evraklarını açıyor inceliyor, yardım paketinde ki rakamları belirliyor. Peki vatandaş bu arada ne yapıyor. Beyanı başka, kiranın asıl ödemesini başka yaparak, kiracı ile mülk sahibi arasında güvene dayalı sözlü anlaşma ile ticaretini devam ettiriyor. Şimdi Devlet yazılı olan beyanı tanıyor, halkta hayır öyle değil ben kira altında eziliyorum diye feryad ediyor. Böyle durumda ne söylenir aslında çok şey. Ama ben diyorum ki; şapkayı önümüze koyup iki kez düşünelim.

Birkaç olay ile süreci özetlemeye çalıştım. Kararda sizin, sorularda cevaplarda halkın kendisinde

Saygılarımla