Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Sonu gelmez tartışmalardan çok daha heyecan verici hayallerimiz ve hedeflerimiz var bizim.

Üzerimize doğru gelen sis perdesini bir çırpıda yok eden bu tılsımlı cümleyi tarih sayfalarında at sırtında gezen ecdadı mahcubiyet içinde izlerken aklımdan geçirdim.

Onlar kimi zaman yalın kılıç, kimi zaman altı patlar tabancayla,

Kimi zaman tek, kimi zaman bir süvari alayı, kimi zaman koca bir ordu,

Kimi zaman aklından şüphe ettiğimiz bir avuç deliler olarak geri dönmeyi hiç düşünmeden çıktıkları yolda hızla ilerlerken, ben onlara altımda bir saatte kilometrelerce yol yapan arabam olmasına rağmen yetişemiyordum.

 

Geçici dünyanın bilim dalları ile açıklamasını yapamadığım bu durumun sebebini sonsuz dünyanın penceresinden baktığımda ancak görebiliyordum. Onların sahip oldukları en büyük kuvvet yüce Allah’a olan inanmışlıkları ve hayallerine olan bağlılıklarıydı. Bizim ise aklımız ve gönlümüz sürekli sonu gelmez tartışmalarla oyalanıyor bir türlü nefsimizin üstüne çıkıp onların derecelerine yaklaşamıyorduk. Hal böyle olunca memleket toprakları erozyona uğrayıp ayaklarımızın altından kayıyor, biz buna engel değil sadece şahit olabiliyorduk.

 

Çok değil bundan 3 yıl önce ay yıldızlı bayraklarımız dağdan taştan silinirken,

Ermenistan’a şirinlik olsun diye Azerbaycan bayrakları statlarda toplatılırken,

Irkçılığın tepesine bir Türk pençesi gibi inen ve bu ülkede yaşayan hangi renkten hangi dilden olursa olsun herkesi bir kabul eden “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” ifadesi şehir giriş çıkışlarımızdan kaldırılırken biz belki bir sürü şey yapıyorduk ama bu gidişata engel olamıyorduk.

 

O mübarek ecdat hak sancağını daha fazla yerde dalgalandırmak, doğruluğu, iyiliği ve adaleti yaymak için dur durak bilmeden mücadele ederken, biz kendi değerlerimize bile sahip çıkamıyorduk. Tabiri caizse sepet gibi oturuyorduk.

 

Birileri bayrak şiirini müfredattan kaldırıyor biz o güzel mısraları şehrin en güzel duvarlarına yazmıyorduk. Gemilere binip binip katil başı ile görüşmelere gidiyorlar, biz limanda toplanıp o gemiyi ters çevirmiyor, bu görüşmelere izin veren yetkililerin koltuklarını sallayamıyorduk.

 

Üç beş genç çocuk ellerinde bayraklar sokağa çıksalar birileri kandan besleniyorlar diye yorum yapıyor biz o yorum yapanların cümlesine haddini bildiremiyorduk.

 

Çünkü biz sürekli sonu gelmez tartışmaların içinde kendimizi kaybediyor, sürekli birilerini suçluyor harekete geçmek için sürekli birilerinin dürtmesini bekliyorduk.

Kendimizde bir türlü o cesareti bulamıyorduk.

Bu karanlık günlerde ecdat yadigârı deliler çıktılar yaralandılar, gazi oldular, şehit oldular o mübarek mücadeleleri ile sarıldılar kaymak üzere olan memleket topraklarına müsaade etmediler.

Ve duvarlara yazdıkları yazılarla bir milleti uyandırdılar,

Söyledikleri marşlarla hayalini kurduğumuz o yurda olan özlemimizi dile getirdiler.

 

Şimdi bizim üzerimize düşen, memleket bir daha erozyona uğramasın diye “memleket için ölebilirim” diyen genç fidanlar yetiştirip, köy köy, ilçe ilçe, il il, bölge bölge dikmeliyiz.

Fidanlar yetişince onları Türk dünyasının başka diyarlarına gönderip oralara da bu ruhu yaymalı ve hep birden kendimizi İslam âleminin hizmetine adamalıyız.

Allah yolumuzu açık etsin.

Kalın sağlıcakla