Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

92-95’lı yıllarda Türk askeri taktik değiştirerek olduğu yerde alan güvenliği sağlamak yerine takip operasyonları yaparak PKK’lı teröristlerin inlerine girmeye karar vermiştir.

Bu operasyonlar esnasında bazı yaşananlar çok dikkat çekicidir.

Köşeye sıkıştığı halde bir anda ortadan kaybolan PKK’lıların nereye gittiğini komutanlar bir türlü akıl erdiremiyordur.

Birkaç kez aynı şeyi yaşayınca PKK’lıların bölgedeki Barzani’ye ait mevzilere sığındığı oradan Peşmerge kılığında yollarına devam ettikleri, hatta zaman zaman Mehmetçiğe bu mevzilerden ateş açtıkları tespit edilmiştir.

Bunun ardından verilen emirle karakollar yerle bir edilmiştir.

“Kan Uykusu” adlı belgeselde bununla ilgili ayrıntılı bilgileri dönemin komutanlarına ait ifadelerden çıkarabiliyoruz.

Yıllar önce tüylerimizi diken diken eden bu belgeseli izleyip yüreğimiz şiştiği halde, bugün aynı Barzani’nin paçavrası Türkiye Cumhuriyetinde şerefli Türk bayrağının yanına çekilme cesareti gösterilebiliyor.

Bu cesaret kimin tarafından kime verilmiştir.?

Yoksa bu bir talimat mıdır?

Açıkçası bu soruların cevabını merak ediyoruz.

Bu yaşanan olay sınırımızda kurulacak bir Kürt devletinin savaş sebebi sayıldığı günlerden, bizim ülkemizde kurulacağına başka bir yerde kurulsun dediğimiz günlere mi geldik sorusunu da akıllara getiriyor.

Yoksa iktidar sahiplerinin nasıl bir iç ve dış politika planı olduğunun bir işareti midir? Bu konuda çok ciddi endişeliyiz.

Uzun süre haberin yalanlanmasını bekleyip doğruluğunu Barzani’ye ait haber kaynaklarının gurur dolu yayınlardan öğrendikten sonra, şöyle bir paylaşımda bulundum; “Size göre bir amaç uğruna her şey mubahtır..Bizde ise bir hilal uğruna ölümden korkan namerttir.. İşte bütün mesele bu dostum..”

Mubah demişken dini bir terim olarak anlamını ifade etmekte fayda var.

“Mübah, yapılması veya yapılmaması dini yönden hiçbir sakıncası bulunmayan, mükellefin yapıp yapmamakta tamamen serbest olduğu eylemlerdir.”

Diyebilirsiniz ki bu tanıma göre yapılan mubahsa bir problem yok, o zaman tanıma devam edelim.

“İslam’a göre mübah olan eylemler, iyi niyetle yapılırsa sevap olur. Kötü niyetle yapılırsa, günah olur. Önemli olan kişinin niyetidir.”

Şimdi bu kelimenin ardına sığınıp böyle tavırlar alan veya alınmasına engel olmayan hala bir açıklama yapmayan iktidar sahiplerine ve yine aynı kelimeye sığınan Müslüman kardeşlerime sormak istiyorum, yapılan iyi niyetle mi yapıldı kötü niyetle mi?

Diyelim ki iyi niyetle yapıldı;

Barzani’nin Apo denen katil başı ile arası açık olduğu veya PKK/PYD grupları tam anlamıyla birlikte hareket edemediklerini, zaman zaman çekiştiklerini, hatta Kürt grupların bir türlü daha önce topladıkları Büyük Kongrelerini toplayamadıklarını görüp, aralarında ki bu ayrılığı kuvvetlendirmek için güya Abdülhamit gibi strateji izliyorsunuz.

Peki, Barzani’nin yine kendi haber kaynağında ki bağımsızlıktan vazgeçmem hedefine ne diyeceksiniz?

Bugün Irak’ta tam bağımsız bir Kürt devletinin kurulması ile bu iş bitecek mi?

Bunun Suriye, İran, Türkiye ayağı sizce daha da arzu edilir ve ulaşılabilecek bir statü kazanmayacak mı?

Bu durumda ülkemiz ne gibi sorunlar yaşayacak?

Bugün siz Irak’ta bir bağımsız Kürt devletine sinyal verirseniz yarın sizin komşularınız da sizde kurulacak başka bir devlete sinyal vermezler mi? Bence silah bile verirler.

Sanır mısınız o zaman sizin iyi niyetiniz size sevap olarak yazılacak?

Hiç sanmıyorum, bu bile bile lades demekten başka bir şey değildir.

İşin kötü niyetli tarafına bakarsak;

Eğer kontrol içinde veya kontrol dışında kötü niyetli birileri varsa demek ki bundan sonra Diyarbakır meydanında açılım türküsü çağırdığınız Barzani ile başka bir plan var, açılım hala dolapta duruyor kimse çöpe attık demedi.

7 Haziran’dan sora yüzlerce evladımızı açılım pisliğini temizlemek uğruna kaybettiğimizi hatırlayıp böyle bir sürecin tekrar etmesinde memleketin artık dönülmez bir yola gireceğini bunun tekrar gündeme getirilmesinin nelere mal olacağını eminim aklınız kesiyordur.

Evet, görülen o dur ki, herkes millet ve memleket adına endişelere sahiptir.

Ancak bu endişeler yetiştikleri kaynağa ve dünyaya bakış açılarına göre değişim göstermektedir. Kimine göre bu olay normaldir, bir siyasi hamledir aynı İsrail barışı gibi. Onlara göre bu iş mubah olabilir. Ancak mubah tanımıyla uzaktan yakından alakası yoktur. Bu işin iyi niyetli kötü niyetli düşünülme şansı yoktur bu düpe düz milli duruştan bir tavizdir!

Bu hassasiyetleri göz etmeyenleri, ısrar edenleri, müdahale etmeyenleri, sözlerini esirgeyenleri Türk tarihi elbet layıkıyla yazacaktır.

 

Kalın sağlıcakla.