Bazı şeyler yaşayarak öğreniliyor. Bazı şeyler ise okuyarak. Hayat insana öğretirken, bazen de şaşkınlıklar yaratıyor. Olmaz dediklerimizin olduğunu, asla dediklerimizin normal bir şeymiş gibi yaşandığına şahit oluyoruz. Demem o ki; Hayat denen bu uzun yolculukta, öğrenerek yaşlanıyoruz. Öğrenmek güzelde, şahit olduklarımız çoğu zaman üzüyor bizi.

Belki çok şey görmedim, belki de çok şey yaşamadım. Ama hatırladığım yıllardan günümüze kadar geldiğim süreçte, bazı şahit olduklarımı analiz ederek sizlerle paylaşmak istedim. Ülkemizde bazı değerlerin kayboluşunu üzüntüyle izliyorum. Ve eminim bu yitirilen değerlere sizlerde üzülüyorsunuz.

Zaman zaman ilçemizde arkadaşlarımız ile toplanıp, geçmiş ve gelecek üzerine sohbetler ediyoruz. Bazı değerleri korumak adına bilgi alışverişi yapıyoruz ve imkânlarımız dâhilin de az da olsa bazı değerleri yaşatmaya çalışıyoruz.

Şöyle birkaç analiz yapalım beraber. Sizleri o yıllara götüreyim istedim.

Bizim çocukluğumuzda okula giderken büyüklerimiz bizi Öğretmenlerimize “Eti senin, kemiği benim” der ve öyle emanet ederdi. O Öğretmenlerimiz bizlere öyle davranırlardı ki, kişiliğimiz ve ahlakımız tam oluşma çağlarındayken tüm bilgi ve birikimlerini bizlere aktarırlar, bizlerin hayata atacağı adımlara katkılarını sağlarlardı. Bizler o zamanlarda Öğretmenlerimize bırakın saygıda kusur etmeyi, Öğretmenden zılgıtı yedin mi karşı gelmek ne haddimize. Aman evdekiler duymasın, yoksa evde de devamı olur diye, sessiz sedasız güne devam ederdik. Hepimize sahip o güzel insanlar öyle güzel nesillere imza attılar ki o devirde Otobüslerde yaşlı ve hanımların ayakta olması mümkün değildi. Yaşı ne olursa olsun, kadının ayakta olması çok ayıptı. O güzel insanlar Öğretmenlerimizi saygı ile buradan anıyorum. Rahmetli olanların Mekânları Cennet olsun. Benim İlkokul öğretmenim halen sağ ve Rabbim ona uzun ömürler versin. Halen görüyorum, her zaman saygı ile anıyor ve karşılıyorum.

Şimdi gelelim 21. Yüzyıla. Birileri bu ülkenin değerleri ile oynayıp parçalamak adına önce Eğitimden başladılar. Öğretmenlerimizi itibarsızlaştırarak ilk hamlelerini yaptılar. Sonra sistemi alt üst ettiler, sonrada dilimize müdahale ettiler. Bir nesli sonlandırıp kendi emellerine ve kapitalist düzendeki zenginlik katan ses çıkarmayan, duyarsız bir neslin yaratılmasına yol açtılar. Bunda da başarılı oldular. Siyasi iradeyi elinde bulunduranlar, bu ülkenin değerlerini yok edecek tüm projelere yıllardır göz yumuyorlar. Okulları yok ettiler, Öğretmenlerimizin bile ne olduğunu bilmekte ve anlamakta güçlük çektiği sistem dedikleri muammayı insanlara dayattılar. Sonuç mu? Sonuç gözler önünde. Ayakta seyahat eden yaşlılar ve kadınlar, kulağında kulaklık ile sokaklarda bihaber gezen gençlik. Biz ne yaptık peki? Modernlik, gelişmişlik safsatası ile çocukları yetiştirdik ve yetiştiriyoruz ki, hepsine sırçadan köşk kurup içinde büyütüyoruz. Her istediğine evet diyen, hatta tüm yaşamını çocuğuna göre dizayn eden anne ve babalar olduk.

Peki nemi oldu? Bayramlarda büyükleri ziyaret eden, kabristanlara giden nesilleri yok ettik. Yeni yarattığımız bu gençler artık bayramlarda tatile gidiyor, arkadaşları ile ailesinden daha fazla zaman geçiriyor, eve geldiğinde ailesiyle sohbet etmek yerine odasına kapanan yanlızlaşmayı tercih eden bir nesile imza atıyoruz.

Eskiden Kuran öğrenmek için Mahallenin Hoca annesi veya Hacı dedesi olurdu. Çocuklar oralara gönderilirdi. Yada Müftülükler organize ederdi. Bu tür Dini eğitimleri. Ne bir çocuğa tecavüz edildiğine şahit olduk. N  ede ahlaksızca bir durum yaşandı. Her şey Ahlak değerleri içerisindeydi. Günümüzde artık insanlar gelinen noktada, cemaatlere katılmaya itiliyor ve çocuklarını orada eğitmeye zorlanıyor. Sonuç mu? Sonuç ortada. Tecavüz edilen çocuklar, istismar edilen sübyanlar ve en garibi de buna ses çıkarmayan aileler. Hukuk sessiz, diyanet ise siyaset yapmaktan vakit bulup, insanlara ahlak ve din dersi vermeyi görevlerinin arasından çıkarmış kendini siyasi iradeye teslim etmiş. Bizleri ötekileştirmek için düğmeye basanlar ve onlara çanak tutanlar her dönem işbaşındalar. Kişisel menfaatleri için ses çıkarmayan siyasetçiler ve bu süreci destekleyen ülkemiz tarihinde ki geçen 50 yılın bilançosu.

Eskiden Evlenirken Nikahta “Bir yastıkta kocayın” derlerdi. Gelinen noktada ise bakıyorum da, bu ideolojiciler yastıkları ayırarak işe başlamışlar. Hatırlayanlar bilir. Eskiden uzun ve tek parça yastık olurdu. Dediğim gibi çağdaşlık ve modernlik adına değerleri kaybolan bu hatırımızda kalan evlilik akdinin bağlayıcılığını simgeleyen yastık bunlardan bir tanesiydi.

Birde son yılların modası Ayakkabı ile eve girme olayı var ki, bence çok vahim bir durum. Bakıyorum da tüm dizilerde artık eve herkes ayakkabılarla giriyor. En garibi de o evde namaz kılan insanlar var. Bu sinsi ideolojiciler her mecrada varlar. Sistemlide çalışıyorlar. Biz ne yapıyoruz. Dizide ki aşk, meşk ve mafya sahnelerini konuşup eleştiriyoruz. Bu konuda birde araştırma yaptım ve çok ilginç sonuçlarla karşılaştım. Belki bir yazımda sadece bu konuya yer veririm. Dileğim odur ki; Bunu anlatmak konuşarak duyurmak isterim.

Bu yazdıklarım sadece bir özet. Eminim ki sizler daha fazla konularda örnekler yaşadınız ve yaşıyorsunuz. Şimdi ricam. Lütfen o eski günlerinizi hatırlayın. Çocuklarınıza ve torunlarınıza, dostlarınıza, arkadaşlarınıza örnek olsun diye anlatın. Belki de kaybolan değerlerin, örf ve adetlerimizin bizlerin varoluş nedeni olduğunu fark ettirebiliriz. Kim bilir belki de bu hareket toplumda yerini alır ve bizlerin değerleri ile oynayan ideolojicilerin ve onlara göz yumanların önünde ki en büyük güç olur. Örflerimize, adetlerimize, çocuklarımıza, dinimize ve ahlakımıza sahip çıkalım.

Aile, toplum ve ahlak. Bu değerleri dejenere etmeye uğraşan Dini buna alet eden, para ve mevki uğruna bunlara göz yumanlara karşı olmak için önce ailelerimizden başlayıp, bu gidişata izin vermeyelim. Tüm çabamızı harcayalım.

Sivil toplum örgütleri ve Belediye Başkanı Sayın Turgut Babaoğlu’na duyurumdur. İnşaat projeleri, park bahçeler, bunlara ayrılan zamanın 4/1’ini aile birliği, gelenekler, örf ve adetlerin gelecek nesillere aktarılması için insani projelere zaman ayırırsanız, çorbada sizin de tuzunuz olur. Bu projelere toplumun her kesiminin katılımını sağlayarak insanlık için maneviyat için bir arada olmaları gereken bir proje yapılsın. Şimdi sıra sizde Başkan. İnsan mı, maneviyat değerlerimi, yoksa diğerlerimi?