Bilindiği gibi Şeyhler köyü ilçemizin güzel, şirin bir köyüdür. Biz burada bu güzel köyümüzün coğrafi konumu, doğal şartları vs. bahsetmeyeceğiz. Şeyhler köyü denince aklımıza hemen tarihte burada geçtiği bilinen (tam açıklığı ile bilinmesede, olağanüstü söylencelere de konu olan, adeta efsaneleşmiş) bir olayı konu edeceğiz. Bu konuda son araştırmalardan yararlanacağız.

Konu ile ilgili son yıllarda iki kişinin araştırmalarını görüyoruz. Biri eniştem Emekli Albay İsmail Özgümüş, diğeri bir zamanlar Hendek Lisesi Tarih öğretmeni olan daha sonra Başbakanlık Devlet arşivleri genel müdürlüğü Osmanlı arşivi daire başkanlığı görevine getirilen Fakülteden arkadaşım Dr. Murat Cebecioğlu’dur.

Em. Albay Özgümüş Şeyhler köyünde halen mevcut olan belgelerin fotokopisini çekerek Ankara üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Akkuş beye okutturmuştur. Dr. Cebecioğlu ise İstanbul Üniversitesinde belgelerin okunmasında çalışmıştır.

BELGELERİN İÇERİĞİ

Ne yazık ki halen Şeyhler köyü muhtarlığında bulunan bu belgelerin en önemlisi, yani Orhan beye verilen Vakıf belgesi kaybolmuştur. Belgeler yüzlerce sayfayı bulmaktadır. Belgelerde tamamına yakınında Şeyhin yakını olduğunu iddia edip Şeyh İzzettin vakfından nemalanmak isteyenlerin hukuki mücadeleleri, bu konuda ki mahkeme kayıtları, vakıf mahsullerini zorla almak isteyenlerin ve hatta alanların mahkeme edilmeleri gibi konuları idare ve asayiş amirlerinin vergi aldıklarını,, bu vergilerin alınmaması için Şeyhler köylülerinin hükümete sundukları dilekçeler gibi konulardır.

Bu konuyu biz iki bölümde yazacağız.

Şimdi Şeyhler köyü eski muhtarı merhum Mustafa Tombul’un Şeyh İzzetdin İsmail hakkında büyüklerinden duydukları söylenceyi nakledelim.

Sefere giden bir Osmanlı ordusu karargahını Kargalı Hanbaba köyünde kurmuş ve orada konaklamış. (Burada şunu belirtelim. Malum o zamanlarda atlardan başka ulaşım araçları yoktu. Ordu sefere çıkar ve sefer aylarca sürerdi. Tabidir ki zaman zaman dinlenme için mola verme ihtiyaç olurdu. Bu konaklama yerleri sulak ve çayırlık yerler olur, orada karargah kurulurdu. Daha önceki gelişmelerden de anlaşılıyor ki Kargalı Hanbaba köyü ile Yağbasan köyleri arasında ki, Adapazarı-Hendek arasında sağ tarafta ki geniş çayırlık ve sulak alan ordunun konaklaması için kullanılmaktadır.)

Bu Osmanlı birliğinin kumandanı uzaktan gelip, yorulmuş askerlerine istirahat verdikten sonra, bir askerini çağırıp “Şu ileride bir Türk köyü varmış, oraya git, askerin ve atların yiyecek, içecek bir şeyleri kalmadığını köylülere söylede bizlere birşeyler hazırlasınlar” demiş. Komutandan ayrılan asker yola koyulmuş. Köye yaklaştığında orada hayvanlarını otlatan yaşlı bir adama rastlamış. Selam verip o yaşlı adama Türk köyünü sormuş. Yaşlı adam; O köyde ne yapacaksın? Demiş. Asker de “Şu aşağıdaki çimenlikte konakladık. Beni kumandanım gönderdi. Bizim ve hayvanlarımızın yiyecek bir şeyleri kalmadı. Köye haber vermeye gideceğim” demiş.

Yaşlı adam; Ben o köydenim, köy şurada az ileridedir. Sen kumandanının yanına dön. Ben köye haber verir, size birşeyler hazırlatırım demiş” demiş. Asker geri dönmüş. Yaşlı adam evine gelip ailesine “Aşağıda ki çimenliğe Türk askerleri gelip konaklamışlar. Yiyecekleri kalmamış. Birşeyler hazırlada götüreyim” demiş.

Ailesi hemen hazırlığa girişmiş. Pilav, ekmek, ayran vs. hazırlamış. Yaşlı adam bunlarla birlikte bir torba arpa alıp askerlerin konakladığı çimenliğe gelmiş. İlk rastladığı askerlere Kumandanınız nerede? Diye sormuş. Askerler yaşlı adamı alıp kumandanlarının çadırına getirmişler. Yaşlı adam kumandana selam vermiş,kumandan selamı almış ve buyrun diye yer gösterip oturtmuş. Kısa bir hal hatırdan sonra yaşlı adam getirdiği yiyecekleri açıp, askerlerin kaplarını ve torbalarını alıp gelmelerini söylemiş. Yiyeceklerin kendisine geldiğini zanneden Kumandan “Bunlar kime yeter, bütün askerler aç” demiş. Yaşlı adam “ Allah bereketini verir” deyip askerlerin kaplarına pilav, ayran ve ekmekten birer parça vermiş. Torbalara arpa koymuş. Kumandan ve askerler bu yemekleri yiyerek doymuşlar. Atlarda yemlenip doymuşlar. Bütün askerler doyduğu gibi yiyecekler artmış.

Yaşlı adam Kumandana “Bu artan yiyecekleri bir daha ki konakladığınız yerde yersiniz” demiş.

Bu garip manzara karşısında çok şaşıran kumandan yaşlı adam kendisi ile vedalaşıp, köyüne dönerken” Siz kimsiniz?” diye sormuş. Oda kendisinin şeyh İzzetdin İsmail olduğunu söylemiş. Şeyhe kendisine ve askerlerine yapmış olduğu ikramdan dolayı teşekkür eden kumandan askerlerini toplayıp sefere gitmekte olduğu tarafa hareket etmiş. Şeyhte evine dönmüş.

Epey bir zaman sonra o kumandan başka bir seferinde yanında Orhan Gazi olduğu halde buradan geçerken Kumandan Orhan Gaziye “ Şu ileride Türk Köyü vardı deyip o olayı anlatmış ve onu ziyaret edelim demiş.

Orhan Gazi kabul edip Şeyhler köyüne gidip Şeyh İzzetdin İsmail hazretlerini ziyaret etmişler. Orhan Gazi şeyh efendinin daha önceki seferde açlık sıkıntısı çeken askerlerine yaptığı iyilikten dolayı şeyh İzzetdin İsmail hazretlerine teşekkür  edip mükafat olarak Çelçet(Çalıca), Şeyhler, Tozak köyleri ile dolaylarında ki arazilerini bir Beratla (O zamanlar Biti deniyor)Şeyh efendiye Vakıf tayin etmiş ve bundan sonra bu köylerden Öşür (Osmanlı devletinde zirai ürünlerden alınan onda bir vergi) alınmamıştır.

Bilindiği gibi Şeyhler köyü asırlardan beri her yıl Şeyh İzzetdin İsmail efendinin türbesinin bahçesinde anma etkinlikleri yapmaktadırlar. Şeyhler halkı bunu kutsal bir görev olarak kabul etmekte ve bu güzel geleneği büyük bir şevkle, asırlardan beri devam ettirmektedirler.

Birkaç gün öncede yine yapılan bu anmalarda Kuran-ı Kerim okunmakta, misafirlere Pilav, Ayran ve Cizleme (Araştırmalarımız buna çörek diyorlar. Bu çörek değil, eski yerli Türklere özgü olan saç veya taşta pişirilen ve adı Cizleme olan bir ekmek çeşididir. Şimdiki hanımlar bunu evlerde tavada pişirip adına da Krep diyorlar)

Bir daha ki yazımızın 2. Bölümünde Şeyh İzzetdin İsmail Efendi hakkında yapılan araştırmalardan elde edilebilen bilgiler ışığında Efendinin kişiliği hakkında bazı açıklamalar yapacağız.

Sağlıcakla kalın…