Sabah yerinden kalkerken okulu düşünen sevgili yavrularımız okula gelene kadar yolda ya annesiyle ya da arkadaşıyla sohbet ederek gelirken ne kadar mutlu olduklarını anlatamam. Ders zili çalıp da sınıfa girdiğinde öğretmen herkes yerine otursun ses istemiyorum yoklama yapacağım diye keskin ve sert bir tavırla onları susturmaya çalışır. Oysa öğrenci odaklı bir eğitim öğretim sisteminde böyle baskı uygulanması ne kadar doğru acaba? Çocuklarımıza askeri disiplin eğitimi veriyoruz. Kalk, doğru otur, konuşma ,böyle gidersen seni sınıftan atarım bak sınıfta bırakırım gibi dikta sözler söylemek o çocuklara ne kazandıracak merak ediyorum. Velileri topladığımızda çocuklarımızın kendilerine öz güven duygusu kazandırmanın faydalarını neye anlatıyoruz bilemiyorum. Çocuğu korkutarak nasıl kendine özgüven duygusu vereceğiz acaba. Bırakın çocukları sınıfta istedikleri gibi hareket etsinler. Onları sıkmayalım. Daha birinci sınıftan itibaren onları kendinden ve kendimizden uzaklaştırırsak, yarın kendi işini başkalarının yoluyla yapmaya itmiş oluruz yavrularımızı. Yazmasına, okuldaki sütü içmesine, oturmasına, kalkmasına, konuşmasına kendini ifade etmesine pranga vurursak onu yok etmiş oluruz. Öğrencilerin her yapacağı işi hazırlayan bizler birer robot yetiştirmekten başka bir şey yapmadığımızı düşünmemiz lazım. Yemek saati oyun saati. Allah aşkına sizler sevgili öğretmen arkadaşlarım her teneffüs çay saati yapıyorsunuz onlar size bir şey diyorlar mı hayır. Yemek saatinden önce aç gelen bir öğrenci acıktıysa ne yapsın. Dersten sıkıldıysa canı oyun oynamak istiyorsa ne yapsın. Sıkmayın onları bırakın onlarda bazen kendi bildikleri gibi yapsınlar. Sınıfta gezsinler konuşsunlar, eminim bir gün onlarda yaptıklarının yanlış olduğunu görüp doğrusunu bulmaya çalışacaklar. Gelecekte kendi işlerini başkasına değil kendileri yapmaya çalışacaklar.

       Öğretmen, istenen davranışı ödüllendirirse, öğrenci aynı davranışı tekrar etme eğilimi gösterir. Öğretmenler, öğrencilerin olumlu davranışlar geliştirmeleri için sözlü yorum, yüz ifadeleri, mimik, gülümseme, hoş söz, not ve yıldız gibi ödül ve pekiştireçler vererek ilgi ve çabayı artırabilirler. Ödüllendirilmeyen, göz ardı edilen ve ceza verilen davranış ise zayıflar ve söner. Ceza, istenmeyen davranışın yok olması için olumlu pekiştireçlerden daha çabuk etkisini gösterir. Fakat cezanın davranışı bastırırken, eğitim hedeflerini zedeleyen yönleri göz ardı edilmemelidir. Ceza, öğrencilerde olumsuz duygular geliştirebilir ve öğretmene karşı soğukluk, düşmanlık gibi duyguların gelişmesine neden olabilir. Bu modele göre de, öğretmenlerin, öncelikle kurallar ve davranışların sonuçları hakkında öğrencilere açık ve net bilgiler, yönergeler vermesi gerekmektedir.

        Milli Eğitim Bakanlığı her yıl değiştirdiği eğitim programları  ve sınav kaygılarıyla zaten çocuklarımızın kafasına demir pranga vuruyor; birde biz aynı şeyleri tekrarlamayalım. Her yıl değiştirilen müfredat ve kitapların neden değiştirildiğini anlamaya çalışalım. Çocuklarımızın kendine özgüven duyan insanlar olarak yetişmesine yardımcı olalım. Her çocuk mutlaka öğretmenini örnek almaya çalışan ve hayatını öğretmeninin hayatıyla eş tutmaya, gelecekte ne olacaksın dendiğinde öğretmen olacağım demeye hazırlayan insan olacaktır. Unutmayalım ‘’Bu günün küçükleri yarının büyükleridir, diyen ulu önder Atatürk bu sözüyle biz öğretmenlere ve sosyal toplama ne kadar büyük bir öneride bulunmuştur.

        Bir gün yapılacak sınava öğrencilerin hepsi iyice çalışmış.

Öğretmen hazırladığı soruyu sormuş :

- Mikroskoptaki bacağın hangi hayvana sahip olduğunu bulun?

Öğrencinin birisi koşarak kapıyı çarpmış ve dışarı çıkmış.

Öğretmen kim o terbiyesiz demiş öğrenci içeriye bir bacak uzatmış:

‘’Hadi tanısana kim olduğumu" demiş.

İşte çocuğun zaman içerisinde gelişmesi. Hayat boyu sana saygı göstermesi için gereken yol:

        Ona saygı duy ve sevgini göster.

   Tüm öğretmen camiasına ve öğrencilerimize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.