61reis54 @ gmail.com

“Sizlere kolay bir başarı, vaad etmiyorum. Kısa zamanda bir iktidar umanlar bizimle yola çıkmasınlar. Yolumuz uzun ve çetindir. Bu yolda karşınıza menfaat teklifleri, tehditler ve daha bir yığın engel çıkacaktır. Bu çetin yolda dayanabilecekler, bizimle gelsinler. Cesur olanlar, kuvvetli olanlar, gerçekten inananlar kafilemize katılsınlar.

Ben Türk Milletini, Sokaklarda ıspanak fiyatına satılan demokrasiye, Rüşvet ve hile çiğnenen, çiğnetilen hukuk düzenlerine, Ahlâktan mahrum bir hürriyete, tefecilige, karaborsaya yer veren bir iktisadi yapıya çağırmıyorum.
Türklük şuur ve gururuna, İslâm ahlâk ve faziletine, yoksullukla savaşa, adalette yarışa, birliğe, kardeşliğe, kısacası hak yolu, ALLAH YOLU'na çağırıyorum. Modern medeniyetin en ön safına geçmek üzere sıçramaya çağırıyorum.”

Bu çağrı üzerine adına Ülkücü dediğimiz, o zaman bir elin parmağı kadar şimdi ise binlerce hatta milyonlarca insan Başbuğ Alparslan Türkeş’e inanıp onunla yol arkadaşlığı yaptılar.

Şimdi sizlere soruyorum yukarıdaki sözleri okuyan, ben Müslümanım ben Türküm hatta ben insanım diyen kim bunun altına imza atmaz ki?

Ama ben hırsızım, ben milletin kanını emen bir sülüğüm, ben ahlaksızlığı huy edinmiş birisiyim, ben menfaatim için her şeyi yapar herkesi satarım diyen birisi bu söylenenlere kulak asar mı?

Yine kendi milletimin çıkarları için her türlü emperyalizmi, kapitalizmi ve kominiz mi mubah sayan açık ya da gizli ben Müslüman düşmanıyım, Türk düşmanıyım diyenler, Ülkücülere  Başbuğun söylediklerini yaptırır mı?

Tabi ki sizin önünüze engeller çıkartacaklar, her türlü menfaati ayaklarınıza serecekler, baktılar ki sizin direncinizi kıramıyor, sizi satın alamıyorlar o zamanda katletmekten çekinmeyecek ve size her türlü kumpası kuracaklardır.

Sonuçta zaten böyle olmuş, Türk-İslam davasının, Ankara İlahiyat Fakültesi öğrencisi 22 yaşındaki ilk şehidi olan yetim Ruhi Kılıçkıran, 4 Ocak 1968’de Ankara Site Yurdu Kantininde iftarını açtıktan hemen sonra şehit edilmiştir. Bu şehadetten günümüze geldiğimizde Ege Üniversitesi’nde Pkk destekçileri ile Ülkücü öğrenci grubu arasında çıkan tartışmada önceden kurgulanmış, azmettiricileri ve katilleri belirlenmiş cinayete kurban giden Tarih öğrencisi Fırat Çakıroğlu’na kadar geçen sürede binlercesi katledilerek şehadet şerbeti içti.

12 Eylüle gelince ne diyelim. Sövsek olmuyor, kızsak nafile. Bu ihtilalde de 9 Işık söndürülmüş, 9 Ülkücü genç, hem de devleti idare edenler tarafından idam edilerek katledilmişlerdir.

En gençleri 20 yaşındaydı. Ahmet Kerse, 31 Ocak 1983, Gaziantep Cezaevi'nde idam edildi. Ali Bülent Orkan, 13 Ağustos 1982, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde idam edildi. Cengiz Baktemur, 2 Mayıs 1982, Elazığ Kapalı Cezaevi'nde idam edildi. Cevdet Karakuş, 4 Haziran 1981 Elazığ Kapalı Cezaevi'nde idam edildi. Fikri Arıkan, 27 Mart 1982 Mamak Askeri Cezaevi'nde idam edildi. Halil Esendağ, 5 Haziran 83 İzmir Buca Cezaevi'nde idam edildi. İsmet Şahin, Paşakapı Cezaevi'nde idam edildi. Mustafa Pehlivanoğlu, 7 Ekim 1980'de ve Selçuk Duracık, 5 Haziran 1983'te idam edildi... 

Tüm bu gençler tek suçu başbuğlarının tarif ettiği, Ülkücü olmak Türk-İslam davasına hizmet etmekti.Ne demişti Başbuğ;

“Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.”

Anlaşılan bu bayrağı taşımak için Ülkücüler katledilmeye devam edecek. Rahmet ve minnetle tüm Ülkücü şehitleri yad ederken hepinizden de onların ruhuna bir Fatiha göndermenizi diliyorum.

…Ve Ravzat’ül İslâma girdiler

Şehâded güllerini derdiler 
Darağaçlarında can verdiler. 
Bir nesil geldi; geçti bir nesil.