Öncelikle tüm okurlarımızın Türk milletinin ve İslam dünyasının ramazanını kutlar.Ramazanımızı bilinç içinde, yardımlaşma, ibadet ve ramazan tadında geçirmeyi diliyorum.Bizler bu mübarek ayda aşırı sofralarda yiyecekleri israf etmeden komşu ,akraba ve fakirlerimizle elimizdeki imkanları paylaşmalıyız


Sizlerle en güzel iftar ve sahurumu paylaşmak istiyorum.Daha sonra birkaç gündemle ilgili görüş sunacağım.Seksenli yıllarda orta okul çağlarındayız.Mahmutbey Mahallesi Kodaman Sokak ta oturuyoruz.Çaya doğru giden yolda ahşap evler vardı.Bu evlerden birinde oturan daha önce sadece selamımız olup pek yakın tanımadığımız bir komşumuz bizi iftara davet etmişi.Bizde evde birşeyler hazırlayıp iftar vakti komşumuzun evine gittik.Ev eski ve ahşap bir evdi. Eşyalar eski, fakir bir haneydi.Ama ev sahipleri güleryüzlü ve zengin bir kalp taşıyorlardıçEzan okunduğunda oruçlarımızı açtık menümüz tarhana çorbası, salatadan oluşmuyordu.İçli pide götürmüştük onu da sofraya koyduk.Hayatımdaki asla unutamadığım en güzel iftardı.Biz fakir ama yüreği zengin komşularımızı bu vesile ile daha yakından tanıdık ve ramazan paylaşımının ne olduğunun dersini almıştık.Bir de sahur anım var.Dört beş yıl önce Şırnak ta askerim ve ilk sahurumuzu burada yapacaktık.Sahurda yemek çıkıyor ama kıyafet giymek, bot giymek çok zor geliyordu.Eşofman ve terlikle de yemek haneye giremiyorsunuz.Yemekler bol amma çok ağırdı.Bizde dört arkadaş aşçıya patates haşlatıp ekmek arası patates ve çay ile sahur yapmıştık.Vatan görevinde ilk orucumuzu böyle tutmuştuk.
Gönüller zengin olunca ne yediğinizin nerde yediğinizin önemi yoktur.