Merhaba sevgili okurlarım. Yeni bir hafta başlangıcından hepinize sevgiler. İlk olarak, İzmir’de yaşanan üzücü doğal afeti yaşayan herkese geçmiş olsun dileklerimi gönderiyorum. Tüm Türkiyenin aklı, fikri, gözü, gönlü İzmir’de. Dualarımız sizinle.
Bugün size otizm konusunda izlediğim ve çok beğendiğim, yararlı bulduğum bir filmden bahsetmek istiyorum. Film “The Black Ballon(Siyah Balon)”. Size kesinlikle izlemenizi tavsiye ederek filmi anlatmaya başlayacağım.
İlk olarak şunu belirtmeden başlayamayacağım. Benim için en başarılı otizm konulu filmlerden biri. Birçok farklı film izlemiş olmama rağmen bu film, bana gerçekten otizmli bir kardeşe sahip olma duygusunu, abartıya düşmeden, yaşattı.
The Black Balloon filmi otizmli birey olan Charlie’nin, ailesinin yaşadıklarını ve verdikleri zorlu mücadeleyi anlatan Avustralya-İngiltere ortak yapımı filmdir. Yönetmen koltuğunda(aynı zamanda senarist) Elissa Down vardı. Kendisinin de iki tane otizmli erkek kardeşi olan Elissa, çok iyi bildiği bu duygu durumunu kameraların önüne de çok başarılı bir şekilde yansıtabilmiş. Yönetmen kendi deneyimlerinde de yola çıkarak filmi diğer filmlerden ayıracak olan senaryo farklılığını ortaya koymuş. Yani, bir otizmlinin yaşadıklarını öne çıkartmak yerine, ailesinin özellikle de erkek kardeşi Thomas’ın hayatını ve Charlie’yi kabulleniş sürecini anlatmayı tercih etmiş.
Filmi ayrıcalıklı yapan bir diğer özelliği; izlediğimiz diğer filmlerde anne-baba, mücadelesinde yalnız olurdu. ( Temple Grandin, Ocean Heaven filmleri gibi). Oysa bu filmde ebeveynler birbirlerine destek veriyorlar. Olağanüstü direnciyle Anne Maggie ön planda olsa da, ona her daim yardımcı olan eşi Simon’uda çok sık görüyoruz.
Filmi bir özel eğitimci olarak değerlendirmeye geçersek filmde gözüme ilk çarpan şey ailenin otizm konusunda çok bilgili olması. Annenin Charlie’ye yaklaşımı nerdeyse bir uzmanınkinden farksız. Hatta aile Charlie’nin davranışlarını kontrol edebilmek için bir dönüştürülebilir sembol pekiştireç panosu kullanırlar. Her doğru davranış için bir yıldız kazanır ve yanlış davranışta yıldızı kaybeder. Ağır bir otizmli olduğu için her zaman işe yaramayabiliyor, ailede bunun farkında ve diğer tüm olası durumlar için çok hazırlıklılar.
Charlie’nin kontrol altına alınamamış olan, bir cisimle yere aynı tempoda vurarak ses çıkarma gibi bir sterotipik davranışı vardır. Bu davranış özellikle komşularını çok rahatsız eder ve bu yüzden çok fazla evden taşınmak zorunda kalmışlar. Burada görmemiz gereken Charlie’nin ses çıkarma davranışı değil, diğer insanların durumun ne olduğunu bilmelerine rağmen anlayış gösterememeleri. Ailenin durumunu bilseler bile otizm onlar için sakatlık anlamına geliyor. Bu yüzden anlayış göstermekten çok cahilce yargılarda bulunuyorlar. Filmin ilk sahnelerinde Charlie için “spastik” tanısı bile yakıştırıldı. Özel eğitim okuluna giden öğrencileri alan servis mahalleye geldiğinde diğer gençler “Sakatlar arabası geçiyor” diye dalga geçebiliyor. Bu durum günümüzde de böyle. Hala özel eğitim ne demek bunu bilmeyen yüzlerce insan var toplumumuzda. Bilenler de doğru bilmedikleri için toplumu nefrete sürüklüyorlar. Sadece yapılması gereken “normal” olanın herkesin farklı olması anlamına geldiğini anlamak. Bu da bilinçli kişilerin bilgilerini yayması ile mümkün.
Dikkatimi çeken başka bir konu, uzmanların da kendi aralarında fikir farklılığı yaşadığı işaret dili konusu. Filmde Chalie otizm tanısı aldıktan sonra uzun süre normal konuşmaya devam edebilmiş. Ancak bir gün nonverbal(konuşamaz) hale gelmiş. Aile de bunun üzerine işaret dili ile iletişim kurma yolunu seçmiş. Ancak Charlie’nin kardeşi Thomas işaret dili kullanmanın Charli’nin konuşmasına engel olduğunu iddia eder. Bir gün bunu dener. İşaret dili kullanmadan istediğini söyletmeye çalışıyor ve ses çıkarabiliyor. Bu olay işaret diline bağlı kalmanın yanlış olduğunu düşündürttü bana. Çocuğun konuşması için biraz da ihtiyaç duyması lazım. Anlaşılmadığını düşünen biri konuşma ve ses çıkarmaya ihtiyaç duyar. Ancak Charlie bir şekilde baden dili ile anlaşabiliyor ve kendi konforunu oluşturmuş. İşaret dilini bırakıp güvensiz bir dil olan sözcüklerin diline katılmak istemez pek tabi.
Genel anlamda film ile ilgili görüşlerim bu şekilde. Umarım siz de keyif alarak izlersiniz. Herkese sağlıklı bir hafta geçirmesini diliyorum. Sağlıcakla kalın.