Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Tarih 29 Ocak 2009…

Yaklaşık 25 gün Halistepe’de yoğun kış şartlarında üst bölgesi nöbeti tuttuktan sonra, Şırnak Görmeç köyünde bulunan tabur merkezine dönüp ani müdahale mangası komutanı olarak görevi teslim aldım.

Bir astsubay, iki uzman çavuş, yirmi dört er ve erbaş ile ben bir asteğmen…

Görevimiz, tabur merkezine ani bir saldırıda takviye hizmeti yaparak saldırıyı geri püskürtmekti. Bir yandan sabaha kadar çadırda dumanı tüten sobanın başında telsizden gelen çağrıları dinliyor, bir yandan da ilgi duyduğum kitapları okuyordum.

Gece yarısına doğru haberlere bakmak için televizyonu açtığımda, başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos’ta İsrail Devlet Başkanı Simon Peres’i adeta yerine kilitleyecek şekilde bir çıkış yaptığını görüyordum “One Minute”

Bununla da kalmıyordu, siz çocuk öldürmeyi iyi bilirsiniz diye tüm dünyanın gözü önünde İsrail devletinin kanlı yüzünü ortaya seriyordu…

Dünya ayağa kalmış bu olayı konuşuyordu, Türkiye sokaklara dökülmüştü, eminim ki Filistin'de evlatlarını elleriyle toprağa koyan anne ve babaların gözlerinden yaşlar süzülüyordu…

Ve ben, siyaset sahnesine çıktığı günden itibaren kendisine bir defa bile oy vermemiş, bulduğum her fırsatta eleştirmiş şimdi ise vatani görevi için memleketin ücra bir dağında nöbet tutan bir asteğmen…

Biri hadi dese belki sınırına bile yaklaşamayacağım İsrail’in üzerine doğru bir G3 bir kaç şarjör mermi, bir kaç el bombası ve toplamda 30 kişiyi bulmayan timimle koşmaya hazır bir ruha bürünmüştüm.

Baktım telsizden gelen bir emir yok, ben gidip tabur karargahına bir emriniz var mı diye sorayım dedim. Karargah  yemek çadırının önünden geçerken kapıdan kafamı uzattım, herkes heyecanla seyrediyordu…

Tabi benim beklediğim emri kimse vermedi, bizde kış soğuğuna rağmen kanımızdan gelen sıcaklıkla o geceyi hiç üşümeden mevzilerin etrafında gezinerek sabah ettik…

Malum, İsrail ne o gün ne sonrasında ıslah olmak gibi bir niyette değildi. Yıllarca zulümlerine, katliamlarına, kutsal değerlerimize el uzatmaya devam etti. Kızdık, sinirlendik, protesto ettik, İsrail mallarını kullanmayalım diye paylaşımlarda bulunduk, çok sevdiğimiz Coca Cola’yı dahi hayatımızdan çıkarmak için çaba sarf ettik. Bunu başarabilirsek eğer İsrail’in çökeceğini düşündük hep. Aslında hayal ürünü bir düşünce gibi gözükse de gerçeğin ta kendisiydi.

Çünkü Coca Cola günün en sıcak anında, dilimiz damağımız kuruduğunda, nefsimizle olan imtihanımız en zirve noktada olup, belki su sırasını ufak bir çocuğa vermekte bile tereddüt edeceğimiz bir durumda, arzuladığımız en güzel içecekti… Alkolsüz olduğu söylendiği için, haram olmasından dolayı içki içmeyenlerin sofrasını süsleyen bir vazgeçilmezdi…


İşte biz Allah’ın bize emrettiği şekilde nefsimizin arzularını Coca Cola’dan başlayarak dizginleyip kontrol altına almayı başarırsak sonrasında kendi nefsine, milletine, müslüman kardeşlerine zarar verecek her türlü duruma karşı bir tavır alabilir ve eminim ki dünyanın gidişatını tersine çevirebilecek bir ruhi zemini oluşturabilirdik bünyemizde, yapamadık…

Almaya, içmeye, önemsememeye devam ettik…

Nasıl kandil akşamları ve Cuma günleri Allah korkusu aklımıza geliyorsa, İsrail’i protesto etmekte İsrail’in Filistin'i bombaladığı akşamlar hanemize uğrar oldu…

Dün şahit olduğumuz olay ise nasılsanız öyle yönetilirsiniz ifadesini tekrar bize ispatladı…

One Minute kahramanı, şimdiki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Coca Cola’ya bağlı bir fabrikanın açılışına katıldı ve Coca Cola tabelası altında konuşma yaptı.

Savunmak olsun diye savunan arkadaşlarımızı bir kenara bırakıp,
29 Ocak 2009’da One Minute çıkışından sonra bedeli ne olursa olsun yola çıkmaya hazır olan ben denizin, şahsen mazlum milletlerin umudu olan Türkiye Cumhuriyetinin en tepesindeki kişiyi, Cumhurbaşkanını böyle görünce yüreğim burkuldu. Kendisine inanan insanların daha kötü halde olduğunu düşünüyorum, hele son yaşanan Mescidi Aksa olaylarından sonra daha da zor şartlarda olan Filistinli kardeşlerimizi düşünemiyorum.

Neden buraya katılmaya gerek duydular anlamıyorum. Artık kandırılma, hata yapma gibi bir lüksümüz ve zamanımız olmadığını düşünüyorum.

Siyaset olsun diye de eleştirmiyorum, eleştirsem geçen haftalarda Alman şirketleri ile toplantı yaptılar onunla ilgilide yazardım.. Elbette bazı uluslararası görüşmeler ve ticari ilişkiler olacaktır. Ancak bu yıllardır İsraile mücadelede sembol haline gelmiş bir kaleyi onlara teslim ederek yapılamaz, yapılmamalı.

Umutsuzluğa kapılmıyorum, zira bizim umudumuz Allah’tandır,  kula minnet eylemeyiz..

Ancak şu da kesindir ki bu çemberi kırmak için Filistin zalimleriyle değil, kendi milli şuur ve ahlakımızla ittifak kurmalıyız.

Allah hepimize bu zalim topluluğa karşı Gök Sultan Abdülhamit hanın gösterdiği feraseti göstermeyi nasip etsin.

Bunda direnen arkadaşlar ise bulundukları mekanlarda “One Coca Cola” diyerek hayatlarına devam etsinler…