Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Orta yaşlara gelmişsiniz, anneden babadan, babaanneden, dededen, yazın gittiğiniz caminin hocasından, ortaokulda lisede din kültürü dersinden öğrendiklerinizle mensubu olduğunuz dini yaşamaya çalışıyorsunuz.

 

Yaş ilerledikçe karşılaştığınız haksızlıklar, zorluklar, üzüntüler ve sıkıntılar ile birlikte hayata karşı gittikçe yalnızlaştığınızı hissediyorsunuz.

Kimse sizi anlamıyor, sizde onları.

İnsanlar ve olaylarla ilgili doğru kararlar vermekte zorlanıyorsunuz.

 

Gittikçe güvendiğiniz kişilerin sayısı azalıyor, kaç kişi size güveniyor emin değilsiniz.

Öncelikleriniz farklı, siz manayı önemsiyorsunuz çoğunluk maddeyi.

Siz hakkı savunmaya çalışıyorsunuz ama maddeye öncelik verenlerde aynı şeyi iddia ediyor.

Siz namaz kılıyorsunuz belki onlarında bir kısmı..

 

Arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde insanı ilgilendiren en önemli mesele olan dinimiz ile ilgili bir konu üzerinde uzlaşmak neredeyse mümkün değil..

Uzlaşılsa doğrunun o olduğu kesin belli değil.

Bir bilene soralım deseniz, sorduğunuz kişi doğru söylemiş olsa dahi işinize gelmeyen bir cevaptaitibar edeceğiniz belli değil.

İtibar edelim deseniz söylenenleri nasıl teyit edeceksiniz bilmiyorsunuz.

 

Namazda okunanların anlamını ya bilmiyorsunuz ya okurken düşünmüyorsunuz, ya da düşünseniz de namaz bittikten sonra o manaları günlük hayatınıza uygulamıyorsunuz çünkü bir bütün olarak konuya bakmayı şimdiye kadar hiç denememişsiniz.

 

Kimi akrabanız diyor ki Kur’an’ı okuyarak anlayamazsın bu konuda birinin sohbetine gitmen lazım.

Kimi arkadaşınız diyor ki sadece Kur’an yeter onun içinde akıl sahipleri için her şey yazılı.

Kimi karşılaştığınız kişiler diyor ki bir cemaate üye olman lazım başka türlü işin içinden çıkamazsın.

Kimisi Peygamber efendimiz (s.a.v) hadis-i şeriflerinden faydalanmanız gerekir diyor, hadisin hangisi sahih hangisi işgüzarlar tarafından uydurulmuş araştırma yapmadan kabul etmek mümkün değil.

 

Şunu çok açık bir şekilde söylemek isterim ki bu dünyaya geliş sebebimiz Allah’a güzel kulluk edip en büyük imtihanımızı verebilmek içindir. Bunun haricinde yaptığımız doktorluk, mühendislik, avukatlık, tornacılık, kaynakçılık yan işlerimizdir.

Bu sebeple dinimizi öğrenmek ve onu en iyi şekilde yaşayarak bu imtihanı vermek zorundayız.

Aksi halde bu dünyada sahip olduğumuz ne mallar ne evlatlar bize fayda vermeyecektir.

 

Bu noktada en güvenilir çıkış noktamız Peygamber efendimizin en büyük sünneti ve mucizesi Kur’an-ı Kerimdir. Bütün kafamızı karıştıran soruların temel cevabı Kuran-ı Kerim’de mevcuttur.

Söylenenlerin, yazılanların içerisinde bir sıkıntı söz konusu olduğunu fark edebilmemiz için Kur’an’la çelişkiye düşüp düşmediği noktasında muhakeme yapabiliyor olmamız gereklidir. Bunun içinde onu okumamız üzerinde düşünmemiz ve hayatımızda uygulamamız gideceğimiz tek yoldur.

 

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla

Elif. Lâm. Râ. (Bu,) öyle bir Kitab’tır ki âyetleri, hikmet sahibi, her şeyden haberi olan (Allah) tarafından sağlamlaştırılmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye (her şey onda) açıklanmıştır. (De ki:) “Şüphesiz ben size, O’nun tarafından (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” (HUD 1-2)

 

Bu ayetten açık şekilde anladığımıza üzere biz ÖNCE KUR’AN diyoruz.

Böyle olunca camideki imamın, sohbetteki hocanın, okuldaki öğretmenin, mahalledeki hacı amcanın söylediklerini teyit etme, hadislerin ardına düşme emin olup uygulamaya çalışma gibi bir eğilim başlayacak ve Allah’ın izni ile bu dünyadaki vazifemizin gereklerini yerine getirmiş olacağız.

 

Herkes bıraksa Kur’an- Kerim sizi yalnız bırakmayacaktır.

Siz okuyup onunla bütünleştikçe hayata gözlerimizi kapayıp herkes etrafımızdan gittiğinde, o gelecek ve üzerimizde kalacak son örtü ile aramıza girecektir. Sonrada siz cennete gidene kadar bizi ne kabirde ne ahirette yalnız bırakmayacaktır.

 

Kalın Sağlıcakla.