Herkese merhaba sevgili okurlarım. Tekrar ve tekrardan yepyeni fırsatlarla dolu yepyeni bir hafta ile karşınızdayım. Umarım iyiliklerle karşılaşacağımız çok güzel bir hafta geçiririz.

Geçtiğimiz hafta her sene geleneksel olarak yapılan ve bu sene pandemi dolayısıyla online olarak gerçekleştirilmek zorunda kalınan 30. Özel Eğitim Kongre’si vardı. Alanında uzman birçok hocamız da katıldı. Bilmediğim birçok konuyu öğrenmiş olmasının yanı sıra, alanlarında uzman isimleri 3 gün boyunca peş peşe dinleyince bakış açımda da değişmeler yaşadım. İyi anlamda tabi ki.

Ben de size bu kongrede bahsedilen konulardan bahsetmek istiyorum. Özellikle sınıf öğretmenleri, branş öğretmenleri temalı bir yazı olacak. Şimdiden sevgili okurlarıma duyurulur.

Bu seneki kongrenin ana konusu, kaynaştırma-bütünleştirmeydi. Kaynaştırmamın ne demek olduğunu artık herkesin bildiğine inanıyorum. Bütünleştirme ise daha az duyulmuş bir terim.

Kaynaştırma, özel eğitime ihtiyacı olan, ya da akranlarından geri olan çocukların genel eğitim sınıflarında eğitim görmesidir. Bütünleştirme ise, kaynaştırma öğrencisi olarak sınıfta bulunan bu öğrencinin, okulda bulunan ilgili her personelin iş birliğini kullanarak okulla uyumunu sağlamak. Bütünleştirmek.

Kaynaştırma ve bütünleştirme, özel eğitime ihtiyacı olan öğrencilerimiz için ciddi seviyede önemlidir. Biz toplum olarak artık bunu inkâr etmiyoruz. Ancak şimdi de kaynaştırmayı kaynaştırmıyor, ayrıştırıyoruz. Sınıfta, öğrencinin bireysel farklılıkları, gelişim geriliklerine göre farklılaştırılması gereken ve öğrenciye öyle sunulması gereken ders içerikleri, hiçbir değişiklik yapılmadan, sınıfta bulunan akranlarına sunulduğu şekilde sunuluyor. Bu öğrencilerin gelişim farklılığı olduğunu bile bile, onların başarı duygusunu tatmalarına engel oluyor öğretmenler.

Branş öğretmenleri ise konuyu kendi üzerine almıyor. Pası sınıf öğretmenlerine atıp kolaya kaçıyorlar. Ya da diğer kötü senaryo, her öğretmen ayrı ayrı planlar uyguluyor öğrenci ile. İş birliği içinde yürümesi gereken bu eğitim yolunda, kimsenin kimseden haberi bile olmuyor.

Artık okullarda özel eğitim öğretmenleri bulunuyor. Öğrenciler de özel eğitim sınıflarına gidiyorlar. Ancak, özel eğitim öğretmenleri çoğu zaman bütünleştirmenin dışında kalıyor. Ya da tam tersi bütün bütünleştirme süreci özel eğitim öğretmeninin üzerine yükleniliyor.

Oysa, bütünleştirme denildiği zaman, bütün okul personellerinin o öğrenci için bir araya gelmesi gerekiyor. Sınıf öğretmeninin derste o öğrenci için uyarlamalar yapması gerekiyor. Ve bu uyarlamalar sırasında gerektiği yerde özel eğitim öğretmenine danışması, iletişime geçmesi gerekiyor. Branş öğretmenleri derste farklılıkları görmezden gelip dersi bitirip gitmemeli. Diğerlerine göre geride olan öğrenciler için ders anlatım yöntemini mutlaka değiştirmeli. Çünkü her zaman söylüyoruz ki bir çocuk öğrenemiyorsa muhtemelen biz öğretemiyoruzdur.

Bu söylediklerim sadece özel eğitim alan, kaynaştırma öğrencileri için de değil, herhangi bir tanısı olmaksızın akranlarından geride kalmış her öğrenci için yapılması gereken görevlerdir. Her öğretmen öğrencilerinin gelişimini çok iyi takip etmelidir. Geriden gelen öğrencilerin ailelerine, “Benim artık ondan bir beklentim yok zaten” gibi üzücü cümleler kurmamalı. Aile ile iş birliği içine girerek, öğrencinin öğrenmesini sağlamalıyız. Öğretmenlik bu kadar önemli ve zor olduğu için kutsaldır. Unutmayalım.

Aslında söylenecek daha çok söz var bu konuda. Ancak burada bitirmek daha yararlı olacaktır. Son olarak eklemeliyim ki, öğretmenlerim; elimizin değdiği ve gelecekte elimizin değeceği her öğrenci, bu ülkenin evlatları. Onlara dokunurken aslında kendi geleceğimize dokunuyoruz. Onlara karşı kullandığımız dil, iletişim şekli, yarın genç neslin bize karşı kullanacağı dil olacaktır. Şu koca eğitim sistemi içinde en masum olanlar onlar. Bizden tek istedikleri anlayış. Kendi hatalarımızı ve sistemin yanlışlıklarını çocuklarımızdan çıkarmayalım. Bütünleşelim!