Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Görünürde bir liderimiz vardı ancak işin aslı öyle değildi.

Her nefer bir lider her lider bir neferdi bizim teşkilatta.  Liderlik sorunu yoktu anlayacağınız. Hiç bir zamanda olmamalıydı.

Şu fani âlemin neresinde ne şekilde bir olay olsa elimizle, dilimizle hiç olmadı kalbimizle aynı tepkiyi verirdik, çünkü aynı doktrini okumuştuk anlamıştık ve yemin etmiştik.

 

Bizim bilgi eksiğimizi lider tamamlar, onun anlattığını eriştiremediği yerlere biz ulaştırırdık.

Bizim olduğumuz sokakta bir haksızlık olamazdı,

Bizim yaşadığımız mahallede kimse olmadık bir düzen kuramazdı,

Bizim olduğumuz mecliste kimse milletin hakkına giremezdi.

 

Dünyalık değildi işimiz. Para, mal, mülk, makam mevki değil dava bilinci olanlar önde yürürdü.

Ve kimse bir söz söyleyemezdi önde yürüyene, sadece heves ederdi keşke ben olsam diye.

 

Gördüğünüz gibi nasıl bir teşkilat sorusunun uzun, anlamlı ve zor bir cevabı vardı.

Teşkilat yapısına uymayan davranışlarda bulunanlar,

Teşkilat başkanlarına saygı duymayanlar,

Liderin, teşkilatın, doktrinin verdiği talimatları yerine getirmeyenler,

Günlük menfaat peşinde olanlar, teşkilat makamlarını dünyalık işleri için kullananlar,

Milletin meclislerinde ihale peşinde koşanlar, bu cevabın içinde olamazlardı.

 

Bir gün o kapıda bir gün bu kapıda gezenler,

Seçim zamanı yerini beğenmeyip dava adamlığını unutanlar,

Seçim zamanı teşkilata uğramayıp seçimden sonra teşkilatı ele geçirmenin planlarını yapanlar,

Seçim yokken dava adamı olup, seçim zamanı yok denge siyaseti yok daha fazla oy için davadan bir haber adamları liste başı yapanlar,

Gerçek anlamda hak yoluna kendini adamayanlar,

Nasıl bir teşkilat sorusunun satır satır yazdığımız cevabı içinde var ”mış” gibi taklit yapıp, asla olamayanlardır.

 

Teşkilatımız,

Tüm maddi imkânsızlıklara, yerel ve küresel güçlerin tüm yıpratma, itibarsızlaştırma, bölme ve yok etme çalışmalarına rağmen,

İçimizde yetişmiş veya içimize sonradan dâhil olmuş ancak, yukarıda saydığımız beş bin yıl öncesinden bugüne kadar süre gelen vasıfların onda birine sahip olamayanlara rağmen,

Bugün hala vardır.

Üzerimize düşen, seçimdi, sandık görevlisiydi, delege listesiydi, kongre tarihiydi, gibi konularda tükettiğimiz ruhumuzu tekrar bu değerlere kandırıp,

“mış” gibi yapanlara kapıyı gösterip dip diri bir teşkilat olmalıyız, işte o zaman  

 

Veremeyeceğimiz bir mücadele,

Engel olamayacağımız bir kötü plan,

Elimizi uzatamayacağımız bir mazlum,

Elini kıramayacağımız bir hain,

Kazanamayacağımız bir gönül,

Başarılı olamayacağımız bir seçim,

Veremeyeceğimiz bir hesap olmayacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocaklarımız yarım asrı geçen şerefli mücadelesine halel getirmeden dün olduğu gibi bugünde devam etmektedir.

Gelin o merdivenlerden tekrar çıkın hep birlikte bir çay içelim,

Bir parçası olmadan kimsenin anlayamayacağı teşkilatımıza ve beş bin yıllık sorumluluğumuza yeniden omuz verelim, yeniden hep birlikte teşkilat olalım.

Memleketin bize her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.

 

Anlat bana bir parçacık ecdadımı anlat;

Muhtacım o efsaneye tarihe masal kat.

Yattıkça, büyür dağ gibi bir gövdesi varmış;

Kalkınca, uzar gölgesi dünyayı tutarmış;

Düşmanları müstefreşelerden yumuşakmış;

On saltanat el-pençe rikabında uşakmış;

Öldükçe yaşarmış yeniden hadiselerde…

Muhtacım o ecdada yalandır deseler de.

Anlat bana bir parçacık ecdadımı anlat;

Muhtacım o efsaneye, tarihe masal kat.

 

Ecdadımızı, sorumluluğumuzu ne yapmamız gerektiğini anlattık, bundan sonrası anlımızın yazısı.

Haydi!

Allah yolumuzu açık etsin.

Kalın sağlıcakla.