Müzik, insanoğlunun binlerce yıldır doğayı taklit ederek, duygularını anlatma yollarından birisidir. Müziğin içerisinde doğanın kendisi, hayatın özü bulunur. Dünyanın dönüşü ve buna bağlı olarak oluşan “ritm”; bu ritme bağlı olarak duyduğumuz “ses”ler müziğin özüdür, farklı yansımasıdır. Yani müzik eşittir ses ve ritm. Ancak bu ses ritm birlikteği matematiksel bileşenlerdir. Bunların üzerine duygu, düşünce, ifade, anlatım gibi araçlar da eklendiği zaman, müzik sanat boyutuna geçer.
Yunanlılar müzik için, perilerin(mus) konuştuğu dil(ike-ika), yani “perice” (musika) olarak isimlendirdiler. Bugün dünya üzerinde bu isimlendirmeye yakın şekillerde ifade ediliyor. Music, musikî, mızıka vb.
Türkler de müzik için; “küğ”, “ır”, “yır”, “cır” ifadelerini kullandılar. Bugün ırlamak, cırlamak farklı anlamda kullanılsa da, “ırlamak”, müzik yapmak anlamında kullanılıyordu.
İsim ne olursa olsun dünya yüzeyinde var olan ve insanların hemen hepsinin rahatlıkla ulaşabildiği bir olgudur müzik. Bu kolay ulaşılabilirliğinden olacak ki, bazen kıymeti bilinmez. Nasıl dinlememiz gerektiğini, neyin gerçek müzik olduğunu fark edemeyebiliyoruz.
Müzik öyle bir alan ki, neredeyse kullanılmadığı, işbirliği yapmadığı başkaca alanlar yok gibidir. Eğitim, sağlık, ticaret, siyaset, din gibi çok geniş alanlarda çok etkin bir biçimde kullanıldığını görebilirsiniz.
Bu alanlar tabii ki müziği asıl işlevinden saptırır. Asıl işlevi nedir? Başta da bahsettiğimiz gibi “duyguları anlatma”dır. Yani özünde duygu vardır. İster gönül diyelim, ister yürek, istersek de kalp; bu organ, insan yaşantısında duygu ile ilişkilendirilmiştir. Duygularımızı bu organ üzerinden anlatmayı tercih etmişizdir: kalbimiz kırılır, yürek yeriz, gönlümüz düşer.
Peki duygu, bu işte bu kadar önemliyse, müzik dediğimiz sanatsal olgu “gönül”den çıkıyorsa, bunu dinlemek de, icra etmek de aynı yolla, yani gönülle/yürekle olmamalı mıdır?
Bazen bir müzik icrasının ardından, sanatçıya teşekkür etmek için “ellerine sağlık”, “sesine sağlık” benzeri cümleler kuruluyor. İşte burada bir sorun görüyorum. El veya sese teşekkür ediliyorsa, ya icracı bu icrayı yüreği ile değil eliyle/sesiyle yapmıştır; ya da dinleyici, yüreğiyle değil kulağıyla dinlemiştir. Yürekten icra edilmiş ve yürekten dinlenmiş bir eser için yüreğe teşekkür etmek gerek.
Yukarda sorduğum sorunun cevabı burada geliyor. Evet dinlemek de, icra etmek de gönülle olmalıdır. Müziği icra eden asıl organ veya uzuv, el/ses/boğaz; dinleyen de kulak olmadığına göre tebrik edilmesi gerekenin, sağlık dilenmesi gerekenin yürek, gönül olması gerekir. Yani özü itibariyle, gönüllü ve gönlünce yapılmış bir müzik icrasının tebrîkinde, “gönlüne sağlık” ifadesi bambaşka bir anlam kazanır.
Büyük usta Neşet Ertaş’ın dediği gibi “gönülden gönüle giden yol gizli gizli”…
İşte bu gizli yol, özünde sır bulunan ve adına aşk dediğimiz, kimine göre belâ, kimine göre bera (fazilet) olan durumun, müzik yoluyla aşikâr edilerek, gönülden gönüle köprüler kurarak, gizli gizli anlatılmasıdır.
Gönülden yapılan müziği, can kulağıyla dinleyebilmek ümidiyle…