Müziğin, çocuklar üzerindeki etkisi üzerine düşüncelerimi yazarak, bazı bilimsel çalışmalardan geçen hafta bahsetmiştim. Müziğin çocuklar üzerindeki olumlu etkileri tabii ki bu kadar değil. Müziğin, çocukların zekâsını geliştirdiğine dair kanıtlar da elimizde mevcut.
Örneğin “çalgı” üzerinde duralım. Çalgı kelimesinin, Türkçe sözlükte farklı anlamları bulunmaktadır. “Çalgı aleti”, “müzik aleti” “enstrüman” bu tanımlardan bazıları. Her ne kadar “enstrüman” kelimesi, dilimize daha fazla yerleşmiş olsa da, “çalgı” kelimesi bazılarınca daha kaba olarak nitelense de, Türkçede olan ve niyetimizi anlatmaya fazlasıyla yeten bir kelimedir “çalgı”.
Türk Dil Kurumu’nun internet sitesine ilk girdiğimizde gördüğümüz “dilimiz, kimliğimizdir” yaklaşımını doğru bularak ve destekleyerek “çalgı” ifadesini kullanmanın daha gerekli olduğunu düşünmekteyim.
Çalgı çalmak, bilindiği gibi motor beceri olarak, genellikle iki elle yapılan bir eylemdir. Her iki el de birbirinden bağımsız ve farklı görevler üstlenerek bu motor beceriyi gerçekleştirir.
Birbirinden bağımsız hareket etmeleri, işin zorluğunu göstermektedir. O anda yapılması gereken hareket ne ise (notaya baskı yapmak, tezene vuruşu, titreşim (vibrasyon) vs) o anda yapılmalıdır. 2 saniye geç veya erken olması, hata olarak değerlendirilir.
Bu işlemi tam zamanında gerçekleştirebilmek ise beyni ikiye bölmek demektir. Beyni ikiye bölmek, çocukluk çağlarında daha kolaylıkla öğrenilebilen bir beceridir.
Beyni ikiye bölmek, beyne, müzik ile uğraşmayan insanlarınkinden farklı bir özellik katar.
O yüzden, küçük yaşlarda başlanılan çalgı eğitimi, kişinin ilerleyen yıllara, çevresinden daha farklı düşünebilmesine yardımcı olur.
Peki, “hangi çalgı?” diye soracak olursanız eğer, bu soruya cevap vermeden önce, bu noktada kendi insanımıza iyi niyetli bir eleştiri ve naçizane bir de tavsiyede bulunmak isterim.
Üzülerek ifade ediyorum ki bizim insanımız, çocuğunun müzik ile uğraşması fikrine sıcak bakmışsa, çocuğu 5 yaşına gelince ona çaldıracağı ilk çalgı piyano oluyor. Buraya kadar bir sorun yok aslında. Ancak işin problemli olabilecek bir noktası var.
Piyano, o çocuğun kültüründe yok ise ve iyi bir eğitmen de bulunamamışsa çocuk başarısız olmakla kalmıyor, müzikten de soğuyabiliyor. Bizde bu, beyni ikiye bölme işini, sadece piyano çalgısının yaptığı düşünülür ancak unutulmamalıdır ki; her çalgı, iki elle çalındığı için hepsi aynı işlevi ve aynı faydayı sağlamaktadır.
Yani toplum olarak biraz işin reklam kısmına ağırlık verebiliyoruz. Cinuçen Tanrıkorur, bu konuda çok dertlidir aslında. Kişinin köyde doğup, kulağına ezan okunduğunu, düğünde halay dinlediğini, ölüde ağıt dinlediğini ancak şehre gelip ekonomik olarak durumu değiştiği zaman, kendine sorduğu sorunun “ben şimdi sınıf atladım, bunu ilk olarak nasıl yansıtabilirim?” olduğudur. Bu sorunun cevabını da klasik Batı müziğinde bulduğuna dikkat çeker.
Köyde doğan ve şehirde zenginleşen kişi, evine gelince klasik Batı müziğini açar ve onu dinleyerek iki yana sallanarak duygulandığını belli eder. İşin yanlışı da burada başlıyor.
Kişi klasik Batı müziği elbette dinleyebilir ve bundan duygulanabilir ancak belirli şartlar altında. Bu şartlar nedir? Birkaç şarttan birisi kişinin Avrupa kültürüne uyumu var ise bu duygulanım gerçekleşebilir. Kişi müzik biliyorsa bu duygulanım gerçekleşebilir. Veya buna benzer özel durumlarda kişi yadırganmaz.
Geçenlerde Cahit Berkay’ın bir röportajını hatırlıyorum, şöyle diyordu “yabancı müzik dinle ama önce Âşık Veysel’i tanı”. Bu bakış açısını Barış Manço, Zeki Müren, Sezen Aksu, Safiye Ayla gibi herkesin gönlüne taht kurmuş ve asıl alanı Türk halk müziği olmayan çoğu sanatçıda görebilirsiniz.
Müzik dil öğrenmek gibidir. Yabancı dili öğrenmenin ilk kuralı, kendi dilini bilmektir. Kendi dilinin kurallarını bilmeyen, başka dilleri öğrenmekte zorluk yaşar. Müzikte de önce öz kültüre ait müzikal yapıların öğrenilmesi, devamında başka kültürdeki müzikal yapıları öğrenmeyi kolaylaştırır.
Hepimiz yıllardır okullarda flüt çaldık. Soruyorum, kaç kişi akşam okuldan eve gittiği zaman, annesi veya babası “getir evladım flütünü de bu gün okulda öğrendiğin müzikleri bana çal” dedi?
Benim hiçbir kültüre ön yargım yoktur. Hepsi birbirinden değerlidir. Ancak, müzik öğrenmek için ilk tavsiyem çocuğunuzu, kendi kültürünüze ait çalgılarla müziğe başlatmanızdır. Bundan sonra çocuk hangi çalgıyı çalmak isterse istesin. İnanın bu aşamadan sonra o çocuğun çalacağı çalgı -ister piyano olsun, ister gitar, isterse de banjo, ukulele vs.- daha bir anlam ifade edecektir.
Bu aynı zamanda kültürümüze, tarihimize karşı da sorumluluğumuzdur. Bu sorumluluğumuzu yerine getirmememiz kısa vadede belki önemsiz görünebilir ancak, bu topraklarda kalıcı olabilmemizin ilk şartı kültüre bağlılığımız olduğu için bu konu orta ve uzun vadede hayatidir.
Kültürümüze bağlı, sağlam karakterli, zeki gençleri yetiştirmeye devam edeceğimiz günlerde buluşmak ümidiyle.