Daha önceki yazılarımdan birinde, müziğin bireyler üzerindeki etkisinden genel olarak bahsetmiştim.

Özellikle üniversite çağında, müzik veya halk oyunları ile ilgilenen öğrencilerin, mesleki hayatta yönetici konumda olmaları durumunda, birlikte çalıştığı arkadaşları ile “alt-üst” ilişkisi kurmaktan ziyade, onlarla bir ekip olarak çalıştığını belirtmiştim. Bu, ekip olarak çalışma durumu ise, üretilenlerin daha nitelikli ve daha nicelikli olmasına sebep oluyordu.

Bu tür aktiviteler,  -kişinin yaşı ne olursa olsun- bireyi her yaşta sosyal ve pozitif olmaya yönlendiriyor ki bu da daha kaliteli bir yaşam anlamına geliyor.

Bu tür pozitif etkileri bilimsel çalışmalardan görüyoruz. Bilimsel çalışmalar, sık sık haberlere de konu oluyor. Müzik dinletilen ineklerin, dinletilmeyen ineklere göre daha çok süt verdiğini; müzik dinletilen bitkilerin, müzik dinletilmeyen bitkilere göre daha fazla büyüdüğünü de yine bu çalışmalar sonucunda öğrenebiliyoruz.

Bugün size başka bir bilimsel çalışmadan bahsedeceğim.  Türkçeye “Lokum Testi” olarak çevrilebilecek bu testin asıl ismi “Marshmellow Testi[1]”(Aşağıdaki bağlantıdan, testi inceleyebilirsiniz).

Bu deney 1970 yılında Colombia Üniversitesi’nde Walter Mischel, tarafından uygulanıyor.

Denek çocuklara, bir adet lokum/yumuşak şeker (marshmellow) veriliyor. Çocuğa, bu lokumu yiyip yememesi noktasında serbest olduğu bildiriliyor. Ancak eğer lokumu yemezse, 15 dakika sonra 1 tane daha verileceği söyleniyor.

Bu şekeri yiyen çocuklar “sabırsız”, yiyenler ise “sabırlı” olarak adlandırılıyor.

Daha sonraki yıllarda bu deneye katılan çocuklar tekrar değerlendiriliyor ve genel olarak, sabırlı olan çocukların yani ikinci lokumu bekleyen çocukların, derslerde veya hayatta daha başarılı olduğu tespit ediliyor.

Daha planlı para kazanarak, bu parayı daha planlı harcayabiliyor. İş seçiminde daha planlı davranabiliyor. Kısacası alacağı her türlü kararda, sabırlı olmanın avantajını yaşıyor.

“Peki hocam, müziğin bununla ne ilgisi var?” diye sorduğunuzu duyabiliyorum.

 İşte bu noktada müzik devreye giriyor.

Doğan Kitap yayınları arasında bulunan Prof. Dr. Selçuk Şirin’in yazdığı “Yetişkin Çocuklar” isimli kitapta yazar, müziğin çocuklarda “sabır”ı geliştirdiğine vurgu yapar. Aslında Selçuk Hoca, sadece müziğe değil spora da gönderme yapar kitabında.

Bir çalgı çalabilmek için başlı başına sabır gerekmektedir. Kişi küçük yaşlarda bir çalgı eğitimine başlarsa eğer, sabır olgusu gelişecek ve kişi ileriki hayatında başarılı olacaktır.

1 saat çalgı dersi alırsa bir çocuk, o dersi özümsemesi için her gün düzeli olarak pratik yapması gerekecek. Her gün yapılan pratikler, çocuğu daha ileri bir noktaya taşıyacak.

Her gün düzenli yapılan bu pratikler birikerek kişinin çalgı çalabilmesini sağlayarak, bir taraftan da sabırlı olmayı öğrenmesine olanak sağlayacaktır.

Aynı durumu veya farklı yaklaşımı muhtemelen spor eğitmenleri de söyleyecektir ancak alanım spor olmadığı için bu konuyu, uzmanlarına bırakmakta fayda görüyorum. Bu konuda, onların düşünceleri alınabilir.

Daha mutlu, sabırlı ve başarılı bir gelecek için ebeveynlere düşen görev; çocuklarımızın müzikle bağ kurmasına yardımcı olmaktır.

Müzikle bağları sıkı sıkıya kurulmuş, sabırlı nesiller yetiştirebilmek ümidiyle….

 

 

 

[1] https://www.youtube.com/watch?v=I6HWHfQ6Lm8