Bu hafta, müziğin birleştirici gücü üzerine bir yazı yazmak ve bu yolla, insanımızın nasıl büyük bir kültürel güce sahip olduğunu anlatmak istiyorum.
Eski Çin yazılı kaynaklarından öğrendiklerimize göre, “Türkler, eğlence için bir araya geldiklerinde, kurt gibi uluyarak şarkı söylüyorlardı”. Anadolu’nun kapıları Türkler için açıldıktan sonra –her ne kadar 1071 tarihi tartışılıyor olsa ve şahsen ben de Türklerin 1071’den önce Anadolu’da olduğuna ikna olmuş birisiyim- kutlama için kopuz (bağlamanın atası olan çalgı) çalan ve şarkı söyleyen insanlar vardı. Günümüze de baktığımız zaman bizler için müzik, hayatın her alanında var olan bir olgudur aslında. Ölünün ardından yakılan ağıt da müzik iledir, doğumdan hemen sonra bebeğin kulağına okunan ezan da; savaşlarda söylenen destan da müzik iledir, bebeğe okunan ninni de. Bu örnekleri çoğaltabiliriz tabii ki. Şuna dikkat çekmek istiyorum; Anadolu, doğumdan ölüme, savaştan barışa he olayı müzikle anlatmıştır.
Bu aslına bakarsanız Anadolu’ya has bir özellik de değildir. Anadolu gibi zengin kültüre sahip olan bölgelerin tümü için geçerlidir. Bu bölgelerde yaşayan insanlar için de müzik, kültürel bir mirastır.
Şimdiye kadar bu mirasa o kadar güzel baktık, besledik ve büyüttük ki; içimizden yüzyıllardır şiirlerini müzikle havalandırdığımız ozanlar-âşıklar yetişti. Muharrem Ertaşlar, Aşık Veyseller, Neşet Ertaşlar, Karcaoğlanlar .
Bu isimler, Anadolu’nun birlik mayasıdır. Bizi bir arada tutan büyük güç, işte bu kültürün varlığı ve büyüklüğüdür. Bu kültürün önemli ve kolay ulaşılabilir olan bir maddesi müziktir.
Binlerce yıldır kültürümüzün önemli bir kısmını oluşturan, bu alanda yetiştirdiğimiz nice isimleri sayabileceğimiz müzik, kültürümüz için çok önemli bir birikimdir.
Neşet Ertaş’ın ünlü olan sözlerinden birisi şöyle diyor: “Nerede saz çalan birisini görürsen korkma git yanına otur. Kötü insanların türküsü yoktur”.
Müzik bizi birleştirir…