Vatan, Millet, Sakarya, Hendek
Hendek İnşaat Tadilat

Nasıl başlık çok iddialı değil mi?

Ülkemizde toplumu, siyasi düşüncelere göre guruplara ayırırken kullandığımız birtakım tanımlamalar vardır. İşte bunlardan en geniş kesimi kapsayan tabir “Milliyetçi Muhafazakar”tanımlamasıdır. 

Burada kullanılan “milliyetçi” kavramı vatanını, milletini seven herkesin ortak adıdır.

Bu sevgi, kiminde milli takımın veya Avrupa kupasında mücadele eden bir Türk takımının oynadığı maçta hat safhaya ulaşır, kiminde fabrikada ürettiği ürünü ihracat yaparken ülkesine sağladığı faydanın gururunu yaşarken.

Bazı milliyetçiler meslek seçiminde millet olarak doğuştan kabiliyetimiz olan askerliği tercih edip ecdatları gibi at üstünde ölmeyi arzu ederken, bazıları meslekleri olmasa da her an cepheye koşmaya hazır gönüllü askerlerdir.

Milliyetçiler güvenlik meselelerine en üst seviyede duyarlı oldukları gibi, yerlere çöp atmayacak, yolda yürürken veya etraftakilerle konuşurken kimseyi incitmemeye dikkat edecek kadar ülke topraklarına ve üzerinde yaşayanlara kıymet veren insanlardır.

Devletin düştüğü her sıkıntıda zarar görmek uğruna müdahale ederler ancak dağılmaya müsaade etmezler.

Daha yüzlerce örnek verebiliriz ve böylece görürüz ki ülkemizde aslında milliyetçi olmayan bir kesim yoktur.

“Muhafazakarlık” ise ülkemizde dine önem veren kişileri tanımlamak için sürekli tekrar ettiğimiz bir ifadedir.

Ancak bu ezber ne kadar doğrudur?

Seyyid Ahmed Arvasi Türk İslam Ülküsü cilt 3’te bakın bu konu ile ilgili neler yazmış:

Bize göre yaratılmış olan her şey değişir. Değişmek yaratılmış olanların kaderidir. Değişmeyen ise sadece Yaradan ve O’nun ezeli ve ebedi olan Kelamı ’dır. Şimdi bazıları, yeni yeni sosyal değişmeden çok söz etmektedirler. Oysa, onlar unutmaktadırlar ki yüce İslam’a göre zamanın değişmesi ile hükümlerin değişmesi inkar ve ihmal olunamaz. İslam küfre bulaşmayan beşeri tecrübeye saygılı olmakla birlikte, devamlı bir arayış içindedir ve ona göre “iki günü eşit olan kimse zarardadır”. İslam, bu dinamizmini, kendini kabul eden bütün ırkların ve kavimlerin medeniyetlerine aşılamıştır. Fakat insan tabiatında adeta ikinci bir tabiat durumunda bulunan “atalet” ve “muhafazakarlık” zaman zaman bizim medeniyetimizde de varlığını hissettirmiştir.

Bilhassa son üç asırdan beri kendini atalete (uyuşukluğa) kaptırmış olan İslam kavimleri – haşa- Müslüman olmayı “muhafazakarlık” ile aynı manada kullanmaktadırlar. Esefle belirtelim ki, birçok Müslüman “aile” ve “kişi”, biz Müslümanız manasında “biz mutaassıbız” gibi çirkin ve ahmakça bir ifade bile kullanabilmektedir. Oysa, bunlar şanlı Peygamberimizin taassuptan iğrendiğini “Müslümanların bu felakete uğramaktan” çok korktuğunu hatırlamalı idiler. Yine bunlar İslam’ın “gelenekçilikten” çok “inkılapçı” bir karakter taşıdığını unutmamalı idiler. “

Mevcut durumu muhafaza etmek anlamında kullanılan muhafazakar kelimesinin aslında yaratılış mucizesine ters olduğunu Arvasi hocamız ne güzel ifade etmiş.

İnanıyorum ki ülkemizin yaklaşık %70 ‘ini oluşturan “Milliyetçi Muhafazakar” vatandaşlarımız bu ifadeleri okurlarsa ezberleri bozulacak ve “Harekete” geçeceklerdir.

Değişen dünyada günden güne azalan doğal kaynaklarla, yerimizi, yurdumuzu muhafaza etmemiz için yerimizde sayıp beklememiz doğru değildir.

Nitekim Türk milliyetçileri Başbuğumuzun ifadesi ile “çağlar üzerinden bir sıçrama” yapabilmek adına harekete geçmişler, devletimizde bir yönetim sistemi güncellemesine ön ayak olarak, güçlü bir Türkiye için varlarını yoklarını ortaya koymuşlardır.

Öyleyse vatanını, milletini, dinini, bayrağını, toprağını seven bizi biz yapan ne kadar değerimiz var ise içinde bir parça olsun taşıyan bütün vatandaşlarımızı hiçbir ihanet odağının beklemediği ve hiçbir küresel gücün arzu etmediği şekilde topyekün “Milliyetçi Hareketli” olmalarını bekliyoruz.

Yeni asrı millet olarak biz inşa edebiliriz.