Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Türk dil kurumu sözlüğüne baktığımızda “milliyet” kelimesinin karşılığının “Millete özgü olma veya milli olma durumu” olarak açıklandığını görüyoruz.

Sürekli karmaşık bilgilerle aklımızın ve gönlümüzün doldurup boşaltıldığını düşündüğümüzde “millet” ne demektir açıklamakta fayda vardır. Çünkü görülen odur ki yakında bir yabancının “Ne milletsin?” sorusuna ülkemiz üzerinde yaşayan vatandaşlarımızın vereceği cevaplar iyice farklılık gösterecektir.

 

Mesela biri çıkıp diyecektir ki ben “Türkçe konuşan bir Müslümanım” diğeri,

“ben Türkçeden başka bir dil bilmeyen Karadenizli bir Lazım ve Müslümanım”.

 

 

Başka bir cevap ise “biz Göçmeniz Balkanlardan gelmişiz, Türkçe konuşuruz Balkanlar düşman eline geçince Anadolu’ya sığındık”.

 

Başka biri ise “ben Türkmen dağından geliyorum Türkçe konuşan bir Müslümanım, Suriyeliyim”.

 

Başka biri “ben Türkçe bilirim ama onun yerine Arapça, Türkçe, Farsça kelimelerden karışık bir dil konuşmakta ısrar ederim, isterim ki bu tanımlanamayan dil resmi dil olsun, benim derdim başka anlayacağınız”.

 

Başka biri diyecek “ben babama sordum o da babasına sormuş dedem rahmetli biz Müslümanız ama sizin yeni nesil olarak yaptıklarınızın Müslümanlıkla alakası yok, biz böyle değildik sizin ne olduğunuz belli değil demiş” şeklinde cevaplar alabiliriz.

 

Bu cevaplardan kafası karışan bizler, “Ne milletsin?” sorusunu Diyarbakırlı Ziya Gökalp’e sorduğumuzda uzun fakat bir o kadar keyif veren bir makalesinin giriş kısmında öncelikle; milletin ırk demek olmadığını, kavmiyet demek olmadığını, yaşadığımız yer demek olmadığını, dini inancımız olmadığını, kurduğumuz en güçlü devletin ismi olmadığını bize açıklıyor.

 

Sonrasında ise “ millet, ne ırkın, ne kavmin, ne coğrafyanın, ne politikanın ne de iradenin belirlediği bir topluluk değildir. Millet, dilce, dince, ahlakça ve güzellik duygusu bakımından ortak olan, yani aynı terbiyeyi almış fertlerden oluşan, bir topluluktur. Türk köylüsü onu (dili dilime uyan, dini dinime uyan) diyerek tarif eder.”

 

Bu açıklamalardan sonra anlıyoruz ki Türkçe konuşan, İslam inancına ve ahlakına sahip, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın tarihin başlangıcından bugüne kardeşlerinden dil ve inanç bakımından ayrı düşmemiş kendini korumuş veya dünyanın herhangi bir yerinde uğradığı zulümden kaçıp sığınacak bir yer arayıp Türk yurdunu seçmiş onun dilini öğrenmiş inancını benimsemiş bu kardeşliğin içinde karışmış birleşmiş, milletin dertlerine ortak olmuş, zaferlerinde pay sahibi olmuş, bu milletin terbiyesini ve kültürünü almış aklı ve gönlü Türk olanların hepsinin toplamına TÜRK MİLLETİ denir.

 

Belki yüzyıldan fazladır Türk milliyetçileri bu minvalde ortaya koydukları düşünce, söylem ve eylemlerle Türk milletine ve Türk devletine karşı yapılan bilinçli saldırıların karşısında tek başlarına mücadele etmek zorunda kalmışlar, bazı cephelerde kısmi başarı sağlasalar da maalesef tam anlamıyla engel olamamışlardır.

 

 Şimdi diyeceksiniz tamam güzelde bunların milli takımın maç kazanamaması ile ne ilgisi var?

 Bende sayın Ziya Gökalp beyden yardım isteyeceğim;

 

“Bu bakımdan, milliyette soy kütüğü aranmaz. Yalnız, terbiyenin ve idealin milli olması aranır. Normal bir insan, hangi milletin terbiyesini almışsa, ancak onun idealine çalışabilir. Çünkü ideal bir heyecan kaynağı olduğu içindir ki aranır. Hâlbuki terbiyesiyle büyümüş bulunmadığımız bir toplumun ideali ruhumuza asla heyecan veremez. Aksine, terbiyesini almış olduğumuz toplumun ideali ruhumuzu heyecanlara boğarak mutlu yaşamamıza neden olur.”

 

Biz Türk milliyetçileri soy kütüğü araştırması yapmaya karşı olduğumuz gibi milletimize mensup olan kişilerin terbiye ve ideal anlamında milli olmalarını bekliyoruz. Böyle olmayanların, işgal ettikleri koltuklardan, yönettikleri kurumlardan, sahip oldukları iktidarlardan maalesef istiklalimizi garanti altına alacak ve istikbalimize katkı sağlayacak bir sonuç beklemek zor olur.

 

Türk milleti olarak, yukarıda hassasiyetle tanımladığımız millet olma özelliklerini hiçe sayıp kendimizi başka bir şekilde tanımlamaya kalkarsak, “millete özgü olma ve milli olma durumunu” beceremeyiz.

Böyle olduğunda milliyetsiz tahtadan insanlara döneriz ve ne kılığımızdan kıyafetimizden ne saçımızdan başımızdan nede üzerinde ay yıldız olan o şerefli forma altında verdiğimiz mücadeleden bizim kim olduğumuzu kimse anlayamaz.

 

Nitekim giydikleri kısa paçalı takım elbiselerden, saçma sapan saç tiplerinden, kırmızı beyaz renkleri dürbünle aradığımız formalardan, Çanakkale’de siperden sipere koşuyormuş hissi vermesini beklerken sahada yürümelerinden biz bu arkadaşların kim olduklarını anlayamadık.

Anlayamadık ki aynı heyecanı duyalım ve kilometrelerce mesafe uzakta bile olsak yaydığımız enerjiyle onlara destek olalım, hep birlikte yenelim veya hep birlikte yenilelim.

 

Umarım bu kupa organizasyonu bize kaybettiğimiz duygularımızı tekrar geri kazanmakta bir ders olur.

En azından son maçta sahada başka bir renk ve başka bir yürek görürüz.

Allah Türk milletini korusun!

Türk milleti hakkın izni ile mazlumları her zaman koruyacaktır.

Kalın sağlıcakla.