Mete Gazoz, okçuluk alanındaki başarısı ile göğsümüzü kabarttı. 2020 Tokyo Olimpiyatlarında altın madalya alarak tüm ülkenin gururla kendisinden bahsetmesini sağladı. Millet olarak bu tür başarılar -haklı olarak- hoşumuza gidiyor.
Amasız bir şekilde birleşmeye, aynı şeyleri düşünmeye, aynı duyguları yaşamaya o kadar ihtiyaç duyuyoruz ki bu tür başarılar, spora ilgisi olmayan insanları bile mutlu edip, o alandaki sporu takip etmelerine neden oluyor.
Daha önce de kızlarımız aynı şekilde bizi gururlandırmıştı. Filenin Sultanları olarak bilinen A Milli Kadın Voleybol Takımı da Tokyo’da emin adımlarla ve başarılı bir şekilde ilerliyor.
Bu yazıda bahsetmek istediğim konu sporcularımızın başarısı değil aslında. Bahsetmek istediğim konu, sporcularımızı başarıya götüren etkenler. Sporcularımızın azmi, isteği yeteneği tabii ki çok önemli ancak o sporcuların kimlerle çalıştığına pek dikkat etmiyoruz. Hoca ve öğrenci, kişisel başarının ortaya çıkmasında birbirini tamamlayan önemli paydaşlar. Sporcuların başarıları aynı zamanda onları yetiştiren hocalara da aittir.
Avrupa ve özellikle Almanya’daki futbolcularımızla ne kadar gurur duysak azdır. Hemen hepsinin hikâyelerine baktığımızda, Türkiye’den göç etmiş ailelerin çocukları olduklarını görüyoruz. Burada iki sebep olabilir. İlki, Avrupa’ya göç eden ailelerin çocukları futbola karşı çok ilgili ve yetenekliler; ikincisi de oradaki eğitim sistemi Türkiye’den farklı.
Açıkçası ikinci sebep daha olası bir cevap içeriyor. İlkinde Avrupa’nın veya buradan gidenlerin futbol oynama gibi bir yetenekleri, aranan bir özellik değil. Zira ilk sebep geçerli olsaydı, Almanya’da yaşayan yaklaşık 5 milyon Türk’ten, Türkiye’de 85 milyon tane var. Buradan daha fazla başarılı sporcu çıkması gerekirdi.
Aynı durumu Amerika’daki Aziz Sancar, Almanya’daki Uğur Şahin ve Özlem Türeci için de ifade etmek yanlış olmayacaktır.
Tekrar Mete’ye dönelim. Mete Gazoz, bu başarıya ulaşmak için uzun yıllar meşakkatli bir yoldan geçti. Mental odaklanma, kas gelişimi gibi farklı sebeplerle farklı zamanlarda yüzme, resim, müzik gibi alanlarda dersler almış. Mete’yi hazırlayanlar ise okçu olan anne ve babası.
Belli ki o insanlar “okçu nasıl yetiştirilir?” sorusuna cevap bulabilmiş kişiler.
Mete gibi spor, sanat, edebiyat, bilim alanında gururla isimlerini anacağımız insan gücüne sahibiz.
Aslında yapılması gereken çok zor değil. Mete’nin hocalarına gidip, “sana istediğin desteği vereceğiz, Sizler de ülkeyi dolaşın ve bu alana yetenekli çocukları bulun ve yetiştirin” demeliyiz. Bunun vatan borcu oluğunu onlara anlatmalı ve o insanları bu konuda cesaretlendirmeliyiz. Aslından “biz” derken bunu devlet eliyle yapmalıyız.
Tabii ki önerimiz tek başına başarıya ulaştıramayacaktır. Eğitimin, aile, çevre ve okulla birlikte komplike bir süreç olduğunu biliyoruz. Bunlardan birinin eksik kalması, eğitimin sekteye uğramasına sebep olur. Ancak mümkün olduğu kadar, sürecin aktörlerini bir araya getirmek de başarıyı o derecede arttıracaktır.
Başarılı öğrenciler yetiştiren hocalara tam destek vererek, bu tür gururları her alanda yaşamamamız için hiçbir sebep yok.
Bu gün, bu politika ile eğitim sistemimizi güncellersek, 10 yıla kalmaz ne yetenekler sanat, spor, edebiyat alanında ortaya çıkar. Hepsi birer Neşet Ertaş, Fazıl Say, Mete Gazoz, Mesut Özil olacaktır.