Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

İhtiyacımız var millet olarak.

Neye ihtiyacımız var derseniz son yıllarda yıpratılan ve bizimde buna biraz müsaade ettiğimiz milli bünyemizi ve manevi ruhumuzu güçlendirmeye.

Belki de 90 yıldır ilk defa bu kadar fazla ihtiyacımız var.

Türk devleti her zaman olduğu gibi bugünde,  dünyada ki mazlumlara sahip çıkma görevini yeterli olmasa da ara vermeden yerine getirmeye çalışmaktadır.

Bunun şuan ki en açık örneği Suriyeli kardeşlerimize verilen destektir. Son gelişmelere baktığımızda, Türk ordusu nihayet haddi aşanlara karşı sınırı aşmış ve Türk bayrağını görenlerin yüzlerinde bir huzur tebessümü belirmiştir.

Devletimiz bir taraftan içine uzun yıllar önce sızmış, son yıllarda ise her yerini iyice sarmış olan, paralel devlet terör örgütünü kurumlarımızdan temizlemeye çalışırken bir taraftan da 30 yıldır kene gibi Güneydoğumuza yapışan PKK örgütünü kesin şekilde dağlarımızdan arındırmak için mücadele etmektedir.

Biz bu vazife ve olaylarla uğraşırken Dünya’ya baktığımızda, bizimde bir parçası olduğumuz Ortadoğu bölgesinde her an yeni bir Dünya savaşının başlama ihtimalinin olduğunu görmekteyiz.

Bir yanda BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) kapsamında yıllar önce bölgedeki sınırların değişeceğini resmen açıklayan Amerika ve en büyük destekçisi İsrail diğer tarafta ise sıcak denizler aşkıyla tutuşan ve özellikle Suriye’yi bir uydu devlet olarak kullanmakta kararlı Rusya liderliğinde Çin ve İran.

Sınırları değişecek olan bölge neresi diye çok değil bir insan ömrü kadar geçmişe gidip baktığımızda, yabancı değil Türk devletinin olduğunu görmekteyiz.

Yani demek o ki bu sınır değiştirme hayalinin dokunacağı son nokta yine Türk devleti olacaktır.

Yukarıda belirttiğim üzere gördüğünüz gibi ringin iki tarafında iki "aynı" taraf mevcut.

Peki biz neredeyiz?

Bu sorunun cevabını vermeden önce her iki tarafında gerçekleşmesinden memnun olduğu ve olacağı bazı durumların varlığından söz etmekte fayda var.  

Mesela en birincisi Müslümanların sürekli kafa kesen, insan haklarından habersiz, barbar tipler olduğu düşüncesinin Dünya kamuoyuna hâkim olması. Ki bu durum onların giriştikleri dizayn işine güzel bir gerekçe sağlamaktadır.

İkincisi ise bölgede çok parçalı bir Kürt devleti kurulması, birçok hak ya da batıl mezhep devletlerinin olması, hatta şirket gibi yönetilen sülale devletlerinin ortaya çıkmasıdır. 

Böylelikle bütün pastayı bir taraf yiyemese de birazını Rus birazını Amerikalı yiyecek sonuçta Müslümanların zenginliklerini onlar yöneteceklerdir.

Kamuoyunda çok sık geçtiği üzere malumunuz 14 yıldır ülkeyi yöneten iktidar sahipleri, BOP projesinin eş başkanlığına soyunmuşlardı. Sonrasında ise Irak kan gölüne dönmüş, Arap baharı başlamış ve bildiğimiz ne kadar İslam ülkesi varsa baharı beklerken mezarlarla yüzleşmişlerdi.

En son ise Suriye’de milyonlarca insanın kanına, canına, ırzına, malına, huzuruna kast eden ve uzun yıllardır sonuçlanmayan bir süreç başlamıştı.

Şuan ise 15 Temmuz darbesi altında ABD kaynaklı birimlerin olduğu iddiası ile gerilen ilişkiler, bizi ringin Rusya tarafında yer alacakmışız gibi bir hamle yapmamıza sebep oldu.

Bakalım ilerleyen günler ne getirecek hamleler nasıl olacak hep birlikte göreceğiz fakat bence ring üzerindeki iki taraftan da bize bir hayır yoktur.

 

Neden mi? Çünkü biz ringin kendisiyiz. Üzerinde kim dövüşürse dövüşsün, ring sarsılmakta, çiğnenmekte, hasar görmekte, üzerinde kan dökülmektedir.

Yukarıda sorduğum sorunun cevabı budur.

Öyle ise bizim topraklarımızdan, ata yadigârı Müslüman kardeşlerimizin topraklarından bu emperyalistleri atmamız gereklidir.

Milli ve manevi yönden güçlenmeye her zamankinden çok ihtiyacımızın olmasının sebebi budur.

“Yüksek dağlar ve pınarlar da hayırlı ruhların makamı sayılıyordu. Bunlara Yir-sub (yer-su) deniliyor ve onlar da tazim ediliyordu. Nitekim buralarda Tanrı’ya dua ediliyor ve kurbanlar kesiliyordu. Bu makamlar İslam evliyalarının türbelerine benzemekte; vatan şuurunu doğurmakta ve kuvvetlendirmekte idi….Göktürkler ve Uygurlar yılın beşinci ayında aynı mukaddes dağ üzerinde toplanır; Tanrı’ya ve atalara kurban keserlerdi. Çin kaynaklarında ecdat mağarası olarak tanınan bu yer Türk ananesinde Ergenekon ismini almıştır.   “

(Prof. Osman Turan – Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi)

Bu satırları okuyunca, mazlum milletlerin umudu Türk milletinin, bu bayram Mekke’de yüce Allah’ın huzurunda bayram namazını kıldıktan sonra, “ecdat mağarasında” bir araya gelerek şüphesiz inanıp söz verdikleri yüce Allah’ın rızası için kurbanlarını kesmeleri, güçlendirdikleri ruhları ve bedenleri ile yıldırım gibi yetişip kasırga gibi eserek, dünyayı aydınlatan güneş olmaları yegâne arzumdur.  

 

Burada tasvir ettiklerimiz fiili olarak imkân dâhilinde olamayabilir ama namazımızı Mekke’de kılıyormuş gibi hissetmemiz sadece samimi olmamıza bağlıdır. Kurban’ı ise nerede kestiğimizden ziyade Allah yolunda kurban olacak bir bütün millet ruhuna bürünmemiz bu kutsal yolda en güçlü zırhımız en büyük silahımız olacaktır.

Geçmişte bunu yaptık gelecekte de yapacağımıza olan inancımız tamdır.

 

Kalın sağlıcakla.