61reis54 @ gmail.com

Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da 

onlarla sohbet ediyor, ' Nerelisin?' gibi sorular soruyordu.
Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı. Yanına 
çağırdı ve merakla sordu:
" Adın ne senin evladım?" dedi.
" Ali, komutanım" dedi.
" Nerelisin?"
" Tokatlıyım, komutanım, Tokat'ın Zile kazasındanım..."
" Peki evladım, bu kafanın hali ne? Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?"
" Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden 
yaktığını da bilmiyorum."
" Peki dedi üsteğmen. "Gidebilirisin Kınalı Ali."
O günden sonra Ali'nin adı Kınalı Ali oldu.
Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı 
da alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve
dürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı.
Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım istedi.
" Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum.
Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz? "Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi.
" Sen söyle biz yazalım" dediler.
Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de söylenenlerin doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu.
" Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada
çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin."
Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını 
sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin 
kendisini merak etmemesini söyledikten sonra, Biz burada var oldukça bilesiniz 
ki düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir tümcesi ile bitiriyordu.
Tam zarf kapatılırken Ali " iki üç satır daha ekleteceğini" söyleyerek 
Mektubun sonuna şunları yazdırdı.
" Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, Burada 
komutanlarım da, arkadaşlarımda benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek 
sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet'e gelecek, Onu gönderirken sakın 
kına yakma saçına. Burada onunla da dalga geçmesinler. Tekrar ellerinden öperim anacığım."
Gelibolu'da savaş giderek şiddetleniyordu. ingilizler kesin sonuç 
almak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz 
önceleri birer, birer, sonraları beşer, beşer,
Onar, onar şehit oluyorlardı. Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor, 
onlarında sayıları giderek azalıyordu.
Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali'nin komutanı bu durum karşısında
çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine 
insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye 
göndermek zorunda kalmaması için Allah'a dua ediyordu.
Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları, 
komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini 
istediler. Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme 
gönderdiğini bile, bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye hayır, bile,bile ölüme gidiyorlardı.
O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan 
Kınalı Ali'nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit 
olmuştu. Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali'ye anne, babasından
mektup geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile 
okumaya başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı 
mektubuna aile adına babası yanıt veriyordu.
" Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim. 
Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında 
cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı 
ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme."
Babası mektupta köydeki herkesten akrabalarından haberler verdikten
sonra "şimdi ananın sana diyeceği var" diyerek sözü ona bırakıyordu.
Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali'nin anasının ağzından yazılmıştı şöyle diyordu anası:
" Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime
de yakma demişsin.
Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler. 

Bizde üç işe kına yakarlar;

1 - GELİNLİK KIZA, GİTSİN AİLESİNE, ÇOCUKLARINA KURBAN OLSUN DİYE
2 - KURBANLIK KOÇA, ALLAH'A KURBAN OLSUN DİYE
3 - ASKERE GİDEN YİĞİTLERİMİZE, VATANA KURBAN OLSUN DİYE...

Gözlerinden öper, selam ederim. Allah'a emanet olun 

" Ali'nin mektubu okunurken ve çevresindeki herkes onu dinlerken, 
hıçkıra, hıçkıra ağlıyordu... "
(Bu mektubun aslı Çanakkale Müzesindedir.)

İşte bu topraklar bu kutsal duygularla “VATAN” yapıldı. Bu duygularla korundu.

Hepimizin bu duygu ve düşüncelerle bu kutsal topraklara sahip çıkması gerekiyor.

“Çanakkale ruhu” dedikleri aslında “TÜRK” milletinin ruhudur. Ve bu ruhunu bu millet tarih boyunca defalarca kez göstermiştir. Gerekirse sonsuza dek defalarca kez göstermeye de hazırdır. Yeter ki Türk milleti kendi olsun. Bilge Kağan’ın dediği gibi: “Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir. Ey TÜRK titre ve kendine dön.”

Bu aziz vatan için can verip şehit olan, beden verip gazi olan tüm yiğitleri şükran ve minnet duygusu ile anıyor manevi huzurlarında saygı ile eğiliyorum.

Kalın sağlıcakla…