Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Tam 28 gündür yapılan darbe girişimiyle yatıp darbe girişimiyle kalkıyoruz. Hatta hiç yatmayanlar sabahlara kadar nöbet tutan vatandaşlarımız var.

Özellikle televizyon ekranlarında gerek devleti yönetenler, gerek siyasi kişilikler, gerek uzman veya araştırmacı olarak açıklama yapanlar her gün yeni bir bilgi ve bağlantı paylaşıyorlar. Memleketimizin başına gelen bu olayın resmi gözlerimizin önünde şekillendikçe, vahametinin kafamızın içine sığmayacak kadar büyük olduğunu görüyoruz. 

Belki şimdiye kadar direk sormadık, soramadık veya sorsak cevap bulamadık, verilen cevaplarla tatmin olamadık, bize sorduklarında soranlara çekinmeden cevabı veremedik.
Çünkü uzun yıllardır hasret kaldığımız birlik ve beraberlik tablosuna zarar gelsin istemedik.
En azından ben böyle yapmaya çalıştım.

Bu duygu hali içindeyken 28 gün sonra ben cevabı buldum ve soruyu çekinmeden soruyorum.
Kim suçlu?

Kandırılmış Müslüman mı?
Çaşıt ruhlu Mürit mi?
İmam isimli ajan mı? 
ABD uşağı sahte dervişler mi?
Onları kırk yıldır devletin her kademesine yerleşmesine müsaade eden geçmişten günümüze iktidar sahipleri mi?
Onları yetiştiren istihbarat örgütümü?
Ortadoğu’yu ve İslam Âlemini kendine uşak yapmak için bunları kullanan ABD mi?
Hayır!

Cevabı direk vermeyelim biraz heyecan olsun.

Önce biraz bedenimizde dolaşalım.

Orhun abidelerinin bir kısmında Vezir Tonyukuk “Türk tanrısı, sevdiği ve himaye ettiği milletinin hanları, beyleri ve halkı doğru yoldan, milli örf ve nizamdan ayrıldığı için onları cezalandırdı ve mahkûm etti.” (Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi – Osman Turan)

Yine aynı abidelerin diğer bir kısmında Bilge Kağan milli türe ve ananelerine bağlı kalmaktan uzaklaştıkları için Tanrı’nın kendilerini elli yıl boyunca Çin esaretine mahkûm ettiğine inanmış ve bu nedenle Orhun Kitabelerinde geçen;
 “Ey Türk ve Oğuz beyleri, milleti dinleyiniz! Üstte gök basmadığı, altta yer delinmediği halde senin ilini ve türeni kim bozdu? İtaatin sayesinde seni yükselten hakim kağanına ve müstakil devletine fenalık eden sensin. Silahlı, mızraklı askerler mi gelip seni dağıttı ve götürdü?
Ey Türk Milleti, titre ve kendine dön!  

Görüldüğü gibi eski çağlardan beri, Allah tarafından direk bir felaket gelmediği takdirde “bizim kitabemizde” devletimizin ve milletimizin güçsüz düşmesine yer yoktur
Hakikaten olağanüstü bir doğa olayı olmadığı halde neden biz böyle bir esarete düşmüştük?
Sebebi yavaş yavaş ortaya çıktı değil mi?

Şimdi birazda ruhumuzda dolaşalım..
İbn Mes’ûd’dan (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v):
–Kuşkusuz benden sonra adam kayırmalar ve yadırgayacağınız bir takım işler olacak, buyurdu.
–Ey Allah’ın Resulü, o zaman ne yapmamızı emredersiniz, dediler. Resûlullah:
–Yükümlülüklerinizi yerine getirir, kendi hakkınızı ise Allah’tan istersiniz, dedi.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’e “Kıyamet ne zaman kopacak?” deyince, Resûlullah: “Emanet kaybolunca, kıyameti bekle” buyurdu. Bedevî: Emanet nasıl kaybolur? Dedi. Resûullah’da: “İş ehil olmayana verilince kıyameti bekle” buyurdu. (Buhari, İlim, 2)
Açıklama: Ehil olmayanlar düzgün iş yapamazlar. İşi düzgün ve yerinde yapmamak da zulümdür. Zulmün sonu da yıkımdır, zulüm beldeleri harap eder, bereketi, güven ve huzuru ortadan kaldırır. Hak ve adalet duygusu zayıflar, kimse kimseye itimat etmez. Ümitler söner, şevkler kırılır. Vücuttaki mikroplar kademe kademe insanı yıprattığı, sonunda ölüme götürdüğü gibi haksızlıklar da yavaş yavaş toplumu helake sürükler. Bu, söndürülmeyen küçük bir kıvılcımın koskoca bir ormanı, bir beldeyi yakması gibidir.

Ben bu satırları okuyunca suçluyu buldum.
Siz bulamadıysanız birkaç kez daha okuyun.

Kimliğinden, dilinden, töresinden, var oluş gayesinden uzaklaşan kim?

Akıl dini İslamiyet’i aklını kullanarak araştırıp öğrenmek ve uygulamak yerine ısrarla başkalarının anlattıkları üzerinden ve hiç sorgulamadan öğrenmeye çalışan kim?

Hakkımızı Allah’tan istemek yerine şifayı sudan, dermanı ilaçtan, zenginliği babadan, makamı il başkanından isteyen kim?

Düşünmeyen, tartışmayan, istişare edip bir sonuca varamayan, bilime, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne tam manasıyla itibar etmeyen kim?

Tüyü bitmemiş yetimin hakkı cümlesini binlerce defa duymamıza rağmen adam kayırma sistemini ayyuka çıkaran kim?

Biziz.

Öyleyse suçlu kim?

Arkadaş hak ettiğimiz gibi yönetiliyoruz.
40 yıldır emeğimizi, hakkımızı, özgürlüğümüzü, kimliğimizi, devletimizi, toprağımızı, kardeşliğimizi, imanımızı çalmaya çalışanlara karşı bir “kışt” dedik mi? Bir gece sokakta sabahladık mı?
Şimdi geldiğimiz noktada bizimde, bizi yönetenlerinde bir suçluluk duygusu içinde olduğumuz açıktır. O zaman bağışlanmak için üzerimize düşenleri yapmalıyız.
Ne yapmamız gerektiğine bir sonraki yazıda devam edelim.
Kalın sağlıcakla.