Bir gün komşum bana şöyle dedi;
"Sabah namazına kalkıyorum ve etrafıma bakıyorum, bir iki evin haricinde kimsenin lambası yanmıyor. "

Ben de ona,
"Sen namazamı kalkıyorsun, yoksa insanları gözetlemeye mi kalkıyorsun? " deyince,

"Yooo..." diye cevap verdi.

Bu nasıl bir çelişkidir ki, ne inandığımızı ne de yaptığımızı biliyoruz.

Ramazan mukabelesinde çocuklar çok gürültü yapınca, mukabeleye gelen kadınlar, çocuklu kadınlara karşı, rahat Kur'an dinleyemiyoruz diye tavır alıyor ve tepki gösteriyorlardı. 
Ben de kendimce çözüm olur diye,
çocukları topladım ve onlarla bir anlaşma yaptım. 
Anlaşmamız şöyleydi, 
"Mukabele bitene kadar Kur'an dinleyen ve uslu duranlara her gün ödül verilecek, anlaşmaya uymayanlara ağlasa da zırlasa da ödül yoktu."

Çocuklar kabul ettiler.
Ertesi günü ödüllerini getirdim ve onlara anlaşmamızı hatırlattım. 
Mukabele bitince de ödülü hak edenlere dağıtacağımı söyledim. 

Mukabele bitti ama çocukların içinden bir tanesi anlaşmaya uymamıştı. 
Diğer çocuklara ödüllerini verdim o çocuğa sıra gelince,
"Sen uslu durmadın ve ödülü kazanamadın. Bak arkadaşların anlaşmaya uydular ve ödüllerini hak ettiler. Ama üzülme, sen de yarın ödül kazanabilirsin." deyince çocuk ağlamaya başladı. 
Annesi de ısrarla ödül vermemi söyleyince, 
"Hak etmediği bir ödülü ona verirsem öteki çocukların hakkını yemiş olurum. Yarın uslu dursun hak etsin." dedim.
Tavrımda kararlı olduğumu görünce kadın, çocuğunu aldı gitti.

Ertesi günü çocuklara anlaşmamızı tekrar hatırlattım. 
Mukabele sonrası tüm gelen çocuklar uslu durdukları için ödüllerini hak etmişti. 
Dünkü çocuğa da ödülünü verirken,
"Bak gördün mü isteyince oluyormuş, bugün anlaşmaya uydun ve ödülünü hak ettin. Aferin sana." deyince,
Yanlarında bulunan teyzesi,
"Dün eve gidene kadar ağladı. Çocuğu ağlatarak günaha girdin valla." dedi.
Hasbunallah çektim, ve,

"Günaha mi girdim? Himm...
Demek ki benim günah sevap defterimi sana sorarak yazıyorlar." diyebildim.

Çok kızmıştım. Ancak o kişiye ne söylersen söyle boş geleceğini biliyordum.

Aslında böyle insanlara çok üzülüyorum. 

Peygamber Efendimiz sav. bir gün sahabeye soruyor;
"Müflis  kimdir?" diye.
Sahabeden bir kaç kişi cevap veriyor;
"Ya Rasulallah. Müflis demek aciz, hiçbir kimsesi olmayan, hiçbir şeyi olmayan demektir." deyince,
Efendimiz sav.
"Hayır. Müflis demek, bu dünyada amellerle ve ibadetlerle defterini doldurup, hesap gününde de kul haklarıyla kazandıklarını dağıtarak kendine hiçbir sevap kalmayandır. " der.

İşte bu hadisi okuduğumda ben çok etkilenmiştim ve çok düşünmüştüm. 

Kimse kimseyi bilemez.
Kimse kimsenin mücadelesini anlayamaz.
Kimse kimse ile ilgili hüküm veremez.

Hüküm ve karar Allah cc. 'ındir.

Bi de O ' nun işini O ' na bıraksalar...

Hocalığı eline alıp kimin cennete kimin cehenneme gideceğini biliyormuş gibi ,bu görev sanki ona verilmiş gibi yargıyı eline alanlar mi dersiniz...

Tesettüre girince açık şekilde giyinenlere kötü kadın muamelesi yapanlar mi dersiniz...

Evet...
Aslında İslami yaşayarak ve kendi yaşantılarına tatbik ederek bizlere örnek olanlara hiçbir sözüm yok. Hatta benim için bunu başarabilen her insan çok çok değerlidir. 

Ama be kardeşim, 
Bizim Peygamberimiz insanları aşağılayarak, yaptıklarıyla hor görerek ve azarlayarak İSLAM ı tebliğ etmedi ki...

Benim güzel kardeşim, 
Bizim Peygamberimiz insanlara anlatarak, örnek olarak yaşadı. Yargılayarak ve hüküm vererek, seçerek İSLAM a çağırmadı ki...

Sorarım şimdi sizlere,
Savunduğun ve hayatına idame ettirmeye çalıştığın İSLAMİYET in neresindesin?

Benim bildiğim İslamiyet, önce davet dinidir. 

Yaşadığımız şu zorlu ahir zamanda bizler birçok zor imtihanlardan geçiyorken, kimin ne ile nasıl mücadele ettiğini bilmezken,

KİMSENİN KİMSEYE
OTURDUĞUN YERDE DEVLET KURUP DEVLET YIKIYORSUN,
SAVUNDUKLARINI YAŞAMIYORSUN 
DEMEYE HAKKI YOK...

Bunları deme hakkını kendinde buluyorsan eğer, 
ben de sana dostça ve arkadaşça 

"Müflis olma" derim.

Gençlik, sizleri anlayamadığı için ,sizler de gençliğe anlatmayarak, öğretmeyerek tepkili davrandığınız için bozuluyor.

Vücudunun bir kısım yerlerine dövme yaptıran bir delikanlıya, 
"Neden dövme yaptırma ihtiyacını duydun?"
diye sordum.
O da bana,
"Hoşuma gidiyor. Kızların ilgisini çekiyor. " dedi.
"Peki dövmenin haram olduğunu biliyor musun?"
diye sorunca,
"Yooo. Bilmiyordum." dedi.
Ben de ona dövmenin dinimizdeki yerini ve haramlığını anlattım. 
Delikanlı çok üzüldü. 
"Bana daha önce kimse böyle anlatmamıştı. Ama benim bunları sildirmem çok para tutar." deyince,
"Dur bakalım Fıkıhsal fetvasını soralım. Belki bir çözümü vardır. " dedim.
Araştırdık ve gusüle mani olmayacağını öğrendik. 
Artık yaptığından pişman olduğunu Allah cc ' a anlatmak ona, affetmek de Allah cc. 'a kalmıştı. 
Benim vazifem buraya kadardı. 

Ben bu çocuğa ,
"Sen ne yaptın? Cehennemde yanacaksın. " diye tepki gösterip onu dışlasaydım asıl kaybeden ben olurdum, diye düşünüyorum. 

Size verilen görev ,
uyarmak ve doğruyu gösterip anlatmak.
Bakış açısını çevirmek. 

Bunları yaparak kazanmak.

Bırakın  Allah cc. ' ın işine karismayi,
Size soracak olsaydı Mevla kullarını, 
Dilediği gibi vermezdi kararını. 

Ey müslüman kendini bir halt sanma,
İşine bak başkalarına sarma,
Hayr almak varken de ah kazanma.

Kim kimin işinde derken,
Kim kimin peşinde gozetlerken, 
Dikkat et olmayasın elindekinden. 

Allah 'a emanet olun...