Fark ettiniz mi bilmem? Günde üç öğün “keşke”liyoruz kendimizi. “Keşke mavi pantolonum makinede olmasaydı. Keşke biraz daha uyuma şansım olsaydı. Keşke o eteği alsaydım. Keşke ona o cümleyi söylemeseydim.”

Hayır! Bundan sonra “keşke” yok, “iyi ki” var.

“İyi ki mavi pantolonum makinedeymiş. Yoksa siyah pantolonumu giyemezdim. İyi ki erken kalkmışım. Bak, saat 09.00 fakat ben işlerimi bitirdim bile. İyi ki o eteği almamışım. İndirim zamanı geldi, o zaman alsaymışım daha çok para verirmişim. İyi ki ona gerçek duygularımı söylemişim. Bilmesi onun hakkıydı.”

Geri dönüş hakkımız maalesef yok. O an öyle esmiş, öyle demişim. Ne yapayım? Geri alma tuşum da yok. Şimdi kendimle nasıl barışayım?

Kendimizi “iyi ki”leyerek!  Biliyorum, böyle söyleyince bir garip geliyor. Ama yaptığımız hangi şey mantıklı ki zaten? Mantıklı olan şeylerin, mantıksızlar kadar eğlenceli olmadığı kanısında yalnız değilim herhalde. Ama konumuz bu değil, iyi ki.

 

Şimdi sizlerden isteyeceğim bir şey var: Tam şu an, kafanızın içindeki düşünce balonlarından herhangi birini çekip alın. Başına, ortasına, sonuna… Fark etmez. “İyi ki” koyun ve sonra yavaşça tüm vücudunuza yayılacak olan mutluluğu bekleyin.

Hissedeceksiniz.