Edebiyat-Kültür- Sanat

Köklü Türk tarihinin altın sayfalarına yazılmış olan Çanakkale Zaferi, yüz bir yaşına geldi. Her yıl Mart’ın 18’inde bir milletin “birlik” oluşunun timsalleri, farklı mekânlarda ama aynı temalarla anlatılır, canlandırılır. Türk’üm diyen herkesin gurur duyacağı bu muharebenin hem geçmişle bağlantısı hem de geleceğe mesajları vardır. Esas olan da bu gururu hem yaşayabilmek hem de bu gururla yaşlanabilmektir. Tarih her zaman tekerrüre müsaittir.

Trablusgarp ve Balkan Savaşlarıyla lime lime edilen Osmanlı İmparatorluğu’nun son bir kalesi kalmıştı. O kale, Bizans’ın ensesine vura vura fethettiğimiz İstanbul’du. İstanbul hem Osmanlı’ya vurulacak son darbeyi hem de asırlardır bitmek bilmeyen ve bitmeyecek olan kuyruk acısının ifade bulduğu bir medeniyet merkeziydi. Biz, Ergenekon’da nasıl demir dağlarla çevrildiysek Çanakkale’de de demir tabyalarla çevrilmiştik. Biz, Ergenekon’dan kurtuluşu nasıl halkın içinde yaşayan bir zanaatkârla (demir ustası) sağladıysak Çanakkale’yi de aynı inanca sahip halkın azmiyle geçilmez kıldık. Ne diyordu vatan şairi Namık Kemal “Vatan Şarkısı” adlı şiirinde: “Fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır.” Ve belki de en önemlisi, biz, Ergenekon’da nasıl bir bozkurdun yönlendirmesiyle doğru yolu bulup devleti yaşattıysak Çanakkale ve sonrasında da Mustafa Kemal milli egemenliğin esas olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atacaktı.

Toplumsal buhranlara sebep olan en önemli ihtiyaç, kuşkusuz “güvenlik” ihtiyacıdır. Bir milletin yaşadığı coğrafyada güvenlik yoksa geriye tek bir çıkar yol kalacaktır: Mücadele… Mücadelede Hakk yolunda can vermek de var, zafere ulaşmak da. Asırlardır nice mücadelelerde olmaz denileni başaran Türk milletinde “umutsuzluk” Çanakkale’de de yakışmayacaktı. Zira Berlin’de Teşkilat-ı Mahsusa (bugünki MİT) göreviyle bulunan ve Balkanlardaki mağlubiyetlerden derin üzüntü duyan Âkif, kurtuluşun ümitsizlikle gelmeyeceğini sezmiş olacak ki Çanakkale Savaşı’ndan önce aşağıdaki “Birlik” şiirini kaleme alacaktır:

 

Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.

Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz;

Düşer mi tek taşı sandın harim-i namusun,

Meğer ki harbe giden son nefer şehid olsun.

Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa,

Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,

Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar

Taşıp da kaplasa âfakı bir kızıl sarsar,

Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;

Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;

Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,

Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz!

 

Bu birlik öylesine bir birliktir ki efsanelerde bile göremeyeceğimiz hikâyeleri beraberinde getirecektir. Daha bıyıkları terlememiş Galatasaray Lisesi’nin ölüme koşan Mehmetlerini mi dersiniz, anaların evlatlarının saçlarına “Seni vatana kurban ettim.” diyerek kına yakıp göndermesini mi dersiniz, tek başına koca mermiyi sırtlayan Seyit Onbaşı’nı mı dersiniz?.. Hangi hikâyeye dalsanız kulağınıza o meşhur Çanakkale türküsünün tınısı gelir. Ve gururlanarak neden bu ülkenin parçalanamayacağını anlarsınız.

Resmî kayıtlara göre 76 bin, resmi olmayan kayıtlara göre de 250 bine yakın Mehmedimiz, Çanakkale’de şehadet şerbetini içmiştir. Aradaki yaklaşık 174 bin farkın nedeni ise olsa olsa o dönemde ve o kargaşada kayıt imkânının bulunmayışıdır. Bunca insan, yani senin, benim, bizim dedemiz; ölüme koşarak gidiyorsa bu, milletin asil ruhunun bir göstergesi değil de nedir! Çanakkale dendiğinde “Dönmeyi düşünmediler!”, sözü belki de bizlere kararlılığı kanıtlayan önemli sözlerdendir. Düşününüz, kumanyayı paylaştığınız, şakalaşıp özlemlerinizi anlattığınız, soğuklarda ısınmak için sık saflarda uyuduğunuz dostlarınız bir bir toprağa düşüyor ve siz hâlâ “vatan” diyorsunuz. Hüseyin Nihâl Atsız’ın “Kahramanlık” adli şiirindeki şu mısralar, o kahramanlara ithaf edilirse yerinde olacaktır:

Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından

 Koşar adım gitmeli onların arkasından.

 Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından

 İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.

Neferin şehit, ordunun gazi olduğu, kanla yazılmış belki de dünyanın en büyük kara savaşı, bugün 101 yaşında. Tarihe mal olmuş büyük olaylar, hem milleti yüceltmede hem de yanlışları düzeltmede önemli hadiselerdir. Bugünün nesli, Çanakkale Savaşı’nı kavramalı ve “vatan” kavramının sadece sınırları çizilmiş coğrafya parçası olarak görmemelidir. Bedene mana nasıl ruhla geliyorsa ülkeye de mana tarihiyle gelir. Çanakkale’deki birlik ve beraberlik bugün için yegâne kaynaktır. Esas olan o birliğin herkese layıkıyla anlatabilmek ve yaşatabilmektir. Anlatabilmek, yaşatabilmek ümidiyle… Şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum.