Birkaç haftalık aradan sonra tekrar merhaba.
Geçtiğimiz hafta, Pınar Gültekin isimli kızımızın, yürek yakan ölümü ile ülkece yüzleştik.
Sonu gelmeyen bu vahşet haline nasıl geldiğimizi sorguluyorum. Biz ki, bırakın insanı, ister bitki isterse hayvan olsun her türlü canlı hayatını sonlandırmayı hoş görmeyen bir milletiz.
“Yaş kesen baş keser” demişiz.
Kadın cinayetleri ise ayrı bir başlık. Biz tarih boyunca kadına her zaman kıymet vermiş, onu el üstünde tutmuşuz. Kendini medeni olarak adlandıran çoğu batı ülkesinden daha önce kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkı tanımışız.
13. yüzyıl Türk düşünürlerinden Hacı Bektaş-ı Veli’nin “kadınları okutunuz” şeklindeki öğüdünü duymuşuz, tutmuşuz.
Geldiğimiz noktada ise neredeyse bunların tümü tartışılıyor.
Buradan hareketle, bu meseleye sanatçıların bakış açılarından bahsetmek istiyorum. Daha önce duymuşsunuzdur; hikaye öyle anlatılır ki; Aşık Veysel’in eşi, başkası ile kaçmaya karar verir. Bundan haberdar olan Aşık Veysel, eşine teşekkür ederek ayakkabısına para koyar. Engelli bir insanla yaşamanın zorluğunu tahmin etmiş, o zamana kadar emeklerini görmüş ve eşinin de hayalleri ve hayatının olabileceğini anlayışla karşılamıştır.
Henüz eşi bile olmamış insanı öldürme yetkisini kendisinde gören insanlar, bu bilinçten oldukça uzak.
Pınar Gültekin’in katlinin ardından kimin ne dediğine baktım. Demet Akalın, kızın varile nasıl sokulabildiğini merak etmiş ve “üzerine beton dökmek nedir ya” şeklinde oldukça ilginç bir noktaya odaklanmış.
Murat Övünç isimli bir fenomen de kadınların fazla konuştuğuna vurgu yapmış ki bu kişi cinsel tercihini sanırım erkek olma yönünde ortaya koymuyor. Bu tercihinden dolayı da ailesi ile yaşadıklarını farklı röportajlarda anlatmış.
Bu kişiler kendisini günümüz “sanatçı”ları olarak adlandırıyor. Ancak Âşık Veysel’in yukarıdaki bakış açısını görünce, Neşet Ertaş’ın “Kadınlar insandır, biz insanoğlu” sözünü düşündükçe, sanatçı dediğimiz kişileri biraz daha ölçüp biçmemiz ve bunun ardından o payeyi uygun olanlara vermemiz gerekiyor sanırım. Çünkü gerçek sanatçılar ile -tabir doğru olursa- “çakma sanatçılar” arasında düşünsel anlamda oldukça büyük farklar var.
Sanatçı, toplumda önder olmalıdır, yaşantısı ile örnek olmalıdır. Yanlış bir imaj yaratmaktan, yanlış örnek olmaktan çekinmelidir. Yanlış örnek olacaksa eğer, bizler bunun “rol model” olma durumunu yeniden değerlendirmeliyiz.
İnsan, aşk uğruna kimseyi öldüremez, sanatçı da bu duruma her durumda karşı çıkar. Ağacı da hayvanı da insanı da yani kısacası yaşadığı çevreyi her şeyiyle korur kollar.
Şükür ki bahsettiğim örneklerin dışında, gerçekten hepimize örnek olabilecek hayat tarzıyla, işini doğru dürüst yapan sanatçılar da var.
Yani işin özü, kimlere sanatçı payesi verdiğimizi sorgulamak, toplum için fırsattır.
Tekrar yaşanmaması dileklerimle…