Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

İstanbul fethedildiğinden beri, şiirlere konu olan güzel çehresi nasıl değiştiyse…

 

Her köşesi tarih, kültür ve maneviyat dolu bu şehir; koynunda nice edipler, alimler, kahramanlar ve şehitler yatan bu hakikat cevheri, taşı toprağı altın diyerek önce maddeleştirilip sonra nasıl karış karış parsellendiyse

 

İnsanımız da o misal yuvarlandı gitti uçurumlardan… Tutamadık…

 

Devleti uğruna kendi neslini feda edecek kadar akıl sınırlarını zorlayan devleti ebet müddet felsefesinden; eşini, dostunu, akrabasını bir yerlere getirmenin derdine düşenlerin gündelik yaşam anlayışına geçiş…

 

Buydu işte Fatih Sultan Mehmet Han’ın türbesine ilk gittiğim vakit, kendimi mahcup hissettiren görünüş.

 

Bırakın ellerimi arkaya atmayı, yüzüme kapatıp utancımdan ağlamak gelmişti içimden.

 

Zaman zaman memleketimde vicdanlara sığmayan manzaralar gördükçe, o ziyaretim gelir aklıma… Mahzun olurum…

 

Ey fethe mazhar olan kahraman komutan ve güzel ordusu!

 

Nasıl ki İstanbul o dönem yıkık, dökük bir halde sizin gelmenizi beklediyse, bugün de kendine layık olanı beklediğine, canı gönülden inanıyorum.

 

Ben görür müyüm bilmiyorum…

Görenlerin gönlüne bir cümle koymuş olsak kafi…

 

Kutlu olsun İstanbul’un Fethi…