SAÜ Eğitim Fakültesi
MUSTAFA-ÇİÇEK

Her insan yaşamının bir amacı olsun ister. Bunun için okur, çalışır, evlenir, çocuk yetiştirir; bu süreçte kendisi için koyduğu hedeflerden başaramadıklarını bir de çocuğu ile gerçekleştirmeyi dener. Nedir bu döngünün amacı? Toplumda var olmak mı, kendini gerçekleştirmek mi ya da mutlu olmak mı? Bana kalırsa tüm arzularımızın, hayallerimizin, hedeflerimizin en temel amacı; insanın varoluşunu anlamlı kılma çabasıdır. Bu haftaki başlığıma benimle aynı görüşü paylaşan Avusturyalı nörolog ve psikiyatrist Viktor Emil Frankl’ın (1905-1997) düşüncelerini paylaştığı ‘’İnsanın Anlam Arayışı’’ kitabının adını verdim. Frankl’ın bu kitabında şöyle der:

‘’Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. Yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi.

Yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. Nihai anlamda yaşam, sorunlara; doğru çözümler bulmak ve her birey için, kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelir.’’

Frankl’ın anlatmak istediği şey; anlamın peşinden koşmanın ya da mutlu olmayı temel ilke edinmenin sonucunun bir hiçlik olduğudur, insanı boşluğa sürüklediğidir. Mutlu olmanın yolu mutlu olmayı amaç edinmek değil mutlu olmak için nedenler aramaktır. Asıl soru şu olmalıdır: yaşam bizden neler bekliyor? Ne yapmalıyız varoluşumuzu anlamlı kılmak için? Frankl’ın bu soruya verdiği cevap ‘’Logoterapi’’ adlı kuramının temelini oluşturuyor.

  • Bir eser üretmek ya da bir işte çalışmak (Bu resim yapmak, fotoğraf çekmek, günlük tutmak, belki de bir hayır kurumuna gönüllü çalışan olmak ya da ihtiyacı olana yardım etmek olabilir.)
  • Başka insanlarla etkili iletişim kurma becerisi
  • Kaçınılmaz acıya yönelik bir tavır geliştirmek

 

Bunları başardığımız zaman hayatta mutlu olmanın yolunu bulmuşuz demektir, anlam arayışından kaynaklanan boşluğu doldurmuşuz demektir. Kendinizi var etmek ve bu dünyadan ayrıldığınızda ‘’Ben oradaydım, işte kanıtım!’’ diyebilmek için bir eser üretin. Birini sevin bunun için, sahip olduğunuz şeyleri sevdiklerinizle paylaşın, yardımınıza ihtiyacı olan insanların elinden tutun. Birini mutlu etmek sizi de mutlu edecektir. Ve en önemlisi hayatın size sunduğu zorluklara karşı göğüs gerin, acının da yaşamın bir parçası olduğunu kabullenerek yaşayın. Bu, yaşamı daha katlanabilir hale getirecektir. Yazımı Frankl’ın anlatmaya çalıştıklarımı özetleyen iki sözü ile sonlandırmak istiyorum.

‘’Eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa, acıda da bir anlam olmalıdır. Acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. Acı ve ölüm olmaksızın, insan yaşamı tamamlanmış olmaz.’’

‘’Başarıyı amaçlamayın. Bunu ne kadar amaç haline getirip bir hedefe dönüştürürseniz, kaçırma olasılığınız da o kadar artar. Çünkü mutluluk gibi başarının da peşinden koşamazsınız. Kendisi ortaya çıkmalı, kendisi oluşmalı ve sadece kişinin kendisinden...’’